Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme (TBK m. 129): Tam mı Eksik mi, Kim Dava Açabilir?

legapro kapak 16439 LegaPro Hukuk Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme (TBK m. 129): Tam mı Eksik mi, Kim Dava Açabilir?

Kısaca

  • Bir sözleşmede edimin sözleşmeye taraf olmayan bir kişiye ifa edilmesinin kararlaştırılmasına üçüncü kişi yararına sözleşme denir (TBK m. 129).
  • Bu kurum, sözleşmelerin yalnız tarafları bağlayacağı yolundaki nispîlik ilkesinin istisnasıdır.
  • İkiye ayrılır: eksik (TBK m. 129/1) ve tam (TBK m. 129/2) üçüncü kişi yararına sözleşme.
  • Eksik türde üçüncü kişi yalnızca ifayı kabule yetkilidir; borçludan ifa isteyemez, dava açamaz.
  • Tam türde üçüncü kişi alacağı doğrudan ve aslen kazanır; borçludan ifayı bizzat isteyebilir.
  • Asıl olan eksik türdür; talep hakkının varlığı ayrıca ortaya konmalıdır.
  • Talep hakkı ya sözleşmede açıkça yazılı olmalı, ya tarafların iradelerinden anlaşılmalı, ya da örf ve âdete dayanmalıdır.
  • Üçüncü kişi talep hakkına sahip olsa bile sözleşmenin tarafı hâline gelmez, alacaklının temsilcisi de değildir.
  • Üçüncü kişi hakkını kullanacağını borçluya bildirdikten sonra alacaklı borçluyu ibra edemez, borcun nitelik ve kapsamını değiştiremez.
  • Borçlu, üçüncü kişiye karşı sözleşmeden doğan tüm itiraz ve def’ileri ileri sürebilir.
  • Asıl sözleşme için kanunun aradığı şekil şartı, üçüncü kişi yararına yapıldığında da geçerlidir.
  • Yanlış tarafın dava açması, işin esasına girilmeden sıfat yokluğundan ret ile sonuçlanır.

Sözleşmeler kural olarak yalnız taraflarını bağlar. Buna sözleşmelerin nispîliği ilkesi denir. Ancak hayatın içinde sık sık başka bir kurguya rastlanır: bir banka ile kurum arasında yapılan promosyon sözleşmesinde ödemenin personele yapılacağı kararlaştırılır; bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde bir dairenin bir derneğe verileceği yazılır; bir hisse devri protokolünde bedelin başka bir şirkete ödeneceği belirtilir.

Bu durumların hepsinde aynı soru sorulur: lehine edim kararlaştırılan kişi, tarafı olmadığı bu sözleşmeye dayanarak dava açabilir mi? Cevap, sözleşmenin “tam” mı yoksa “eksik” mi olduğuna bağlıdır ve bu ayrım pek çok davanın kaderini belirler.

Kanunî dayanak

Kurumun tamamı TBK m. 129’da düzenlenmiştir:

“Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir.

Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.”

Kanun, sorumluluk sigortaları bakımından özel bir hâl de öngörmüştür (TBK m. 130):

“Başkasını çalıştıran kişi, çalıştırdığı kişiye karşı hukuki sorumluluğunu güvence altına almak üzere sigorta yaptırmışsa, sigortadan doğan haklar doğrudan doğruya çalışana ait olur.

Ancak, çalışana ödenecek sigorta tazminatı, genel hükümlere göre ödenecek tazminattan indirilir.”

Tam ve eksik üçüncü kişi yararına sözleşme

ÖlçütEksik (TBK m. 129/1)Tam (TBK m. 129/2)
Üçüncü kişinin alacak hakkıDoğmazDoğrudan ve aslen doğar
Üçüncü kişi ifayı isteyebilir mi?HayırEvet
Üçüncü kişi ifayı kabul edebilir mi?EvetEvet
Dava açma hakkıYalnız vaad ettirendeHem vaad ettirende hem üçüncü kişide
Üçüncü kişinin rızası gerekir mi?GerekmezGerekmez
Kural mı, istisna mı?Kural (asıl olan)İstisna; ayrıca ortaya konmalı
Nasıl anlaşılır?Aksi ispatlanamadığındaAçık hüküm, taraf iradesi ya da örf-âdet
Alacaklı borçluyu ibra edebilir mi?EvetBildirimden sonra hayır
Borçlunun def’i hakkıVaad ettirene karşıÜçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir

