İfa Yeri, İfa Zamanı ve Kısmi İfa: Borç Nerede ve Ne Zaman Ödenir?

- İfa yeri önce tarafların açık veya örtülü iradesine göre belirlenir; sözleşmede bir kayıt varsa TBK m. 89’daki sıralamaya hiç sıra gelmez.
- Sözleşmede kayıt yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir (TBK m. 89/1-1). Bu, para borcunu kural olarak “götürülecek borç” yapar.
- Parça borçları sözleşmenin kurulduğu sırada malın bulunduğu yerde, diğer bütün borçlar doğdukları sırada borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir.
- Götürülecek borç, borçlunun alacaklıya kadar götürdüğü borçtur; aranılacak borçta ise alacaklı, edimi borçlunun yerinden almak zorundadır.
- Bu ayrım kağıt üstünde kalmaz: ifa yeri, HMK m. 10 üzerinden yetkili mahkemeyi ve İİK m. 50 üzerinden yetkili icra dairesini belirler.
- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, para borcunun kaynağının önemli olmadığını — sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme fark etmez — ve alacaklının kendi yerleşim yerinde takip başlatabileceğini kabul etmektedir.
- Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar ise kural olarak aranılacak borç sayılır; bu yüzden çek ve bonoda alacaklı doğrudan kendi yerinde takip yapamaz.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025 tarihli uyuşmazlığın giderilmesi kararında, muhatap bankaya ibraz edilip karşılıksız kalan çekin aranması tüketildikten sonra götürülecek borç niteliği kazandığını belirlemiştir.
- İfa zamanı kararlaştırılmamışsa borç, TBK m. 90 uyarınca doğduğu anda muaccel olur; muacceliyet olmadan temerrüt de olmaz.
- Borçlu, aksi anlaşılmadıkça borcu vadeden önce ifa edebilir; ancak erken ifa ettiği için kendiliğinden indirim isteyemez (TBK m. 96).
- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa isteyen taraf, sonraya ifa hakkı yoksa kendi borcunu ifa etmiş ya da önermiş olmalıdır (TBK m. 97).
- Borcun tamamı belli ve muaccel ise alacaklı kısmi ifayı reddedebilir; kabul ederse borçlu ikrar ettiği kısmı ödemekten kaçınamaz (TBK m. 84).
- Kısmi ödemenin hangi borca mahsup edileceği TBK m. 100-102’ye göre çözülür; beyan ve makbuz yoksa sıra kanunla belirlenmiştir.
- Yetki itirazı kesin yetki hâli dışında kendiliğinden incelenmez; süresinde ileri sürülmezse yetkisiz yer yetkili hâle gelir.
“Parayı nereye götüreceğim?” sorusu ilk bakışta pratik bir sorudur. Oysa Türk Borçlar Kanunu’nun ifa yerine ilişkin tek bir maddesi, bir alacağın hangi şehirde takibe konulabileceğini, hangi mahkemenin davaya bakacağını ve borçlunun ne zaman temerrüde düşeceğini birlikte belirler. Uygulamada davaların esasına hiç girilmeden, yalnızca “yanlış yerde takip yapıldı” gerekçesiyle reddedildiğini görmek hiç de nadir değildir.
Bu yazıda ifa yerinin nasıl belirlendiğini, götürülecek borç ile aranılacak borç ayrımının ne işe yaradığını, ifa zamanının ve erken ifanın kurallarını, kısmi ifanın reddedilip reddedilemeyeceğini ve yapılan kısmi ödemenin hangi borca sayılacağını Yargıtay kararları ışığında ele alıyoruz.
Kanunî dayanak
TBK m. 89 – İfa yeri: “Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir. Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir.”
TBK m. 90 – Süreye bağlanmamış borç: “İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.”
TBK m. 96 – Erken ifa: “Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlu, edimini sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir. Ancak, kanun veya sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz.”
TBK m. 97 – İfada sıra: “Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.”
TBK m. 84 – Kısmi ifa: “Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir. Alacaklı kısmen ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi tarafından ikrar olunan kısmını ifadan kaçınamaz.”
