İnançlı İşlem ve Nam-ı Müstear: Teminat İçin Devredilen Taşınmaz Geri Alınabilir mi?

- İnançlı işlem, bir malın teminat veya yönetim amacıyla, geri verilmek üzere karşı tarafa gerçekten devredilmesidir; devir görünüşte değil, ciddîdir.
- Bu yönüyle muvazaadan ayrılır: muvazaada taraflar devri hiç istemez, inançlı işlemde ise devri isterler ama iade koşuluyla.
- Türk hukukunda inançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir hüküm yoktur; geçerliliği sözleşme özgürlüğüne (TBK m. 26-27) dayanır.
- İnanan, borcunu ödeyerek taşınmazın kendisine geri devrini isteme yolunda bir alacak hakkına sahiptir; mülkiyet inanılana geçmiştir.
- İspat rejimi 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına dayanır: iddia, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanır.
- Yazılı delil, tarafların (veya inanılanın) imzasını taşıyan bir belge olmalıdır.
- Belgenin akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmiş olması sonuca etkili değildir.
- Yazılı delil yoksa, karşı tarafın elinden çıkmış banka dekontu, mektup, yazışma gibi bir delil başlangıcı varsa tanık dâhil her türlü delil dinlenir (HMK m. 202).
- Delil başlangıcı da yoksa ikrar ve yemin gibi kesin delillerle ispat mümkündür; yemin son çaredir.
- Delil başlangıcı yoksa taraflar yakın akraba olsa dahi inanç ilişkisi tanıkla kanıtlanamaz.
- Ön incelemede belirlenen hukukî sebeple bağlılık esastır; mahkeme inançlı işlem yerine hile üzerinden karar veremez (HMK m. 140/3).
- İade istenirken inananın kendi borcunu ödemiş ya da ödemeyi önermiş olması gerekir (TBK m. 97); uygulamada bu, depo kararıyla sağlanır.
Türkiye’de çok yaygın bir uygulamadır: kredi çekilebilmesi, bir borca teminat oluşturulması ya da bir işin yürütülebilmesi için taşınmaz, tapuda “satış” gösterilerek güvenilen bir kişinin üzerine geçirilir. Taraflar arasında sözlü ya da yazılı bir anlaşma vardır: borç bitince taşınmaz geri devredilecektir. Sorun, borç bitip de taşınmaz geri verilmediğinde başlar.
Bu ilişkinin hukuktaki adı inançlı işlem, uygulamadaki eski adıyla nam-ı müsteardır. Konu, yaklaşık seksen yıldır 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı üzerinden çözülmektedir. Aşağıda inançlı işlemin ne olduğunu, muvazaadan farkını ve — davaları asıl belirleyen konu olan — ispat rejimini ele alıyoruz.
Kanunî ve içtihadî dayanak
Türk hukukunda inançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Geçerliliği, sözleşme özgürlüğü ilkesine dayandırılır ve sınırı da yine oradan gelir.
“Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.”
“Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.”
“(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir.
(2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.”
İspat rejiminin asıl kaynağı ise 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Karar, Medenî Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmazlar bakımından muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının dinlenip dinlenemeyeceğini tartışmış ve sonuçta nam-ı müstear davalarının dinlenebilir olduğuna, yazılı delille ispatının mümkün bulunduğuna hükmetmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcıdır.