Kritik nokta: Uygulamada davaların büyük bölümü esasa girilmeden kaybedilmektedir; çünkü yanlış kişi davacı olarak görünmektedir. Sözleşme eksik türdeyse, üçüncü kişi kendi adına dava açamaz — davayı vaad ettiren açmalıdır. Sözleşme tam türdeyse üçüncü kişi kendi adına dava açabilir; buna karşılık vaad ettiren, üçüncü kişi nam ve hesabına dava açamaz. Yani iki ihtimalde de “davacı kim olmalı” sorusu yanlış cevaplanırsa dava sıfat yokluğundan reddedilir. Dava dilekçesi yazılmadan önce sözleşmenin hangi türe girdiği kesin biçimde belirlenmeli, gerekirse her iki tarafın da davada yer alması sağlanmalıdır.

Ne yapmalı? Adım adım yol haritası

  1. Sözleşmenin tam metnini okuyun. Türü, tek bir cümlenin varlığına ya da yokluğuna göre değişir.
  2. Açık hüküm arayın. “Üçüncü kişi bu edimi doğrudan talep edebilir” ifadesi tartışmayı bitirir.
  3. Açık hüküm yoksa amaçsal yoruma geçin. Tarafların ortak niyeti, sözleşmenin bütünüyle belirlenir.
  4. Sonraki davranışlara bakın. Tarafların sözleşmeden sonraki tutumu, talep hakkının tanınıp tanınmadığını gösterebilir.
  5. Örf ve âdeti araştırın. Bazı sektörlerde teamül, üçüncü kişiye doğrudan başvurma hakkı verir.
  6. Şekil şartını kontrol edin. Asıl sözleşme resmî şekle tabiyse, üçüncü kişi yararına düzenleme de bu şekle uymalıdır.
  7. Davacıyı doğru belirleyin. Eksik türde vaad ettiren, tam türde üçüncü kişi ya da vaad ettiren dava açar.
  8. Talep sonucunu doğru kurun. Vaad ettiren, edimin kendisine değil üçüncü kişiye ifasını isteyebilir.
  9. Hakkı kullanacağınızı borçluya bildirin. Bildirimden sonra alacaklı borçluyu ibra edemez, borcu değiştiremez.
  10. Def’ileri hesaba katın. Borçlu, sözleşmeden doğan tüm itiraz ve def’ileri üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilir.
  11. Sigorta ilişkilerini ayrı değerlendirin. Başkası lehine sigortada haklar doğrudan sigortalıya ait olabilir.
  12. Zamanaşımını asıl ilişkiye göre hesaplayın. Süre, kurumdan değil, sözleşmenin türünden doğar.

Yargıtay kararlarıyla

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/940, K. 2022/1271, 22.02.2022

Ayrımın tanımı ve şekil kuralı: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde iki dairenin bir derneğe verileceği kararlaştırılmıştı; dernek, kullandığı dairelere ilişkin arsa paylarının adına tescilini istedi. Daire önce ayrımı tanımlamıştır: “Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişi gerçek anlamda alacaklı değil, sadece borçlanılan edimin lehdarı, yapılacak ifanın muhatabıdır.” Tam türde ise “üçüncü kişi sözleşmeye taraf olarak katılamamakla birlikte sözleşmenin kurulmasıyla alacağı doğrudan doğruya ve aslen kazanmakta, vaad edenden borcun ifasını tek başına hem talep hem de sunulan ifayı kabul hakkına sahip bulunmaktadır.” Şekil bakımından belirleyici cümle şudur: “tarafların yapmak istedikleri asıl sözleşme için kanun hangi şekli öngörmüşse, bunun üçüncü kişi yararına yapılması halinde de aynı şekle uymak gerekir.” Somut olayda asıl sözleşme resmî şekilde yapılmadığı için “Türk Borçlar Kanununun 129’uncu maddesi uyarınca davacı yararına yapılan sözleşme de geçersizdir” denilerek, geçersiz sözleşmeye dayalı müspet zarar istenemeyeceği belirtilmiştir. Sonuç: Hüküm BOZULMUŞTUR (oy birliği).

