Hukuka Aykırı Delil Nasıl Dışlanır? Ceza Muhakemesinde Delil Yasakları (CMK m.206-217)

Kısaca
- Türk ceza muhakemesi delile değil hukuka üstünlük tanır: Anayasa m.38/6 uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.
- Bu ilke CMK’da dört ayrı hükümle güvence altına alınmıştır: m.206/2-a (delilin reddi), m.217/2 (ispat), m.230/1-b (gerekçede gösterme), m.289/1-i (hukuka kesin aykırılık).
- Hâkimin bu konuda takdir yetkisi yoktur. Delil hukuka aykırıysa dışlanır; “ihlal hafifti” denilerek delil kurtarılamaz.
- Delil dışlanması otomatik beraat demek değildir. Geriye kalan hukuka uygun deliller yeterliyse mahkûmiyet mümkündür; yeterli değilse beraat kararı verilir.
- İkrarın varlığı, hukuka aykırı aramayla ele geçirilen suç konusu eşyayı hukuka uygun hâle getirmez.
- Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz (CMK m.148/4); savcılıkta doğrulama yetmez.
- Gerekçeli kararda, dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller ayrıca ve açıkça gösterilmek zorundadır (CMK m.230/1-b).
Kısa cevap: Anayasa m.38/6 uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez ve hâkimin bu konuda takdir yetkisi yoktur. Delil dışlanması otomatik beraat demek değildir; geriye kalan hukuka uygun deliller yeterliyse mahkûmiyet mümkündür, yeterli değilse beraat kararı verilir.
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; ancak bu amaç her yolla değil, yalnızca hukukun izin verdiği yollarla izlenebilir. Bir dosyada suç konusu eşya ele geçirilmiş, hatta sanık ikrarda bulunmuş olabilir; buna rağmen bu delillerin nasıl elde edildiği sorusu cevaplanmadan hüküm kurulamaz.
Uygulamada en çok kaybedilen davalar, delilin yokluğundan değil, delilin yanlış yoldan elde edilmiş olmasından kaybedilir. Bu yazıda, delil yasaklarının kanuni çerçevesini, hangi hâllerde delilin dışlanacağını, dışlamanın sonuçlarının ne olduğunu ve savunmanın bu itirazı nasıl ve ne zaman ileri sürmesi gerektiğini Yargıtay kararları ışığında ele alıyoruz.
Kanuni çerçeve: beş ayrı hüküm, tek bir ilke
Delil yasakları tek bir maddede değil, biri Anayasa’da dördü CMK’da olmak üzere beş ayrı hükümde düzenlenmiştir. Bu dağınıklık tesadüf değildir: kanun koyucu, muhakemenin her aşamasında aynı ilkeyi tekrar etmiştir.
Anayasa m.38/6: “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”
CMK m.206/2: “Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.”
CMK m.217: “(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
| Hüküm | Muhakeme aşaması | İşlevi |
|---|---|---|
| Anayasa m.38/6 | Tümü | Anayasal yasak: kanuna aykırı bulgu delil değildir |
| CMK m.206/2-a | Duruşmada delillerin ortaya konulması | Delil ikame yasağı — delil daha ortaya konulurken reddedilir |
| CMK m.217/2 | Delillerin takdiri | Değerlendirme yasağı — ispat yalnızca hukuka uygun delille |
| CMK m.230/1-b | Gerekçeli kararın yazımı | Hukuka aykırı delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi |
| CMK m.289/1-i | Kanun yolu | Hukuka kesin aykırılık — hükmün hukuka aykırı delile dayanması |
Buradaki kademelenme uygulamada çok önemlidir. m.206/2-a, delilin dosyaya girmesini engeller; m.217/2, girmiş olsa bile değerlendirilmesini engeller; m.230/1-b, mahkemeyi bu ayıklamayı gerekçesinde göstermeye zorlar; m.289/1-i ise buna rağmen kurulan hükmü mutlak bozma sebebi yapar. Yani savunma bu itirazı hangi aşamada ileri sürerse sürsün, kanun yolunda da yeniden gündeme getirebilir.
“Kanuna aykırılık” mı, “hukuka aykırılık” mı?