TBK m. 100 – Kısmi ödemenin mahsubu: “Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz. Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir.”
TBK m. 101 – Borçlu ve alacaklının bildirimi: “Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır.”
TBK m. 102 – Kanuna göre mahsup: “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.”
Götürülecek borç mu, aranılacak borç mu?
Bu ayrım, ifa yeri kurallarının pratikteki karşılığıdır ve sonuçları doğrudan yetkiye yansır.
| Ölçüt | Götürülecek borç | Aranılacak borç |
|---|---|---|
| İfa yeri | Alacaklının yerleşim yeri (veya kararlaştırılan yer) | Borçlunun yerleşim yeri ya da malın bulunduğu yer |
| Kim harekete geçer | Borçlu, edimi alacaklıya götürür | Alacaklı ya da temsilcisi, edimi borçludan alır |
| Nakil masrafı ve hasarı | Kural olarak borçluya ait | Borçlu, edimi alacaklının tasarrufuna hazır bulundurmakla yetinir |
| Tipik örnek | Sözleşmede aksi yazmayan para borcu | Kambiyo senedine bağlı alacak; parça borcu |
| Yetkili mahkeme (HMK m. 10) | Alacaklının yerleşim yeri mahkemesi de yetkili | Alacaklının kendi yerinde dava/takip imkânı yok |
| Yetkili icra dairesi (İİK m. 50) | Alacaklının yeri de dâhil, seçimlik | Borçlunun yeri, ödeme yeri, düzenleme yeri |
| Borcun kaynağı önemli mi | Hayır; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme fark etmez | Senedin niteliğinden doğar, kaynağa bakılmaz |
| Alacaklı taşınırsa | İfa önemli ölçüde güçleşmişse eski yerleşim yerinde ifa edilebilir | Kural değişmez |
| Sözleşmede kayıt varsa | Her iki hâlde de tarafların iradesi önce gelir; TBK m. 89 tamamlayıcı hükümdür | |
Kritik nokta: Yetki, kesin yetki hâlleri dışında kamu düzeninden değildir. Bu nedenle mahkeme veya icra dairesi yetkisini kendiliğinden araştırmaz. Borçlu, ödeme emrine karşı süresi içinde yetki itirazında bulunmazsa ya da davada yetki itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmezse, yetkisiz yer yetkili hâle gelir. Buna karşılık yetki itirazı usulüne uygun yapılmışsa, itirazın iptali davasına bakan mahkeme işin esasına girmeden önce icra dairesinin yetkili olup olmadığını incelemek zorundadır; yetkisizlik sonucuna varılırsa dava esastan değil, geçerli bir takip bulunmadığından reddedilir.
Ne yapmalı? Adım adım yol haritası
- Önce sözleşmeyi okuyun. “Ödemeler … bankasındaki hesaba yapılır”, “ifa yeri Bursa’dır” gibi bir kayıt varsa TBK m. 89’un tamamlayıcı kurallarına hiç sıra gelmez. Örtülü irade de yeterlidir; yılların uygulaması bir ifa yeri belirlemiş olabilir.
- Borcun türünü belirleyin. Para borcu mu, parça borcu mu, yapma borcu mu? Kanunun üç bentlik sıralaması bu ayrıma göre işler.
- Para borcunda alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerini tespit edin. Belirleyici olan sözleşme anı değil, ödeme zamanıdır. Tüzel kişilerde bu yer, merkezin bulunduğu yerdir.
- Alacak kambiyo senedine bağlıysa ayrı düşünün. Çek, bono ve poliçeden doğan alacaklar kural olarak aranılacak borçtur; bu senetlerde alacaklının kendi yerinde takip yapması mümkün değildir.
- Çekte ibraz ve karşılıksız işlemini tamamlayın. Süresinde muhatap bankaya ibraz edilip karşılıksız kaldığı tespit edilen çekte “arama” tüketilmiş olur; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli uyuşmazlığın giderilmesi kararı bu aşamadan sonra borcun götürülecek borç niteliği kazandığını belirlemiştir.