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5607, K. 2021/3872, 20.04.2021

Vaad ettiren, üçüncü kişi adına dava açamaz: Bir sağlık kurumu, banka ile yaptığı maaş promosyonu sözleşmesine dayanarak, elli personeline promosyon ödenmesi için dava açmıştı. Daire, kurumun kendi sıfatını incelemiştir: “üçüncü kişi, edimi bizzat talep etme hakkına sahip olsa bile, ne sözleşmenin tarafı haline gelir ne de sözleşme alacaklısının temsilcisi durumundadır. İşte bu nedenle üçüncü kişi lehine sözleşmenin, sözleşmelerin nisbiliği ilkesine istisna oluşturduğu söylenir.” Ayrımın nasıl yapılacağı da gösterilmiştir: “Üçüncü kişinin talep hakkına sahip olmaması asıldır. Bu durumun aksi ya sözleşmede açıkca kararlaştırılabilir ya da sözleşmenin yorumu yoluyla böyle bir hakkın zımmen kararlaştırıldığı sonucuna varılabilir.” Sonuçta “davacının… tam üçüncü kişi lehine bir sözleşme olan metne dayanarak üçüncü kişi nam ve hesabına talepte bulunabilmesi mümkün olmayıp, mahkemece davanın, davacının sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekirken davanın esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış” denilmiştir. Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı re’sen BOZULARAK KALDIRILMIŞTIR (oy birliği).

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/707, K. 2025/274, 15.01.2025

Sözleşmenin lafzı tam türü gösteriyorsa esasa girilir: Maden ruhsatına ilişkin protokolde, rödevans gelirlerinin yarısının davacı şirkete ödeneceği ve şartların gerçekleşmesi hâlinde sahanın davacıya devredileceği yazılıydı. Alt mahkemeler sözleşmeyi eksik türde sayarak davayı sıfattan reddetmişti. Daire, ölçütü hatırlattıktan sonra — “üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabileceği ya sözleşmede açıkça yazılı olmalıdır, ya tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden bu durum tespit edilebilmelidir, ya da bu konuda bir örf veya adet bulunmalıdır” — protokoldeki maddeleri değerlendirmiştir: “sözleşmenin ilgili maddelerinde bahsi geçen belirlemeler nazara alındığında, somut olayda tam üçüncü kişi lehine sözleşme şartlarının oluştuğu anlaşılmaktadır.” Bu nedenle davanın esastan incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı ORTADAN KALDIRILMIŞ, ilk derece kararı davacı yararına BOZULMUŞTUR (oy birliği).

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/6418, K. 2022/7838, 07.11.2022

Açıklık yoksa üçüncü kişi dava açamaz: Hisse devir sözleşmesine dayanarak kendi adına talepte bulunan şirketin davası, mahkemece şu gerekçeyle reddedilmişti: “üçüncü kişi yararına sözleşmelerde kural olarak üçüncü kişinin bizzat talepte bulunamayacağı, bunun aksi, yani üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabileceğinin ya sözleşmede açıkça yazılı olması, ya tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden bu durum tespit edilebilmesi ya da bu konuda bir örf veya adetin bulunması gerektiği, dava konusu sözleşmede ise bu konuda açık bir hüküm bulunmadığı, sözleşmenin maddelerinden, tarafların üçüncü kişi davacı şirkete bizzat talepte bulunabilme hakkını vermek iradesinde olduğunun da anlaşılamadığı, bu konuda ticari hayatta bir örf veya adetin de bulunmadığı”. Daire, delillerin takdirinde isabetsizlik bulunmadığını belirterek bu değerlendirmeyi yerinde görmüştür. Sonuç: Hüküm ONANMIŞTIR (oy birliği).