İnançlı işlem, muvazaa ve benzer kurumlar
| Ölçüt | İnançlı işlem (nam-ı müstear) | Mutlak muvazaa | Muris muvazaası (nispî) |
|---|---|---|---|
| Tarafların gerçek iradesi | Devir gerçekten istenir, ama iade koşuluyla | Hiçbir devir istenmez; işlem görünüştedir | Satış değil, bağış istenir; amaç mirasçıdan mal kaçırmaktır |
| Mülkiyet geçer mi? | Evet, inanılana geçer | Hayır | Görünürdeki satış geçersiz, gizli bağış şekil yokluğundan geçersiz |
| İnananın hakkı | Koşullar gerçekleşince iadeyi isteme (alacak hakkı) | İşlemin geçersizliğinin tespiti | Saklı pay değil, miras payı oranında iptal-tescil |
| Kim dava açar? | İnanan ve halefleri | İlgili herkes | Mirasçılar |
| İspat | Yazılı delil; yoksa delil başlangıcı + tanık; yoksa ikrar/yemin | Muvazaa iddiası üçüncü kişilerce tanıkla da ispatlanabilir | Tanık dâhil her türlü delil |
| Zamanaşımı/hak düşürücü süre | Kural olarak genel zamanaşımı; her dosyada ayrıca değerlendirilir | Süreye tabi değildir | Süreye tabi değildir |
| Karşı edim şartı | İade istenirken kendi borcunu ifa/ifa önerisi gerekir (TBK m. 97) | Yoktur | Yoktur |
Ne yapmalı? Adım adım yol haritası
- Önce ilişkinin gerçek niteliğini belirleyin: taraflar devri gerçekten istediler mi (inançlı işlem), yoksa hiç istemediler mi (muvazaa)? Yanlış nitelendirme, davayı baştan kaybettirir.
- Elinizdeki en güçlü belgeyi arayın: tarafların ya da inanılanın imzasını taşıyan bir protokol, sözleşme, taahhütname veya el yazılı belge. Bu, davanın omurgasıdır.
- Belgenin tarihinden çekinmeyin. Belgenin tapu işleminden önce ya da sonra düzenlenmiş olması sonuca etkili değildir; aranan şey imzayı taşımasıdır.
- Yazılı belgeniz yoksa delil başlangıcı arayın: karşı tarafın elinden çıkmış banka dekontları, havale açıklamaları, mesajlar, e-postalar, imzasız ama el yazısıyla yazılmış notlar, paraflı belgeler.
- Ödeme akışını kronolojik bir tabloya dökün. Kredi tutarının hangi hesaba gittiği, taksitlerin kim tarafından ödendiği, taşınmazda kimin oturduğu gibi olgular delil başlangıcı değerlendirmesinde belirleyicidir.
- Belgenin aslı karşı taraftaysa bunu açıkça ileri sürün ve HMK m. 219-220 uyarınca belgenin ibrazını isteyin; ibrazdan kaçınmanın sonuçlarının uygulanmasını talep edin.
- Delil başlangıcınız yoksa yemin deliline mutlaka dayanın ve fiilen başvurun. Dava dilekçesinde yemine dayanıp sonra vazgeçmek, uygulamada davanın kaybedilmesinin en sık sebebidir.
- Tanık listenizi delil başlangıcına bağlı olarak kurun. Delil başlangıcı yoksa, taraflar baba-oğul dahi olsa tanık dinlenmez.
- Ön inceleme duruşmasında hukukî sebebin doğru saptanmasını sağlayın ve tutanağa geçirtin. Mahkeme, tespit edilen hukukî sebeple bağlıdır.
- Kendi borcunuzu hazır tutun. TBK m. 97 gereği iadeyi isteyen tarafın kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir; mahkemeden borç miktarının tespitini ve depo kararı verilmesini isteyin.
- Tapu kaydını yargılama boyunca izleyin. Taşınmaz satılır ya da cebrî icrayla el değiştirirse HMK m. 125 uyarınca seçimlik hakkınızı kullanmanız gerekir; bu husus mahkemece resen gözetilir.