- Yetkili yer seçeneklerini listeleyin. Genel yetkili yer borçlunun yerleşim yeridir (HMK m. 6); sözleşmeden doğan davalarda ifa yeri de yetkilidir (HMK m. 10); İİK m. 50 ayrıca akdin yapıldığı yer icra dairesini de yetkili kılar.
- Seçiminizi dosyada gerekçelendirin. Takip talebinde ve dava dilekçesinde hangi yetki kuralına dayandığınızı açıkça yazın; yetki itirazı geldiğinde savunmanız hazır olur.
- İfa zamanını belirleyin. Vade kararlaştırılmamış ve ilişkinin özelliğinden de anlaşılmıyorsa borç doğduğu anda muaccel olur (TBK m. 90). Muacceliyet olmadan ihtar çekmenin ve temerrüt faizi istemenin hukuki sonucu doğmaz.
- Vadeden önce ödeme yapacaksanız indirim beklemeyin. TBK m. 96 erken ifaya izin verir ama kanun, sözleşme veya âdet öngörmedikçe iskonto hakkı vermez.
- Karşılıklı sözleşmede kendi ediminizi hazır edin. Sonraya ifa hakkınız yoksa, karşı taraftan ifa isteyebilmek için kendi borcunuzu ifa etmiş ya da usulünce önermiş olmanız gerekir (TBK m. 97).
- Kısmi ödeme teklifini bilinçli karşılayın. Borcun tamamı belli ve muaccelse reddedebilirsiniz; kabul edecekseniz makbuza hangi borca ve hangi kaleme (faiz, gider, anapara) mahsup edildiğini yazın.
- Birden çok borç varsa mahsup sırasını kayda geçirin. Borçlu beyanda bulunmaz, alacaklı da makbuzda göstermezse mahsup TBK m. 102’deki sıraya göre yapılır ve sonuç taraflardan birinin aleyhine çıkabilir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/5752, K. 2025/6984, 24.11.2025
Karşılıksız kalan çek, aranması tüketildikten sonra götürülecek borç hâline gelir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin iki hukuk dairesi arasında, çeke dayalı ihtiyati haciz talebinde alacaklının kendi yerinde talepte bulunup bulunamayacağı konusunda uyuşmazlık çıkması üzerine dosya, 5235 sayılı Kanun’un 35/3 hükmü uyarınca Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Daire önce kavramları ayırmıştır: “Aranılacak borç, borçlunun yerleşim yerinde veya malın bulunduğu yerde ifa edilecek borçları ifade eder… Götürülecek borç ise alacaklının yerleşim yerine veya ifa yeri olarak kararlaştırılan yere borçlu tarafından götürülecek veyahut masrafı ve hasarı borçluya ait olarak nakledilecek şeylere ilişkin borçlardır.” Ardından kendi yerleşik uygulamasını hatırlatarak “kambiyo senetlerinden doğan alacaklar, aranılacak alacak niteliğinde olduğundan bu alacaklarda TBK’nın 89/1. hükmünün uygulanamayacağı”nı, buna karşılık “muhatap bankaya ibraz edilen ancak karşılıksız kalan çeke dayalı borcun, bu şekilde aranması tüketildikten sonra, götürülecek borç niteliğini kazanacağı ve HMK’nın 10. maddesi uyarınca ifa yeri olarak TBK’nın 89. maddesi hükmü nedeniyle alacaklının yerleşim yeri mahkemesinin de ihtiyati haciz talebinde yetkili mahkeme haline geleceği”ni belirtmiştir. Sonuç olarak Daire, bölge adliye mahkemesi hukuk daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu yönde giderilmesine, 5235 sayılı Kanun’un 35/4. maddesi gereğince oy birliğiyle ve kesin olarak karar vermiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/18402, K. 2021/5876, 30.09.2021