Dört karar bir araya geldiğinde üçüncü kişi yararına sözleşmenin uygulamadaki iskeleti çıkar. İlk ve en önemli halka karinenin yönüdür: üçüncü kişinin talep hakkına sahip olmaması asıldır. Bir sözleşmede birine ödeme yapılacağının yazılı olması, o kişiye dava hakkı verildiği anlamına gelmez. Talep hakkı ya sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmalı, ya sözleşmenin bütününden ve tarafların açıklanan iradelerinden çıkarılabilmeli, ya da o alanda bir örf ve âdet bulunmalıdır. 2022 tarihli hisse devri kararı ile 2025 tarihli rödevans kararı, aynı ölçütün iki farklı sonuca vardığı örneklerdir: birincisinde sözleşmede açıklık yoktu ve dava reddedildi; ikincisinde protokolün maddeleri lehtara doğrudan devir ve ödeme öngördüğü için tam tür kabul edildi ve esasa girilmesi gerektiğine hükmedildi.

İkinci halka sıfatın çift yönlü olmasıdır ve burada en pahalı hatalar yapılır. Eksik türde üçüncü kişi dava açamaz. Ancak bunun simetriği çoğu zaman gözden kaçar: tam türde de vaad ettiren, üçüncü kişi nam ve hesabına dava açamaz. 2021 tarihli promosyon kararı tam olarak bunu söyler — kurum, kendi personeli adına açtığı davayı kaybetmiştir; üstelik alt mahkemeler işin esasına girip personelin statüsünü tartışmışken, Yargıtay meseleyi baştan sıfat sorunu olarak görmüş ve kararı re’sen bozmuştur. Vaad ettirenin elindeki yetki, edimin üçüncü kişiye ifasını istemek ve borcun ifa edilmemesinden doğan kendi zararını talep etmektir; üçüncü kişinin alacağını onun yerine dava etmek değildir.

Üçüncü halka şekildir ve pratikte en sessiz tuzaktır. TBK m. 129 kurumun tabi olacağı şekli düzenlememiştir; ancak asıl sözleşme için kanun bir şekil öngörmüşse, üçüncü kişi yararına yapılan düzenleme de aynı şekle uymalıdır. 2022 tarihli arsa payı kararı bunun sonucunu açıkça gösterir: adi yazılı bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi geçersizdir; geçersiz asıl sözleşmeye eklenen üçüncü kişi yararına kayıt da geçersizdir; geçersiz sözleşmeye dayanarak müspet zarar — yani sözleşme yerine getirilseydi elde edilecek yarar — istenemez. Bir başka deyişle, üçüncü kişi yararına düzenleme, asıl sözleşmenin geçersizliğini onarmaz.

Dördüncü halka hakkın kullanılması ve sınırlarıdır. Tam türde üçüncü kişi, alacağı sözleşmenin kurulmasıyla doğrudan ve aslen kazanır; bunun için ne rızası ne de bilgisi gerekir. Buna karşılık üçüncü kişi sözleşmenin tarafı hâline gelmez ve alacaklının temsilcisi de değildir. Bunun iki pratik sonucu vardır: birincisi, borçlu (vaad eden), üçüncü kişiye karşı hem asıl sözleşme ilişkisinden doğan hem de kişisel olarak sahip olduğu bütün itiraz ve def’ileri ileri sürebilir — üçüncü kişi, sözleşmenin zayıflıklarını devralmış olur. İkincisi, üçüncü kişi hakkını kullanacağını borçluya bildirdikten sonra alacaklı artık borçluyu ibra edemez, borcun nitelik ve kapsamını değiştiremez. Bu bildirim, üçüncü kişinin konumunu güvence altına alan kilit adımdır ve mümkün olan en erken anda, ispatlanabilir biçimde yapılmalıdır.

Son olarak uygulama alanı: kurum yalnızca ticari protokollere özgü değildir. Başkası lehine sigorta, hayat sigortasında lehtar tayini, işverenin çalışanı için yaptırdığı sorumluluk sigortası, kat karşılığı inşaat sözleşmesinde üçüncü bir kişiye daire tahsisi, devir protokollerinde borçların ilgili kurumlara ödenmesi taahhüdü — hepsi bu başlık altında değerlendirilir. Ortak nokta şudur: lehine edim kararlaştırılmış olmak ile dava hakkına sahip olmak aynı şey değildir. Dava açmadan önce yanıtlanması gereken tek soru, sözleşmenin bu iki durumdan hangisini yarattığıdır.

