Munzam (Aşkın) Zarar – TBK m. 122: Şartları, İspatı ve Daireler Arası Ayrılık

legapro kapak 16415 LegaPro Hukuk Munzam (Aşkın) Zarar – TBK m. 122: Şartları, İspatı ve Daireler Arası Ayrılık

Kısaca

  • Munzam (aşkın) zarar, alacaklının zararının temerrüt faiziyle karşılanamayan bölümüdür; TBK m. 122’de düzenlenmiştir.
  • Dört şartı vardır: para borcu, borçlunun temerrüdü, faizi aşan zarar ve uygun illiyet bağı. Bunlara borçlunun kusuru eklenir.
  • Kusur bakımından karine alacaklı lehinedir: borçlu hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe sorumludur.
  • Borcun kaynağı önemli değildir; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, vekâletsiz iş görme ya da kanundan doğan her para borcunda istenebilir.
  • Munzam zarar, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur; icra takibi veya davayla sona ermez.
  • Bu nedenle asıl alacak davasında ya da takipte ihtirazî kayıt koymaya gerek yoktur; ayrı bir davayla zamanaşımı süresi içinde her zaman istenebilir.
  • İspat konusunda daireler arasında iki ayrı çizgi bulunmaktadır: somut yöntem ve soyut (karine) yöntem.
  • Somut çizgi (3, 9 ve 11. HD): enflasyon, kur ve faiz gibi genel ekonomik olgular yetmez; davacının kendi durumuna özgü somut zarar ispatlanmalıdır.
  • Soyut çizgi (15 ve 6. HD): Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkı ihlali kararları sonrası, yatırım araçlarının getirisi temerrüt faizini aşıyorsa zararın varlığı karine sayılır.
  • Soyut yöntemde hesap altı kalemlik bir sepetle yapılır: TEFE-TÜFE, mevduat faizi, devlet tahvili, döviz, asgari ücret, altın.
  • Bulunan tutardan tahsil edilen temerrüt faizi düşülür; kalan fark munzam zarardır.
  • Zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa hâkim, istem üzerine esas hakkında karar verirken bu zarara da hükmeder (TBK m. 122/2).

Alacağın on yıl sonra tahsil edildiği bir dosyada, ödenen tutar kâğıt üzerinde büyümüş olsa bile alacaklının eline geçen değer çoğu zaman baştakinden azdır. Kanunî temerrüt faizi, yüksek enflasyon dönemlerinde bu kaybı kapatmaya yetmez. İşte tam bu boşluğu doldurmak için Türk Borçlar Kanunu m. 122 “aşkın zarar” kurumunu düzenler.

Madde kısadır ama uygulaması Türk borçlar hukukunun en tartışmalı alanlarından biridir. Sebep şudur: aynı maddeyi uygulayan Yargıtay daireleri, zararın nasıl ispatlanacağı konusunda birbirinden belirgin biçimde ayrılan iki çizgi izlemektedir. Bu yazıda önce kurumun şartları, sonra iki çizginin dayanakları ve pratik sonuçları ele alınmaktadır.

Kanunî dayanak

Kurumun tamamı TBK m. 122’de düzenlenmiştir:

“Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”

Maddenin mülga karşılığı 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 105/I’dir; iki düzenleme arasında esasa ilişkin fark yoktur, yalnızca dil sadeleştirilmiştir. Temerrüt faizinin dayanağı ise TBK m. 120 yollamasıyla 3095 sayılı Kanun’dur.

Temerrüt faizi ile munzam zarar arasındaki fark

ÖlçütTemerrüt faizi (TBK m. 120)Munzam zarar (TBK m. 122)
Zararın ispatıGerekmez, kanunen kabul edilirGerekir (yönteme göre değişir)
Borçlunun kusuruAranmazAranır, ancak kusur karinesi vardır
Hukukî niteliğiAsıl alacağın fer’iBağımsız yeni bir borç
Takip/dava ile sona ermeTalep edilmezse istenemezTakip veya davayla sona ermez
İhtirazî kayıtGerekli olabilirGerekmez
KapsamıKanunî veya akdî oranFaizi aşan gerçek zarar

Kritik nokta: Munzam zararın en çok gözden kaçan özelliği bağımsızlığıdır. Asıl alacak için açılan davada ya da başlatılan icra takibinde munzam zarar talep edilmemiş, hatta “fazlaya ilişkin haklar saklıdır” kaydı bile konmamış olsa dahi, bu talep sonradan ayrı bir davayla ileri sürülebilir. Yargıtay, munzam zararın “asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç” olduğunu ve bu nedenle ihtirazî kayıt konulmasına gerek bulunmadığını açıkça kabul etmektedir. Buna karşılık zamanaşımı işlemeye devam eder; talebin süresiz olduğu sanılmamalıdır.