Metinlerdeki terim farkı dikkat çekicidir: Anayasa m.38/6 ve CMK m.206/2-a “kanuna aykırı”, m.230/1-b ve m.289/1-i ise “hukuka aykırı” kavramını kullanır. CMK m.288’de hukuka aykırılık, “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” biçiminde tanımlanmıştır. Hukuka aykırılık, kanuna aykırılıktan daha geniştir: Anayasa’ya, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmelere, kanun hükmünde kararnamelere, yönetmeliklere ve temel haklara ilişkin evrensel ilkelere aykırılık da bu kapsamdadır.
En sık karşılaşılan delil yasağı hâlleri
1. Arama kararı gerektiren olayda kararsız arama
Uygulamanın klasik sorunu budur. CMK m.116-119 uyarınca adli arama kural olarak hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamadığı hâllerde kolluk amirinin yazılı emriyle yapılır. Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda ise yalnızca hâkim kararı veya savcının yazılı emri yeterlidir; kolluk amirinin emriyle bu yerlerde arama yapılamaz.
Adli arama kararı alınması gereken bir olayda karar alınmadan yapılan arama hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu ele geçirilen madde çoğu zaman hem suçun maddi konusu hem de suçun delili olduğundan, dosyanın tamamı çökebilir.
2. Önleme araması kararına dayanılarak adli arama yapılması
Önleme araması ile adli arama farklı amaçlara hizmet eder. Belirli bir kişi ve belirli bir suç hakkında şüphe doğduktan sonra artık adli arama kararı gerekir; elde bulunan genel bir önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama hukuka aykırıdır.
3. Arama sırasında bulunması gereken kişilerin bulundurulmaması
CMK m.119/4: “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.”
Bu kural, aramanın gerçekten yapıldığını ve nasıl yapıldığını tarafsız biçimde belgelemeye yarar. İhlali “sadece şeklî bir eksiklik” gibi görünse de, aşağıda ele alacağımız Ceza Genel Kurulu kararında bu eksikliğin aramayı hukuka aykırı hâle getirdiği kabul edilmiştir.
4. Yasak sorgu yöntemleri ve müdafisiz kolluk ifadesi
CMK m.148: “(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. (2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. (3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. (4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”
Üçüncü fıkradaki “rıza ile verilmiş olsa da” ibaresi çok önemlidir: yasak usulle alınan ifade, kişi sonradan “kendi isteğimle söyledim” dese bile delil değildir. Dördüncü fıkra ise pratikte en sık uygulanan hükümdür; kollukta müdafi olmadan verilen ifadenin hükme esas alınabilmesi için sanığın bunu hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulaması gerekir.
5. Dijital delilde CMK m.134’e aykırılık
Bilgisayar, bilgisayar programı ve kütükleri ile bilgisayar niteliğindeki cep telefonlarında arama, kopyalama ve elkoyma, CMK m.134 uyarınca Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla yapılır. Kolluğun kendiliğinden telefona girip inceleme yapması ve tutanak düzenlemesi bu maddeye aykırıdır.
Dışlama mutlak mıdır? “Zehirli ağacın meyvesi” tartışması
Bazı hukuk sistemlerinde hâkim, ihlalin ağırlığı ile ihlalin korumaya çalıştığı menfaati “tartarak” delilin dışlanıp dışlanmayacağına karar verir (nispi değerlendirme yasağı). Türk hukukunda CMK m.206/2-a ve m.217/2’nin lafzı böyle bir tartıya izin vermez; delil hukuka uygun değilse dışlanır.
Buradan, hukuka aykırı delile dayanılarak elde edilen ikincil delillerin durumu sorusu doğar. Öğretide “zehirli ağacın meyvesi” (uzak etki) olarak anılan bu sorun, tam da CMK m.217/2’nin lafzından beslenir: madde, delilin “hukuka aykırı elde edilmemiş” olmasını değil, “hukuka uygun elde edilmiş” olmasını arar. Yargıtay uygulamasında bu ilke özellikle şu tipik durumda kendini gösterir: kollukta veya savcılıkta çekinme hakkını kullanmadan beyanda bulunan yakın, kovuşturmada tanıklıktan çekindiğini bildirdiğinde, önceki beyanı artık değerlendirme yasağı kapsamına girer.
Dikkat: Delil yasakları emredici niteliktedir. Bu nedenle yasak delile dayanılarak kurulan hüküm, sanığın lehine olsa dahi hukuka aykırıdır; emredici usul kuralına aykırı davranılmış olur. Delil yasağı yalnızca savunmanın kullanabileceği bir kalkan değil, mahkemenin resen gözetmesi gereken bir kuraldır.
Delil dışlanınca ne olur?