- Terditli talep kurun: aynî iade mümkün olmazsa taşınmazın rayiç bedelinin tahsilini de isteyin. Zincirleme devirlerde bu talep hayat kurtarır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/483, K. 2023/218, 15.03.2023
İnanç belgesinin tapu işleminden önce düzenlenmiş olması şart değildir; ancak iddianın ispatı yine de inanana düşer. Hukuk Genel Kurulu, önce kurumu tanımlamıştır: inançlı işlemler, “bir kimsenin menfaatinin başkası tarafından korunması veya teminat sağlamak amacıyla ona bazı hakları ciddi olarak devrettiği” işlemlerdir; devir görünüşte değil, gerçektir. Kurul ardından uygulamada çok tartışılan bir noktayı kesin biçimde çözmüştür: “inanç sözleşmesine dayalı iddiaların şekle bağlı olmayan, tarafların imzasını taşıyan yazılı belge ile kanıtlanabileceği, inançlı işleme konu belgenin, akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığı İçtihadı Birleştirme Kararının doğal bir sonucudur… İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğinde yer almayan belgenin akit tarihinden önce düzenlenmesi gerektiği yönündeki bir ek koşulun yorum yolu ile de olsa karar kapsamına alınması mümkün değildir.” Kurul, yazılı delil bulunmasa bile karşı tarafın elinden çıkmış delil başlangıcı varsa tanık dâhil her türlü delille, o da yoksa ikrar ve yemin gibi kesin delillerle ispatın mümkün olduğunu belirtmiştir. Somut olayda ise davacının inanılan olarak gösterdiği kişinin hiç kredi kullanmadığı belirlendiğinden, sunulan ödeme makbuzları delil başlangıcı sayılmamıştır. Sonuç: direnme kararının ONANMASINA, 15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/2587, K. 2024/3660, 21.05.2024
Banka kayıtları delil başlangıcı sayılır; iade istenirken TBK m. 97 uyarınca inananın borcu tespit edilmelidir. Taşınmazını, oğullarının ortağı olduğu şirkete kaynak sağlamak için davalıya devreden malik, kredi tutarının kendi hesabına geçtiğini ve bunu davalının eşine aktardığını, ayrıca kredi taksitlerinin bir kısmını kendisinin ödediğini ileri sürmüştür. Derece mahkemeleri banka makbuzlarını delil başlangıcı saymamış ve davayı reddetmiştir. Daire, hesap hareketlerini tek tek sıraladıktan sonra şu tespiti yapmıştır: “Bu durumda, davacı tarafça sunulan banka kayıtlarının delil başlangıcı niteliğinde olduğu tartışmasızdır. O halde, iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geldiği açıktır.” Daire ayrıca yargılama sırasında taşınmazın cebrî satışla üçüncü kişiye geçtiğini gözeterek, “öncelikle Mahkemece re’sen nazara alınması gereken 6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi çerçevesinde davacıya seçimlik hakkının kullandırılması, davacı ile davalı … arasındaki sözleşmeye esas olmak üzere davacının borç miktarının tespit edilmesi, bundan sonra TBK’nın 97. maddesi gereğince işlem yapılması” gerektiğini belirtmiştir. Sonuç: bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, 21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/4867, K. 2024/6128, 11.11.2024
Ön incelemede belirlenen hukukî sebeple bağlılık esastır; belgenin aslı karşı taraftaysa ibraz hükümleri işletilmelidir. “Protokol” başlıklı bir belgeye dayanılarak açılan inançlı işlem davasında ilk derece mahkemesi, uyuşmazlığı hile hukukî nedenine dayalı sayarak karar vermiştir. Daire bunu doğru bulmamıştır: “İlk Derece Mahkemesince ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olarak nitelendirildiği gözetilerek HMK’nın 140. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince uyuşmazlığın bu hukuki sebep esas alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Bu bağlamda, İlk Derece Mahkemesinin hile hukuki nedeni hakkında değerlendirme yapması doğru olmadığı” belirtilmiştir. Daire ayrıca yol haritası çizmiştir: protokolün aslının davalıda bulunup bulunmadığı HMK m. 219 ve 220 uyarınca değerlendirilmeli, belgenin davalıda olmadığı kanaatine varılırsa dosyadaki ses kayıtlarının ve yazışmaların delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığı irdelenmelidir. Aynı belgeye dayalı başka davalar varsa birleştirme imkânı da araştırılmalıdır. Sonuç: bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, 11.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/5658, K. 2024/5938, 04.11.2024
Delil başlangıcı yoksa taraflar yakın akraba olsa dahi tanık dinlenmez; yemine dayanıp başvurmamak davayı kaybettirir. Baba, taşınmazdaki payını “işlemler tek elden yürütülsün” diyerek oğluna devretmiş, sonradan kararlaştırılan iki bağımsız bölümün kendisine verilmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir. Derece mahkemeleri şu ilkeleri uygulayarak davayı reddetmiştir: yazılı delil, tarafların imzasını taşıyan bir belge olmalıdır; karşı tarafın elinden çıkmış delil başlangıcı varsa HMK m. 202 uyarınca tanık dâhil her türlü delil dinlenebilir; “böyle bir durum söz konusu değilse taraflar yakın akraba olsalar dahi inanç ilişkisinin varlığının tanıkla kanıtlanamayacağı, şayet yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu” kabul edilmiştir. Somut olayda ne yazılı delil ne delil başlangıcı sunulmuş, dava dilekçesinde yemin deliline dayanılmasına rağmen bu delile fiilen başvurulmamıştır. Sonuç: bölge adliye mahkemesi kararının ONANMASINA, 04.11.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.