Para borcunun kaynağı önemli değildir; para borcu kural olarak götürülecek borçtur. Otoyol işletmecisi şirket, ihlalli geçiş nedeniyle geçiş ücreti ve cezasını kendi yerleşim yerinde takibe koymuş; tüketici mahkemesi, uyuşmazlığın “münhasıran para borcuna ilişkin olmadığı” gerekçesiyle TBK m. 89/1’i uygulamayarak davayı dava şartı yokluğundan usulden reddetmiştir. Karar kesin olduğu için Adalet Bakanlığı kanun yararına bozma yoluna başvurmuştur. Daire, “Bu maddeye göre, borç bir miktar paradan ibaret ise ödeme, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde yapılır. Para borçları kural olarak götürülecek borçlardandır. Aynı zamanda para borcunun kaynağı önemli değildir. Para borcunun kaynağı, sözleşme olabileceği gibi, haksız eylem veya sebepsiz zenginleşme veya başka bir neden de olabilir” demiş; buradan “bir para borcunun alacaklısının kendi yerleşim yerinde dava açmasında (veya 2004 sayılı Kanun’un 50. maddesi belirlemesiyle icra takibi başlatmasında) bir usulsüz bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır. Daire ayrıca 6502 sayılı Kanun’un 73/5. maddesindeki yetki kuralının kesin yetki değil, tüketiciye tanınmış seçimlik yetki kuralı olduğunu vurgulamıştır. Sonuç olarak Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne ve hükmün, hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydıyla kanun yararına bozulmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2020/2300, K. 2022/11996, 12.10.2022
Yersiz ödemenin iadesinden doğan alacak da götürülecek borçtur; yetki itirazı reddedilip esasa girilmelidir. Sosyal Güvenlik Kurumu, iptal edilen emekli aylığı nedeniyle ödenen yersiz sağlık giderlerini kendi il müdürlüğünün bulunduğu yerde takibe koymuş; borçlunun yetki itirazı üzerine ilk derece mahkemesi, genel yetkili icra dairesinin borçlunun yerleşim yeri icra dairesi olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Daire, aynı çerçeveyi kurduktan sonra somut olayda şu tespiti yapmıştır: “Takip, davacı/alacaklının seçimine göre hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. Davanın dayanağı icra takibine konu para alacağı olup, talep edilen borç 6098 sayılı TBK’nın 89. maddesi uyarınca götürülecek borçlardandır.” Buna göre “davalının yetki itirazının reddi ile taraf delillerinin toplanıp işin esasına girilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde yetkisiz icra dairesinde takip yapılması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır” denilmiştir. Sonuç olarak karar, davacı yararına bozulmuş ve bu karar oy birliğiyle verilmiştir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2013/23820, K. 2014/33408, 27.11.2014
Kısmi ödemenin hangi borca mahsup edileceği kanunla sıraya bağlanmıştır. İşçilik alacakları davasında uyuşmazlık, işverenin yaptığı kısmi ödemenin hangi alacağa sayılacağı noktasında toplanmıştır. Daire, dava tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84, 85 ve 86. maddelerini (yürürlükteki TBK m. 100, 101 ve 102’nin karşılıkları) aktardıktan sonra sırayı şöyle özetlemiştir: “Bu gibi durumlarda, kısmi ödeme öncelikle muaccel olan borç için yapılmış sayılır. Ödeme zamanında birden fazla borç muaccel hale gelmişse, ödeme ilk takibe konulan borca mahsup edilir. Muaccel olan borçlardan hiçbiri takibe verilmemişse kısmi ödeme ifa zamanı önce gelen borca mahsup edilmiş sayılır. Borçların ifa zamanları (vadeleri) aynı günde gelmişse yapılan kısmi ödeme borçların miktarlarıyla orantılı olarak mahsup edilir. Borçlardan hiçbirinin ifa zamanı gelmemişse, kısmi ödeme alacaklı için güvencesi en az olan borca mahsup edilmiş sayılır.” Daire ayrıca muacceliyeti “alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisidir. Borç muaccel olmadan borçlu temerrüdü söz konusu olmaz” şeklinde tanımlamış ve tek bir alacak bulunan hâllerde temerrüde düşmüş borçlunun yaptığı kısmi ödemenin öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Sonuç olarak hüküm, ödenen tutarın mahsubunun gözetilmemesi ve zamanaşımı değerlendirmesindeki hata sebebiyle oy birliğiyle bozulmuştur.