En sık yapılan hata, “delil hukuka aykırıysa beraat verilir” varsayımıdır. Doğrusu iki aşamalıdır:
- Ayıklama: Hukuka aykırı deliller değerlendirme dışı bırakılır ve gerekçeli kararda ayrıca gösterilir.
- Yeniden tartma: Geriye kalan hukuka uygun deliller, mahkûmiyete yeterli mi? Yeterliyse mahkûmiyet kurulur. Yeterli değilse CMK m.223/2-e uyarınca beraat kararı verilir.
Bu ayrım pratikte belirleyicidir: hükmün münhasıran hukuka aykırı delile dayanıp dayanmadığı, sonucu doğrudan etkiler. Aşağıdaki Ceza Genel Kurulu kararlarından biri, aynı olayda bir kısım delilin hukuka aykırı, bir kısmının ise hukuka uygun sayıldığı ve dosyanın buna göre yeniden değerlendirildiği çarpıcı bir örnektir.
Ne yapmalı? Savunma açısından adım adım
- Tutanakları tarih ve saat sırasına dizin. İhbar/istihbarat bilgisi ne zaman geldi, durdurma ne zaman yapıldı, arama kararı hangi saatte alındı? Kararın aramadan sonra alındığı çok sık rastlanan bir durumdur.
- Arama kararının içeriğini denetleyin. CMK m.119/2 uyarınca kararda; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı yerin adresi ya da eşya ve kararın geçerli olacağı süre açıkça gösterilmelidir. Bunlardan biri eksikse karar da sakattır.
- Kararın türünü kontrol edin. Elinizdeki karar önleme araması kararı mı, adli arama kararı mı? Belirli bir kişi ve suç şüphesi doğduktan sonra önleme araması kararına dayanılamaz.
- Aramanın yapıldığı yerin niteliğini belirleyin. Konut, iş yeri veya kapalı alan mı? Öyleyse kolluk amirinin yazılı emri yeterli değildir; ayrıca m.119/4’teki iki kişinin hazır bulundurulup bulundurulmadığını tutanaktan denetleyin.
- İfade tutanaklarını müdafi yönünden inceleyin. Kollukta müdafi var mıydı? Yoksa, sanık bu ifadeyi mahkeme huzurunda doğruladı mı? Yalnızca savcılıkta doğrulanmış olması yeterli değildir.
- İtirazı duruşmada, delil ortaya konulurken yapın. CMK m.206/2-a delilin reddini düzenler; itirazı zamanında yapmak, hem tutanağa geçmesini hem de mahkemenin bu konuda karar vermek zorunda kalmasını sağlar. İtirazınızı yazılı beyanla da dosyaya koydurun.
- Gerekçeli kararı m.230/1-b yönünden denetleyin. Mahkeme hukuka aykırı delilleri ayrıca ve açıkça göstermiş mi, yoksa hepsini aynı torbaya mı koymuş? Göstermemişse bu, başlı başına bir istinaf/temyiz sebebidir. Hükmün hukuka aykırı delile dayanması ise m.289/1-i uyarınca hukuka kesin aykırılıktır ve resen gözetilir.
Yargıtay ne diyor?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/1146, K. 2020/68, 06.02.2020
Arama sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulmaması, aramayı ve elde edilen delilleri hukuka aykırı hâle getirir. Fuhşa teşvik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü inceleyen Özel Daire, aramanın CMK m.119/4’e aykırı olarak yapıldığını kabul etmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bunun yalnızca şeklî bir aykırılık olduğu görüşüyle itiraz etmiştir. Ceza Genel Kurulu, CMK m.119/4’ün “açık, amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu”; CMK m.217’de hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin, m.206/2-a’da ise kanuna aykırı elde edilen delilin reddolunacağının düzenlendiği gerekçesiyle, arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilip mahkûmiyete esas alınan delillerin “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” olduklarının kabulü gerektiği sonucuna varmış ve Başsavcılık itirazının reddine karar vermiştir. Karar oy çokluğuyla alınmış, sekiz üye karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/1019, K. 2019/437, 16.05.2019