Birinci halka: kurumun kendisi geçerlidir, sorun ispattadır. Türk hukukunda inançlı işlemi düzenleyen bir kanun hükmü yoktur; ancak sözleşme özgürlüğü kapsamında geçerliliği tartışmasız kabul edilir. Taraflar iade koşullarını, süreyi, hatta akde aykırılığın yaptırımını serbestçe belirleyebilirler; bu hükümler TBK m. 26 ve 27’ye aykırı olmadıkça geçerlidir. Dolayısıyla davalarda tartışma neredeyse hiçbir zaman “böyle bir sözleşme olur mu?” sorusu üzerinde değil, “bu sözleşmenin varlığını nasıl ispatlayacaksın?” sorusu üzerinde yürür.
İkinci halka: ispat üç basamaklıdır ve basamaklar sırayla inilir. Birinci basamak, tarafların ya da inanılanın imzasını taşıyan yazılı belgedir. İkinci basamak, karşı tarafın elinden çıkmış delil başlangıcıdır; bu bulunduğunda kapı açılır ve tanık dâhil her türlü delil devreye girer. Üçüncü basamak ise ikrar ve yemin gibi kesin delillerdir. 2024 tarihli onama kararı, üçüncü basamağı atlamanın bedelini gösteriyor: davacı dilekçesinde yemin deliline dayanmış, ama fiilen başvurmamış ve dava reddedilmiştir.
Üçüncü halka: delil başlangıcı sanıldığından geniştir, ama otomatik değildir. 2024 tarihli bozma kararında banka havaleleri, kredi hesabına yapılan ödemeler ve taksit akışı delil başlangıcı sayılmıştır. 2024 tarihli diğer bozma kararında ses kayıtları ve yazışmaların delil başlangıcı olup olmadığının araştırılması istenmiştir. Buna karşılık Hukuk Genel Kurulu kararında ödeme makbuzları delil başlangıcı sayılmamıştır — çünkü ödemeler, davacının “inanılan” olarak gösterdiği kişiyle değil, zincirdeki başka bir kişiyle ilgiliydi. Ölçüt nettir: belge, iddia edilen inanç ilişkisinin taraflarına ait olmalı ve o işlemi muhtemel göstermelidir.
Dördüncü halka: belgenin tarihi tartışması kapanmıştır. Uygulamada uzun süre, inanç belgesinin en geç tapu işlemi tarihinde düzenlenmiş olması gerektiği ileri sürülmüştür. Hukuk Genel Kurulu bunu açıkça reddetmiştir: 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı böyle bir koşul içermez ve içtihadı birleştirme kararına yorum yoluyla ek koşul konulamaz. Sonradan düzenlenmiş, ancak imzalı bir protokol de pekâlâ yazılı delildir.
Beşinci halka: hukukî sebep ve usul, esas kadar belirleyicidir. Ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık inançlı işlem olarak nitelendirilmişse, mahkeme HMK m. 140/3 gereği bu sebeple bağlıdır ve hile üzerinden hüküm kuramaz. Aynı şekilde, belgenin aslının karşı tarafta olduğu ileri sürülmüşse HMK m. 219-220 işletilmeden “aslı sunulmadı” denilerek sonuca gidilemez. Bu usulî adımlar atlandığında, esas ne kadar haklı olursa olsun karar bozulmaktadır.