Bu dört karar birlikte okunduğunda, ifa yeri kurallarının sadece “borcu nereye götüreceğiz” sorusunu değil, dosyanın kaderini belirleyen bir usul zincirini düzenlediği görülüyor. Zincirin ilk halkası TBK m. 89’dur: sözleşmede ifa yeri kararlaştırılmışsa mesele biter, kararlaştırılmamışsa kanunun üç bentlik sıralaması devreye girer ve para borçları için ifa yeri alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri olur.
İkinci halka, bu maddî hukuk kuralının usul hukukuna aktarılmasıdır. HMK m. 10, sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesini de yetkili kılar; İİK m. 50 ise para ve teminat borçlarına ilişkin takiplerde HMK’nın yetki hükümlerinin kıyasen uygulanacağını söyler. Böylece TBK m. 89 üzerinden belirlenen ifa yeri, doğrudan yetkili icra dairesine dönüşür. 4. Hukuk Dairesinin her iki kararında da vurgulanan “davacı/alacaklının seçimine göre hem genel hem de özel yetkili mahkemede açılabilir” cümlesi tam olarak bunu anlatır: alacaklının burada bir seçimlik hakkı vardır, borçlunun yerleşim yeri tek adres değildir.
Üçüncü halka, borcun kaynağının bu değerlendirmede rol oynamamasıdır. Otoyol geçiş ücreti ve cezasına ilişkin dosyada ilk derece mahkemesi, alacağın varlığının önce sözleşmenin ve edimin ifasının tespitine bağlı olduğunu, dolayısıyla “münhasıran para borcu” sayılamayacağını düşünmüştü. Daire bu yaklaşımı benimsememiş; para borcunun kaynağının sözleşme, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme olmasının sonucu değiştirmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Aynı yaklaşım, yersiz ödenen sağlık giderinin iadesine ilişkin dosyada da tekrarlanmıştır. Bu, uygulamada sık rastlanan “sebepsiz zenginleşme alacağı aranılacak borçtur” savunmasının kanuni bir dayanağı bulunmadığını gösterir.
Dördüncü halka, kambiyo senetleri istisnasıdır ve bu istisna kuralı çürütmez, sınırını çizer. Çek, bono ve poliçe kanunen emre yazılı, ibraz senetleridir; hamilin çok hızlı değişebilmesi ve borçlunun çoğu zaman alacaklının kim olduğunu bilememesi nedeniyle bu senetlerden doğan alacaklar aranılacak borç kabul edilir. Dolayısıyla senede bağlı alacakta alacaklı, kendi yerleşim yerinde takip yapamaz; borçlunun yeri, ödeme yeri veya düzenleme yeri icra daireleri arasından seçim yapar.
Beşinci halka, 11. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararının getirdiği ayrımdır. Karar, çekin niteliğinden gelen “aranılacak borç” vasfını inkâr etmemekte; ancak süresinde muhatap bankaya ibraz edilip karşılıksız kaldığı tespit edildikten sonra aramanın tüketilmiş olduğunu ve borcun bu aşamadan itibaren götürülecek borç niteliği kazandığını söylemektedir. Bunun pratik karşılığı nettir: karşılıksız çek elinde olan alacaklı, ibraz ve karşılıksız şerhi tamamlandıktan sonra kendi yerleşim yeri mahkemesinden ihtiyati haciz isteyebilir. Karar 5235 sayılı Kanun’un 35/4. maddesi uyarınca verildiğinden bölge adliye mahkemeleri bakımından bağlayıcıdır ve İstanbul’daki iki daire arasındaki farklı uygulamayı sona erdirmektedir.
Altıncı halka ifa zamanıdır. TBK m. 90, vade kararlaştırılmamışsa borcun doğduğu anda muaccel olacağını söyler; 22. Hukuk Dairesinin kararında yer alan “borç muaccel olmadan borçlu temerrüdü söz konusu olmaz” cümlesi bu kuralın neden önemli olduğunu gösterir. Muacceliyet, temerrüdün ve dolayısıyla temerrüt faizinin, cezai şartın, hatta bazı fesih haklarının ön şartıdır. Erken ifa serbestisi (TBK m. 96) ise borçluya vadeden önce ödeme imkânı verir, fakat kendiliğinden bir iskonto hakkı doğurmaz; iskonto ancak kanun, sözleşme veya âdet öngörüyorsa istenebilir.