Sık yapılan hatalar

HataDoğrusu
“Adım geçiyorsa dava açabilirim” sanmakAsıl olan, üçüncü kişinin talep hakkına sahip olmamasıdır
Vaad ettirenin üçüncü kişi adına dava açmasıVaad ettiren yalnızca edimin üçüncü kişiye ifasını isteyebilir
Sözleşmeye talep hakkı kaydı koymamakTek cümlelik açık hüküm, tüm tartışmayı bitirir
Şekil şartını atlamakAsıl sözleşmenin şekli, üçüncü kişi yararına düzenlemede de aranır
Geçersiz sözleşmeden müspet zarar istemekGeçersiz sözleşmede müspet zarar talep edilemez
Borçluya bildirim yapmamakBildirimden sonra alacaklı borçluyu ibra edemez
Def’ileri hesaba katmamakBorçlu, sözleşmeden doğan def’ileri üçüncü kişiye de ileri sürer
Edimin kendisine ifasını istemekVaad ettiren, ifanın üçüncü kişiye yapılmasını ister
Sıfat sorununu esasla karıştırmakSıfat yoksa esasa hiç girilmeden dava reddedilir
Üçüncü kişi yararına sözleşme nedir?

Bir sözleşmede edimin, sözleşmeye taraf olmayan bir kişiye ifa edilmesinin kararlaştırılmasıdır. TBK m. 129’da düzenlenmiştir.

Tam ve eksik ayrımı neye göre yapılır?

Üçüncü kişinin edimin ifasını bizzat isteyip isteyememesine göre. İsteyebiliyorsa tam, isteyemiyorsa eksik üçüncü kişi yararına sözleşmedir.

Hangisi asıldır?

Üçüncü kişinin talep hakkına sahip olmaması asıldır. Yani aksi ortaya konmadıkça sözleşme eksik türde kabul edilir.

Talep hakkı nasıl doğar?

Ya sözleşmede açıkça yazılı olmalı, ya tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden tespit edilebilmeli, ya da bu konuda bir örf ve âdet bulunmalıdır.

Tarafı olmadığım sözleşmeye dayanarak dava açabilir miyim?

Yalnızca tam üçüncü kişi yararına sözleşmede. Eksik türde dava hakkı vaad ettirene aittir.

Sözleşmenin tarafı, üçüncü kişi adına dava açabilir mi?

Hayır. Vaad ettiren, edimin üçüncü kişiye ifasını isteyebilir; ancak üçüncü kişi nam ve hesabına talepte bulunamaz. Aksi hâlde dava sıfat yokluğundan reddedilir.

Üçüncü kişinin rızası gerekir mi?

Hayır. Tam türde üçüncü kişi alacağı doğrudan ve aslen kazanır; bunun için ne rızası ne de bilgisi aranır.

Üçüncü kişi sözleşmenin tarafı olur mu?

Hayır. Talep hakkına sahip olsa bile ne sözleşmenin tarafı hâline gelir ne de alacaklının temsilcisidir.

Borçlu hangi savunmaları yapabilir?

Vaad eden borçlu, kendisi ile vaad ettiren arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan her türlü itiraz ve def’iyi, ayrıca üçüncü kişiye karşı kişisel def’ilerini ileri sürebilir.

Alacaklı sonradan borçluyu ibra edebilir mi?

Üçüncü kişi hakkını kullanmak istediğini borçluya bildirdikten sonra alacaklı borçluyu ibra edemez, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.

Şekil şartı var mı?

TBK m. 129 ayrı bir şekil öngörmez. Ancak asıl sözleşme için kanun bir şekil aramışsa, üçüncü kişi yararına yapılan düzenleme de aynı şekle uymalıdır.

Asıl sözleşme geçersizse ne olur?

Üçüncü kişi yararına yapılan düzenleme de geçersiz olur ve geçersiz sözleşmeye dayanılarak müspet zarar istenemez.