Altıncı halka: iade tek taraflı bir hak değildir. İnançlı işlem karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu nedenle taşınmazın iadesini isteyen inananın, TBK m. 97 uyarınca kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir. Uygulamada mahkeme, önce inananın borç miktarını tespit eder, sonra depo kararı verir. Buna ek olarak, dava sürerken taşınmaz el değiştirirse HMK m. 125 devreye girer ve mahkeme davacıya seçimlik hakkını resen hatırlatmak zorundadır. Kısacası inançlı işlem davası, aynı anda hem maddî hukuk hem usul hukuku dosyasıdır.
Sık yapılan hatalar
| Yanlış | Doğru |
|---|---|
| “Tapuda satış göründüğü için işlem muvazaalıdır.” | İnançlı işlemde devir gerçektir; mülkiyet inanılana geçer. Muvazaa ile karıştırmak nitelendirmeyi bozar. |
| “Belgeyi sonradan imzaladık, işe yaramaz.” | Belgenin akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesi sonuca etkili değildir; imzayı taşıması yeterlidir. |
| “Baba-oğuluz, tanık dinletirim.” | Delil başlangıcı yoksa taraflar yakın akraba olsa dahi inanç ilişkisi tanıkla kanıtlanamaz. |
| “Dilekçede yemin deliline dayandım, yeterli.” | Dayanmak yetmez; fiilen yemin teklif etmeniz gerekir. Vazgeçmek davayı kaybettirir. |
| “Banka dekontları hiçbir işe yaramaz.” | Karşı tarafın elinden çıkmış ve işlemi muhtemel gösteren dekont, havale ve yazışmalar delil başlangıcı sayılabilir. |
| “Belgenin aslı karşı tarafta, yapacak bir şey yok.” | HMK m. 219-220 uyarınca belgenin ibrazını isteyin; ibrazdan kaçınmanın sonuçları uygulanır. |
| “Mahkeme hangi sebeple isterse karar verir.” | Ön incelemede belirlenen hukukî sebeple bağlılık esastır (HMK m. 140/3). |
| “Borcumu ödemeden taşınmazı geri alırım.” | TBK m. 97 gereği iadeyi isteyen kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını önermiş olmalıdır; depo kararı gündeme gelir. |
| “Taşınmaz satıldı, davam bitti.” | HMK m. 125 uyarınca seçimlik hakkınız vardır; ayrıca terditli bedel talebi sonuç alabilir. |
İnançlı işlem tam olarak nedir?
Bir kimsenin, menfaatinin korunması veya teminat sağlanması amacıyla bir hakkı güvendiği kişiye ciddî olarak devrettiği; devralanın ise bu hakkı kararlaştırılan koşullara uygun kullanmayı ve amaç gerçekleşince geri vermeyi üstlendiği işlemdir. Devri yapan “inanan”, devralan “inanılan” olarak adlandırılır.
Nam-ı müstear ile inançlı işlem aynı şey midir?
Uygulamada bu sözleşmeler genelde muvazaa, özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında ele alınır. 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı nam-ı müstear için düzenleme getirmiş olup, teminat amacıyla temlike ilişkin inanç sözleşmelerini de kapsar.
İnançlı işlemle muvazaanın farkı nedir?
Muvazaada taraflar görünürdeki işlemin sonuç doğurmasını hiç istemezler; mülkiyet geçmez. İnançlı işlemde ise devir gerçekten istenir ve mülkiyet inanılana geçer; inananın elinde yalnızca, koşullar gerçekleşince iadeyi isteme yolunda bir alacak hakkı kalır.
Taşınmazı geri almak için ne yapmalıyım?
İnançlı işlem hukukî nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası açmanız gerekir. Aynî iade mümkün olmayabileceği için terditli olarak taşınmazın rayiç bedelinin tahsilini de talep etmek yerinde olur.
İddiamı neyle ispatlayabilirim?
Öncelikle tarafların veya inanılanın imzasını taşıyan yazılı bir belgeyle. Bu yoksa karşı tarafın elinden çıkmış delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa tanık dâhil her türlü delil dinlenebilir. O da yoksa ikrar ve yemin gibi kesin delillerle ispat mümkündür.
Delil başlangıcı olarak neler kabul edilir?
İddia konusu işlemi tamamen ispata yetmemekle birlikte onu muhtemel gösteren ve karşı taraftan çıkmış belgelerdir: banka dekontları ve havale açıklamaları, mektuplar, yazışmalar, inanılanın el yazısıyla yazdığı ancak imzalamadığı notlar, paraflı belgeler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Ses kayıtları ve mesajlar delil olur mu?