Yedinci halka kısmi ifadır. TBK m. 84, borcun tamamı belli ve muaccel ise alacaklıya kısmi ifayı reddetme hakkı tanır — bu, borçlunun “bir kısmını ödeyeyim, gerisini konuşuruz” stratejisine karşı alacaklının elindeki en somut araçtır. Buna karşılık alacaklı kısmi ifayı kabul ederse, borçlu kendi ikrar ettiği kısmı ödemekten kaçınamaz. Kabul edilen kısmi ödemenin nereye sayılacağı ise TBK m. 100-102 ile düzenlenmiştir: borçlunun bildirimi, yoksa makbuzdaki açıklama, o da yoksa kanunun sırası. 22. Hukuk Dairesinin kararı bu sırayı adım adım göstermekte ve tek alacak bulunan hâllerde temerrüde düşmüş borçlunun ödemesinin öncelikle faiz ve masraflara mahsup edileceğine işaret etmektedir. Bu yüzden makbuza yazılan tek bir cümle, yıllar sonra dosyadaki bakiye hesabını değiştirebilir.
Sekizinci ve son halka usuldür. Yetki, kesin yetki hâlleri dışında kamu düzeninden değildir; hâkim kendiliğinden araştırmaz. Ama itiraz usulünce yapıldığında, itirazın iptali davasına bakan mahkemenin ilk işi esasa girmek değil, takibin yapıldığı icra dairesinin yetkili olup olmadığını incelemektir. Yetkisizlik sonucuna varılırsa dava esastan değil, geçerli bir takip bulunmadığından reddedilir; bu da alacaklı için zamanaşımı ve masraf bakımından ağır sonuçlar doğurabilir. Kararlarda tekrar tekrar görülen bozma sebebi de zaten budur: mahkemeler ifa yeri kuralını yanlış uygulayarak yetkili bir takibi yetkisiz saymakta ve esasa hiç girmemektedir.
Sık yapılan hatalar
| Hata | Doğrusu |
|---|---|
| “Borç her hâlükârda borçlunun yerinde ödenir” varsayımı | Para borçlarında kural tersidir: alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri |
| Sözleşmedeki ifa yeri kaydını atlayıp doğrudan TBK m. 89’a gitmek | TBK m. 89 tamamlayıcı hükümdür; tarafların açık veya örtülü iradesi önce gelir |
| Sözleşmenin kurulduğu andaki adresi esas almak | Kanun “ödeme zamanındaki” yerleşim yerini esas alır |
| Sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil alacağını aranılacak borç saymak | Para borcunun kaynağı ifa yerini değiştirmez |
| Çeke dayalı alacakta doğrudan alacaklının yerinde takip başlatmak | Kambiyo senedi alacağı kural olarak aranılacak borçtur; ibraz ve karşılıksız işlemi tamamlanmadan bu vasıf değişmez |
| Yetki itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmeyi unutmak | Kesin yetki dışında itiraz süresinde yapılmazsa yetkisiz yer yetkili hâle gelir |
| Vade yokken ihtar çekmeden temerrüt faizi istemek | Süreye bağlanmamış borçta muacceliyet doğumla gelir; temerrüt için kural olarak ihtar gerekir |
| Erken ödeme yapıp otomatik iskonto beklemek | TBK m. 96 uyarınca indirim ancak kanun, sözleşme veya âdet öngörüyorsa istenebilir |
| Kısmi ödemeyi açıklamasız kabul etmek | Makbuzda mahsup gösterilmezse sıra TBK m. 102’ye göre kanunen belirlenir |
Borcumu nereye ödemem gerektiğini nasıl anlarım?
Önce sözleşmeye bakılır. İfa yeri açıkça yazılmışsa ya da tarafların davranışlarından örtülü olarak anlaşılıyorsa o yer geçerlidir. Sözleşmede bir belirleme yoksa TBK m. 89 devreye girer: para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, parça borçları sözleşmenin kurulduğu sırada malın bulunduğu yerde, diğer bütün borçlar doğdukları sırada borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir.