Aynı olayda bir delil hukuka aykırı, diğeri hukuka uygun olabilir; belirleyici olan işlemin gerçekten “arama” niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Ormanlık alanda kenevir ekildiğine dair istihbarat üzerine çalışan kolluk, patika yoldan gelen motosikleti durdurmuş; arkadaki kişinin elindeki açıkta duran çuvalda kurutulmuş kenevir ele geçirmiş, ardından yakındaki barakada da arama yaparak uyuşturucu bulmuştur. Ceza Genel Kurulu, çuval bakımından; kolluğun PVSK m.4/A’ya dayalı durdurma yetkisini kullandığını, çuvalın “açıkta ve gözle görülür şekilde” bulunduğunu, buna el konulmasının “gizlenmiş bir şeyi bulmaya çalışma ve araştırma” anlamındaki arama işlemi sayılamayacağını, kokunun fark edilmesiyle suçüstü hâlinin doğduğunu belirterek delilin hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir. Buna karşılık baraka yönünden; söz konusu yerin konut vasfında olması nedeniyle hâkimden adli arama kararı ya da savcıdan yazılı arama emri alınmasının zorunlu olduğunu, alınmadığı için burada ele geçirilen 18 gram esrarın Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.230/1-b uyarınca hükme esas alınamayacağını belirtmiştir. Sonuçta itiraz, baraka araması yönünden reddedilmiş, çuval yönünden kabul edilmiş ve dosya, suçun sübutu ile uygulamanın denetlenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmiştir; karar oybirliğiyle verilmiştir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2020/19724, K. 2022/5284, 20.04.2022
İkrar bulunsa bile, hukuka aykırı aramayla ele geçirilen suçun maddi konusu hükme esas alınamaz. Daire, hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin “delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı ve hukuka uygun kabul edilemeyeceği”; suçun maddi konusunu oluşturan delillerin ya da suçun maddi konusunun hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olacağından, “ikrar bulunsa bile Anayasa’nın 38. maddesinin 6. fıkrası, CMK’nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hükme esas alınamayacağını” belirtmiştir. Bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyet hükmü kurulmasını kanuna aykırı bularak, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararını oybirliğiyle bozmuştur.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2021/31358, K. 2024/6108, 06.06.2024
Suça konu eşya ele geçirilmiş olsa bile, hukuka aykırı elde edilmişse mahkûmiyete esas olamaz. Kaçakçılık dosyasını inceleyen Daire, Anayasa m.38/6’daki “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez” hükmü ile CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.230/1’deki düzenlemelerin, hukuka uygun elde edilen delillerin kullanılabileceğini ve kanuna aykırı elde edilenlerin hükme esas alınamayacağını açıkça ortaya koyduğunu belirtmiştir. Buna göre, suçlamayı kabul etmeyen sanık hakkında “hukuka aykırı şekilde elde edilen ve kaçak olduğu anlaşılan eşyanın hükme esas alınamayacağı gözetilerek” beraat kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve hüküm oybirliğiyle bozulmuştur.
Bu dört karar birlikte okunduğunda, Türk hukukundaki delil yasağı rejiminin üç katmanı görünür hâle gelir.
Birinci katman — yasağın kapsamı geniştir. 06.02.2020 tarihli Ceza Genel Kurulu kararı, delil yasağının yalnızca işkence veya tehdit gibi ağır ihlallere özgü olmadığını gösterir: aramada iki tarafsız kişinin hazır bulundurulmaması gibi, ilk bakışta “sadece usule ilişkin” görünen bir eksiklik de aramayı ve ondan doğan bütün delilleri hukuka aykırı hâle getirebilir. Bu yaklaşımın gerekçesi, arama tanıklarının bulundurulmasının aramanın nasıl yapıldığını sonradan denetlenebilir kılmasıdır; tanık yoksa, tutanağın doğruluğunu sınayacak hiçbir bağımsız kaynak da kalmaz. Kararın oy çokluğuyla ve sekiz karşı oyla alınmış olması, bu tartışmanın Yargıtay içinde de canlı olduğunu gösterir; savunma dilekçesinde çoğunluk görüşüne dayanmak, tam da bu nedenle önemlidir.
İkinci katman — ikrar delili kurtarmaz. 10. Ceza Dairesi ve 7. Ceza Dairesi kararları aynı noktada buluşur: hukuka aykırı aramayla ele geçirilen madde hem suçun maddi konusu hem de suçun delili olduğundan, sanığın ikrarı veya arama işlemine itiraz etmemiş olması bu sakatlığı gidermez. Uygulamada sıkça duyulan “zaten kabul etti” savunması hukuken sonuç doğurmaz; çünkü ikrar, ortada hukuken var sayılamayacak bir eşyaya ilişkindir.