Yargıtay, dosyadaki ses kayıtlarının ve yazışmaların delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığının dosya kapsamıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu, otomatik bir kabul değil, somut değerlendirme gerektiren bir sorundur; kaydın hukuka uygunluğu da ayrıca tartışılabilir.
İnanç belgesi tapu işleminden sonra düzenlendiyse geçersiz mi?
Hayır. Hukuk Genel Kurulu, belgenin akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığını, 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına yorum yoluyla böyle bir ek koşul eklenemeyeceğini açıkça belirtmiştir.
Tanık dinletebilir miyim?
Ancak delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa. Böyle bir belge yoksa taraflar yakın akraba olsalar dahi inanç ilişkisinin varlığı tanıkla kanıtlanamaz.
Yemin teklif etme hakkım ne zaman devreye girer?
Yazılı delil ve delil başlangıcı yoksa, iddia sahibinin son başvuracağı delil karşı tarafa yemin teklif etmektir. Dilekçede yemin deliline dayanmakla yetinmeyin; fiilen teklif edin, aksi hâlde iddianız ispatsız kalır.
Belgenin aslı karşı tarafta; ne yapabilirim?
Bu durumu açıkça ileri sürüp belgenin ibrazını isteyin. Yargıtay, belgenin aslının davalıda bulunup bulunmadığının HMK m. 219 ve 220 uyarınca değerlendirilmesi gerektiğini, bu yapılmadan sonuca gidilemeyeceğini belirtmiştir.
Mahkeme davamı başka bir hukukî sebebe göre çözebilir mi?
Ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık inançlı işlem olarak nitelendirilmişse, HMK m. 140/3 gereği mahkeme bu hukukî sebep esas alınarak karar vermelidir. Örneğin hile hukukî nedeni üzerinden değerlendirme yapılması bozma sebebidir.
Borcumu ödemeden taşınmazı geri isteyebilir miyim?
Hayır. İnanç sözleşmesi karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme olduğundan, TBK m. 97 uyarınca ifayı isteyen tarafın kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir. Mahkeme borç miktarını tespit edip depo kararı verebilir.
Taşınmaz üçüncü kişiye satıldıysa ne olur?
Dava sırasında devir gerçekleşmişse HMK m. 125 devreye girer ve mahkeme davacıya seçimlik hakkını resen hatırlatmak zorundadır. Devralanın iyiniyetli olup olmadığı ve tapuya güven ilkesi de ayrıca tartışılır; bu nedenle terditli bedel talebi önemlidir.
İnanılan taşınmazı satabilir mi?
Mülkiyet kendisine geçtiği için tasarruf yetkisi vardır; ancak sözleşmeye göre borç ödenene kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince geri vermek yolunda bir borcu bulunur. Bu borca aykırılık, iade ve tazminat sorumluluğunu doğurur.
- 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı — nam-ı müstear ve yazılı delille ispat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 26 — Sözleşme özgürlüğü
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 27 — Kesin hükümsüzlük
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 97 — İfada sıra (ödemezlik def’i)
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 — Muvazaa (tahvil ve yorum)
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 140/3 — Ön inceleme ve uyuşmazlığın tespiti
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190 — İspat yükü
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 200-201 — Senetle ispat zorunluluğu
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 202 — Delil başlangıcı
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 219-220 — Belgenin ibrazı ve ibrazdan kaçınma
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 188 ve 225 vd. — İkrar ve yemin
- 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 6 — İspat yükü; m. 1023 — Tapu siciline güven
Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: Muvazaa nedir?, Muris muvazaası, Tapu iptal ve tescil davası, Dava konusunun devri (HMK m. 125), Hukuk yargılamasında tanıkla ispat, İsticvap ve yemin, İyiniyet (TMK m. 3).
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukukî görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. İnançlı işlem davalarında sonuç, büyük ölçüde elinizdeki belgelerin niteliğine ve ispat yolunun doğru kurgulanmasına bağlıdır; her dosya kendi delilleri üzerinden değerlendirilmelidir.