Para borcunda ifa yeri neden alacaklının yeri olarak belirlenmiş?
Para, taşınması ve nakli görece kolay bir edimdir; kanun koyucu bu nedenle nakil külfetini borçluya yüklemeyi tercih etmiştir. Bu tercihin sonucu, para borçlarının kural olarak “götürülecek borç” sayılmasıdır. Bu nitelendirme yalnızca ödemenin fiilen nerede yapılacağını değil, alacaklının hangi yerde dava açıp takip başlatabileceğini de belirler.
Alacaklı taşınırsa ödeme yeri de değişir mi?
Kural olarak evet, çünkü belirleyici olan ödeme zamanındaki yerleşim yeridir. Ancak TBK m. 89’un ikinci fıkrası bir denge kurar: borcun doğumundan sonra alacaklı yerleşim yerini değiştirmiş ve bu yüzden ifa önemli ölçüde güçleşmişse, borç alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir. Bu istisnanın uygulanması için güçlüğün “önemli ölçüde” olması aranır.
Alacaklı kendi bulunduğu yerde icra takibi başlatabilir mi?
Para borçlarında evet. İİK m. 50, para ve teminat borçlarına ilişkin takiplerde HMK’nın yetki hükümlerinin kıyasen uygulanacağını söyler; HMK m. 10 ise ifa yeri mahkemesini yetkili kılar. TBK m. 89 uyarınca ifa yeri alacaklının yerleşim yeri olduğundan, alacaklı kendi yerinde takip başlatabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bunun bir usulsüzlük oluşturmadığını açıkça belirtmiştir.
Alacağım sebepsiz zenginleşmeden doğuyorsa yine kendi yerimde takip yapabilir miyim?
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararlarına göre para borcunun kaynağı ifa yeri bakımından önemli değildir. Kaynağın sözleşme, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşme olması sonucu değiştirmez; talep konusu bir miktar para ise borç götürülecek borç sayılır. Yersiz ödenen sağlık giderinin iadesine ilişkin dosyada da aynı sonuca varılmıştır.
Çeke dayalı alacakta durum neden farklı?
Kambiyo senetleri kanunen emre yazılı ibraz senetleridir ve hamilleri hızla değişebilir; borçlu çoğu zaman alacaklının kim olduğunu bilmez. Bu nedenle kambiyo senedinden doğan alacaklar aranılacak borç kabul edilir ve TBK m. 89/1 bu alacaklara uygulanmaz. Alacaklı, borçlunun yerleşim yeri, çekin ödeme yeri veya düzenleme yeri icra daireleri arasından seçim yapar.
Karşılıksız çıkan çekte alacaklı kendi yerinde ihtiyati haciz isteyebilir mi?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.11.2025 tarihli uyuşmazlığın giderilmesi kararına göre evet. Karar, süresinde muhatap bankaya ibraz edilip karşılıksız kaldığı tespit edilen çekte aramanın tüketildiğini ve borcun bu aşamadan sonra götürülecek borç niteliği kazandığını; dolayısıyla alacaklının yerleşim yeri mahkemesinin de ihtiyati haciz talebinde yetkili hâle geldiğini belirlemiştir.
Sözleşmede yetki şartı varsa ifa yeri kuralı yine uygulanır mı?
Yetki şartı ile ifa yeri farklı kurumlardır. Geçerli bir yetki sözleşmesi varsa yetki bakımından öncelikle o hüküm dikkate alınır. Ancak yetki sözleşmesinin geçerliliği tacir ve kamu tüzel kişisi olma gibi şartlara bağlıdır ve sözleşmede taraf olmayan kişiye karşı ileri sürülemez. İfa yeri ise borç ilişkisinin maddî hukuk boyutuna ilişkindir ve yetki şartından bağımsız olarak sonuç doğurur.
İfa zamanı kararlaştırılmamışsa borç ne zaman istenebilir?