Üçüncü katman — dışlama seçicidir, topyekûn değildir. 16.05.2019 tarihli Ceza Genel Kurulu kararı bu yazının en öğretici örneğidir. Aynı kolluk operasyonunda ele geçirilen iki delil grubundan biri hukuka uygun, diğeri hukuka aykırı sayılmıştır. Ayrım noktası, işlemin niteliğidir: gözle görülür, açıkta duran bir çuvalın kontrolü “gizleneni bulma” anlamında arama değildir; buna karşılık konut vasfındaki bir barakaya girilmesi tam anlamıyla aramadır ve hâkim kararı gerektirir. Kararın ikinci dersi ise sonuçlarla ilgilidir: hukuka aykırı delil dışlandığında dava kendiliğinden düşmez; mahkeme geriye kalan hukuka uygun delilleri yeniden tartar. Bu olayda barakadaki 18 gram esrar dışlanmış, ancak çuvalda hukuka uygun biçimde ele geçirilen miktarın sübuta etkisi bulunduğu kabul edilmiştir.
Savunma pratiği bakımından sonuç şudur: itiraz “delil hukuka aykırıdır, beraat isteriz” biçiminde tek cümleye sıkıştırılmamalıdır. Her delil ayrı ayrı ele alınmalı; hangisinin hangi kurala aykırı olarak elde edildiği, dışlandığında geriye ne kaldığı ve kalanın mahkûmiyete yeterli olup olmadığı tek tek gösterilmelidir. Mahkemeyi CMK m.230/1-b uyarınca bu ayrımı gerekçesinde yapmaya zorlamak, hem ilk derecede hem de kanun yolunda savunmanın en güçlü aracıdır.
Sık yapılan hatalar
| Hata | Sonucu | Doğrusu |
|---|---|---|
| Arama itirazını sadece istinaf dilekçesinde ileri sürmek | Tutanakta itiraz izi kalmaz, mahkeme konuyu hiç tartışmaz | Delil ortaya konulurken CMK m.206/2-a’ya dayanarak duruşmada itiraz edilmeli ve tutanağa geçirtilmelidir |
| Bütün delilleri tek bir “hukuka aykırıdır” iddiasında toplamak | Hukuka uygun delillerle aykırı deliller birbirine karışır, itiraz zayıflar | Her delil için ayrı ayrı hangi kurala aykırılık bulunduğu gösterilmelidir |
| “Sanık zaten ikrar etti” diyerek arama sakatlığını önemsememek | Bozma sebebi gözden kaçar | İkrar, hukuka aykırı elde edilen maddi delili hukuka uygun hâle getirmez |
| Kollukta müdafisiz alınan ifadenin savcılıkta doğrulanmasını yeterli saymak | CMK m.148/4 yanlış uygulanır | Doğrulama hâkim veya mahkeme huzurunda yapılmalıdır |
| Arama kararının içeriğini denetlememek | Süresi geçmiş veya farklı adres/fiil için verilmiş karar fark edilmez | CMK m.119/2’deki zorunlu unsurlar tek tek karşılaştırılmalıdır |
| Gerekçeli kararda hukuka aykırı delillerin gösterilmediğini fark etmemek | Güçlü bir kanun yolu sebebi kaybedilir | CMK m.230/1-b’ye aykırılık ayrı bir istinaf/temyiz sebebi olarak ileri sürülmelidir |
Hukuka aykırı delil ne demektir?
Elde edilmesi sırasında bir hukuk kuralının uygulanmadığı veya yanlış uygulandığı delildir (CMK m.288). Bu kavram “kanuna aykırılık”tan geniştir: Anayasa’ya, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, yönetmeliklere ve temel haklara ilişkin evrensel ilkelere aykırı olarak elde edilen deliller bu kapsamdadır.
Hâkim, ihlalin hafif olduğunu düşünerek delili kabul edebilir mi?
Türk hukukunda böyle bir “değerlerin tartılması” sistemi benimsenmemiştir. CMK m.217/2, delilin dışlanması için hukuka aykırı elde edilmiş olmasını aramak yerine hukuka uygun elde edilmiş olmasını arar; m.206/2-a ise kanuna aykırı elde edilen delilin reddolunacağını düzenler. Delilin hukuka uygun olmadığı tespit edilirse, hâkimin bunu hükme esas alıp almama konusunda takdir yetkisi bulunmaz.
Arama kararı olmadan yapılan aramada bulunan uyuşturucu delil sayılır mı?