Sigorta sözleşmeleri de bu kapsamda mı?

Başkası lehine sigorta, üçüncü kişi yararına sözleşmenin tipik örneklerindendir. Ayrıca TBK m. 130, işverenin çalışanı için yaptırdığı sorumluluk sigortasında hakların doğrudan çalışana ait olacağını düzenler.

Sıfat yokluğu ile dava şartı aynı şey mi?

Hayır. Sıfat (husumet) esasa ilişkindir; yokluğu hâlinde dava esastan reddedilir. Ayrıntı için taraf sıfatı ve dava ehliyeti yazımıza bakabilirsiniz.

Dava dilekçesinde nelere dikkat etmeliyim?

Sözleşmenin türü, davacının sıfatı ve talep sonucu birbiriyle tutarlı olmalıdır. Vaad ettiren dava açıyorsa ifanın üçüncü kişiye yapılmasını istemelidir.

İlgili mevzuat

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 129 — Üçüncü kişi yararına sözleşme
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 130 — Sorumluluk sigortalarında özel hâl
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 128 — Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 12 — Sözleşmelerin şekli
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 — Sözleşmelerin yorumu
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 27 — Kesin hükümsüzlük
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 112 vd. — Borca aykırılık ve tazminat
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706 — Taşınmaz satışında resmî şekil
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1454 — Başkası lehine sigorta
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114 — Dava şartları
  • 2644 sayılı Tapu Kanunu m. 26 — Tapuda resmî senet
  • 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60 — Düzenleme şeklinde işlemler

Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: taraf sıfatı ve dava ehliyeti, sözleşme öncesi sorumluluk, borçlunun temerrüdü, tüketim ödüncü sözleşmesi, ispat yükü.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayda sonuç, sözleşme metninin lafzına ve tarafların gerçek iradesine göre değişir. Üçüncü kişi yararına düzenleme yaparken tek cümlelik bir talep hakkı kaydı eklemek, yıllar sürecek sıfat tartışmalarını baştan önler.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Hukuki rehberler — ilgili sayfalar

Bu yazıdaki konuyla ilgili rehberler, dilekçe örnekleri ve hesaplama araçları.

Aynı kategoriden diğer yazılar

Makaleler

Akreditif (Vesikalı Kredi), Rezerv ve Teyit Bankasının Sorumluluğu

İçindekilerKanunî dayanakAkreditif ilişkisinde taraflarNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Akreditif (vesikalı kredi), alıcının bankasının, satıcıya…

01.09.2026 Yazıyı oku ›
İdare Hukuku Makale

Rekabet Kurulu Soruşturması, Yerinde İnceleme ve İdari Para Cezası (4054 sayılı Kanun)

İçindekilerKanunî dayanakSoruşturma süreci ve yargı denetimiNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Rekabeti engelleme, bozma ya…

01.09.2026 Yazıyı oku ›
Makaleler

Faktoring Sözleşmesi, Alacağın Temliki ve Borçlunun Defileri (6361 sayılı Kanun m. 9)

İçindekilerKanunî dayanakKim, hangi savunmayı yapabilir?Ne yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Faktoring, müşteri (satıcı firma), faktoring…

01.09.2026 Yazıyı oku ›
Makaleler

Marka Lisans Sözleşmesi ve Lisans Alanın Dava Hakkı (SMK m. 24, 148, 158)

İçindekilerKanunî dayanakİnhisarî lisans ile inhisarî olmayan lisansNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Marka hakkı, tescil…

01.09.2026 Yazıyı oku ›
Makaleler

Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık: Yönetim Kurulunun Yükümlülükleri (TTK m. 376)

İçindekilerKanunî dayanakÜç kademe, üç ayrı yükümlülükNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Son yıllık bilançoya göre…

01.09.2026 Yazıyı oku ›
Makaleler

Geminin İhtiyati Haczi, Seferden Men ve Deniz Alacakları (TTK m. 1352-1376)

İçindekilerKanunî dayanakGemi haczinin işleyişiNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Gemiler için özel bir cebrî icra…

01.09.2026 Yazıyı oku ›
WhatsApp İletişim Ara