TBK m. 90 uyarınca ifa zamanı kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç doğumu anında muaccel olur. Yani alacaklı, borcun doğduğu andan itibaren ifayı talep edebilir. Muacceliyet ile temerrüt aynı şey değildir: borç muaccel olsa bile borçlu kural olarak ihtarla temerrüde düşer.
Borcumu vadeden önce ödersem indirim isteyebilir miyim?
Kural olarak hayır. TBK m. 96 borçluya erken ifa imkânı tanır, ancak kanun, sözleşme ya da âdet öngörmedikçe erken ifa nedeniyle indirim yapılamayacağını açıkça belirtir. Erken ödeme yapmadan önce sözleşmede iskonto kaydı bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.
Karşı taraf borcunu ifa etmeden benden ifa isteyebilir mi?
TBK m. 97’ye göre karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede ifa isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına göre daha sonra ifa etme hakkı yoksa kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir. Bu hüküm, uygulamada ödemezlik defi olarak bilinen savunmanın dayanağıdır.
Borçlu borcun bir kısmını ödemek isterse kabul etmek zorunda mıyım?
Hayır. TBK m. 84 uyarınca borcun tamamı belli ve muaccel ise alacaklı kısmi ifayı reddedebilir. Buna karşılık kısmi ifayı kabul etmeyi tercih ederseniz, borçlu kendi ikrar ettiği kısmı ödemekten kaçınamaz. Kabul kararı verilirken alacağın tamamı bakımından haklarınızın saklı tutulduğunu yazılı olarak belirtmek yerinde olur.
Yapılan kısmi ödeme hangi borca sayılır?
Önce borçlunun ödeme günündeki bildirimi esas alınır (TBK m. 101). Borçlu bildirimde bulunmamış ve alacaklının makbuzda gösterdiği borca derhâl itiraz etmemişse makbuzdaki borç için yapılmış sayılır. Ne bildirim ne de makbuzda açıklık varsa TBK m. 102 devreye girer: önce muaccel borç, birden çok muaccel borç varsa ilk takip edilen borç, takip yoksa vadesi ilk gelen borç, vadeler aynıysa orantılı mahsup, hiçbirinin vadesi gelmemişse güvencesi en az olan borç.
Kısmi ödeme önce anaparaya mı yoksa faize mi mahsup edilir?
TBK m. 100’e göre borçlu faiz veya giderleri ödemede gecikmemişse kısmi ödemeyi ana borçtan düşebilir ve bunun aksi kararlaştırılamaz. Buna karşılık Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, temerrüde düşmüş borçlunun yaptığı kısmi ödemenin öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Bu yüzden ödemenin temerrütten önce mi sonra mı yapıldığı belirleyicidir.
Yanlış yerde takip başlattığımı sonradan fark edersem ne olur?
Borçlu süresinde yetki itirazında bulunmamışsa sorun kalmaz; itiraz edilmemiş yetkisizlik giderilmiş sayılır. Ancak usulüne uygun yetki itirazı varsa, itirazın iptali davasına bakan mahkeme esasa girmeden önce yetkiyi inceler ve icra dairesini yetkisiz bulursa davayı, geçerli bir takip bulunmadığından reddeder. Bu sonuç, zamanaşımı ve yargılama gideri bakımından ciddi kayıp doğurabileceğinden takip yeri baştan doğru seçilmelidir.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 84 – Kısmi ifa
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 89 – İfa yeri
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 90 – Süreye bağlanmamış borçta ifa zamanı
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 96 – Erken ifa
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 97 – Karşılıklı borçlarda ifada sıra
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 100 – Kısmi ödemenin mahsubu
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 101 – Borçlu ve alacaklının bildirimine göre mahsup
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 102 – Kanuna göre mahsup sırası
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 6 – Genel yetkili mahkeme
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 10 – Sözleşmeden doğan davalarda yetki
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 50 – Takipte yetki
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 780, 781, 796, 808 – Çekte şekil, ödeme yeri, ibraz ve başvurma hakları
Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: itirazın iptali davası, borçlunun temerrüdü, alacaklının temerrüdü ve tevdi mahalli, görevsizlik ve yetkisizlik kararı ve takas.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları sonucu değiştirebilir.