Adli arama kararı alınmasını gerektiren bir olayda karar alınmadan arama yapılması hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan madde hem suçun maddi konusu hem de suçun delili olduğundan, Yargıtay uygulamasına göre ikrar bulunsa dahi Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a ve m.217/2 uyarınca hükme esas alınamaz.
Sanığın ikrarı hukuka aykırı delili geçerli hâle getirir mi?
Hayır. İkrar, hukuka aykırı yöntemle ele geçirilen maddi delili hukuka uygun hâle getirmez. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, suçun maddi konusunun hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olması hâlinde ikrar bulunsa bile bu delilin hükme esas alınamayacağını belirtmiştir. Ayrıca duruşma dışında yapılan ikrarın tek başına delil sayılamayacağı, başka delillerle desteklenmesi gerektiği de yerleşik bir kabuldür.
Delil dışlanırsa mutlaka beraat mi verilir?
Hayır. Delil dışlandıktan sonra geriye kalan hukuka uygun deliller yeniden değerlendirilir. Bunlar mahkûmiyete yeterliyse hüküm kurulabilir. Yeterli değilse, yani hüküm münhasıran hukuka aykırı delile dayanıyorsa, CMK m.223/2-e uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir.
Kollukta avukatım yokken verdiğim ifade aleyhime kullanılabilir mi?
CMK m.148/4 uyarınca müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli ya da sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Bu ifadeyi yalnızca Cumhuriyet savcılığında doğrulamış olmak yeterli değildir; doğrulamanın hâkim veya mahkeme huzurunda yapılması gerekir.
Baskı altında verilen ifade sonradan “rıza gösterdim” denilerek geçerli hâle gelir mi?
Hayır. CMK m.148/3, yasak usullerle elde edilen ifadelerin “rıza ile verilmiş olsa da” delil olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça düzenler. Kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehdit gibi bedensel ya da ruhsal müdahalelerle alınan beyan, sonradan onaylansa bile delil değildir.
Cep telefonumu polis kendi başına inceleyebilir mi?
Bilgisayar, bilgisayar programları ve kütükleri ile bilgisayar niteliğindeki cep telefonlarında arama, kopyalama ve elkoyma işlemleri CMK m.134 uyarınca Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla yapılır. Usulüne uygun bir karar olmaksızın telefona girilerek elde edilen kayıtlar hukuka aykırı delil kapsamında değerlendirilir.
Mahkeme, hukuka aykırı delilleri kararında göstermek zorunda mı?
Evet. CMK m.230/1-b uyarınca mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi ve bu kapsamda dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir. Bu yapılmamışsa gerekçe eksikliği söz konusudur.
Hükmün hukuka aykırı delile dayanması hangi sonucu doğurur?
CMK m.289/1-i uyarınca bu bir “hukuka kesin aykırılık” hâlidir. Kesin aykırılık hâlleri, temyiz dilekçesinde ileri sürülmemiş olsa bile kanun yolu incelemesinde resen gözetilir ve bozma sebebi oluşturur.
İlgili mevzuat
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.38/6 (kanuna aykırı elde edilmiş bulgular), m.20-22 (özel hayat, konut ve haberleşme dokunulmazlığı), m.36 (adil yargılanma hakkı)
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.116-119 (adli arama), m.134 (bilgisayarlarda arama, kopyalama ve elkoyma), m.148 (ifade alma ve sorguda yasak usuller), m.206 (delillerin ortaya konulması ve reddi), m.217 (delilleri takdir yetkisi), m.223 (duruşmanın sona ermesi ve hüküm), m.230 (hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar), m.288 (hukuka aykırılık), m.289 (hukuka kesin aykırılık hâlleri)
- 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu m.4/A (durdurma ve kimlik sorma), m.13, Ek m.4, Ek m.6
- Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m.5-17, m.27
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 (adil yargılanma hakkı), m.8 (özel ve aile hayatına saygı hakkı)
Konuya ilişkin diğer yazılarımız için arama ve el koyma, dijital delil ve bilgisayarda arama, iletişimin denetlenmesi ve gizli soruşturmacı ve teknik takip başlıklarına; hükmün türleri için beraat ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı yazımıza bakabilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Delil yasaklarına ilişkin değerlendirme, her dosyadaki tutanakların içeriğine, arama kararının kapsamına ve olayın somut oluşuna göre değişir. Somut durumunuz için dosyanızın bir avukat tarafından incelenmesi gerekir.