Ne yapmalı? Adım adım yol haritası

  1. Temerrüt tarihini kesinleştirin. Munzam zarar hesabı temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar olan dönemi kapsar; bu tarih yanlışsa hesabın tamamı yanlış olur.
  2. Tahsil edilen tutarı kalem kalem ayırın. Asıl alacak, işlemiş faiz, takip sonrası faiz ve masraflar ayrıştırılmalıdır; munzam zarardan tahsil edilen faiz düşülecektir.
  3. Hangi daire çizgisinin uygulanacağını öngörün. Uyuşmazlığın türü (eser sözleşmesi, ticari iş, iş hukuku, tüketici) hangi dairenin inceleme yapacağını, dolayısıyla ispat standardını belirler.
  4. Somut zarar delillerini toplayın. Alacağı tahsil edemediğiniz için kullandığınız kredi sözleşmeleri, ödediğiniz gecikme faizi, cezai şart, kur farkı, vergi ve prim gecikme zammı belgeleri en güçlü delillerdir.
  5. Üçüncü kişilere karşı düştüğünüz temerrüdü belgeleyin. Alacağınızı alamadığınız için kendi borcunuzu ödeyememeniz, klasik munzam zarar örneğidir.
  6. Soyut yöntem için resmî verileri isteyin. TÜİK’ten enflasyon, TCMB’den kur ve mevduat faizi, Hazine’den tahvil faizi, Darphane’den altın verileri mahkeme aracılığıyla celbedilmelidir.
  7. Sepet hesabını doğru kurun. Temerrüt tarihinde alacağın bu araçlara yatırıldığı varsayılarak tahsil tarihindeki değeri hesaplanır; sonuçtan tahsil edilen faiz düşülür.
  8. Uzman bilirkişi kurulu talep edin. Hesap, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, gerekçeli bir raporla yapılmalıdır.
  9. İlliyet bağını ayrıca anlatın. Zararın, borçlunun temerrüdünün olağan sonucu olduğu somut olarak açıklanmalıdır; illiyet bağı yoksa talep reddedilir.
  10. Kusur savunmasına hazırlıklı olun. Borçlu, alacağın varlığından haberdar olmadığını veya gecikmenin kendisinden kaynaklanmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
  11. Belirsiz alacak mı kısmi dava mı, karar verin. Zarar miktarı hesaplanabilir nitelikteyse belirsiz alacak davası şartlarının oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
  12. Zamanaşımını hesaplayın. Talep asıl alacaktan bağımsız olsa da süresizdir denemez; zamanaşımı süresi içinde dava açılmalıdır.

Yargıtay kararlarıyla

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/1897, K. 2024/1099, 12.03.2024

Şartlar, bağımsızlık ve katı ispat çizgisi: On yıl süren bir yargılamanın ardından alacağını tahsil eden davacının munzam zarar istemi ele alınmıştır. Daire önce kurumun bağımsızlığını vurgulamıştır: “borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.” Buradan usulî sonucu çıkarmıştır: “asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.” Kusur bakımından karineyi de belirtmiştir: “temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.” Ancak zararın ispatında katı ölçütü uygulamıştır: “yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.” Sonuç: Davanın reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararı ONANMIŞTIR (oy birliği).

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/6204, K. 2025/7501, 07.10.2025

Katı çizginin güncel uygulaması: İşçilik alacağını uzun bir yargılamanın ardından tahsil eden davacı, enflasyon nedeniyle alacağının eridiğini ileri sürerek munzam zarar istemişti. Yerel mahkeme, “alacağın, enflasyon karşısında erimiş olmasının munzam zarar alacağına hak kazanmak için yeterli olmadığı, temerrütten kaynaklı somut bir zararın varlığı ve ispatı gerektiği” gerekçesiyle davayı reddetmiş; bölge adliye mahkemesi ise şu tespiti eklemiştir: “davacının ispatlamak zorunda olduğu husus, enflasyon ve yüksek faizler değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı gördüğü zarar olgusu olduğu, davacının zarara ilişkin iddiaları ispat edilmiş bir zararı değil, dolaylı yönden ekonomik yatırım araçlarının ortalaması olup, belirlenen miktarın munzam zarar olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı”. Daire, kararı “usul ve kanuna uygun” bularak temyiz itirazlarını reddetmiştir. Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı ONANMIŞTIR (oy birliği).

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2020/967, K. 2021/859, 15.03.2021

Karine çizgisinin doğuşu — Anayasa Mahkemesi kararının etkisi: Kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan alacağı için munzam zarar isteyen yüklenicinin davası reddedilmiş, karar onanmıştı. Karar düzeltme aşamasında Daire, kendi yerleşik uygulamasını terk ettiğini açıkça duyurmuştur: “Dairemizce uzun yıllar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği… tespitine rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle… mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine… karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş… munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.” Daire, davacının somut zararını kanıtlayamadığını tespit etmesine rağmen sepet hesabı yaptırılması gerektiğine hükmetmiştir. Sonuç: Karar düzeltme talebi kabul edilerek önceki onama kararı kaldırılmış ve hüküm davacı yararına BOZULMUŞTUR (oy birliği).

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/544, K. 2025/3055, 23.09.2025

Karine çizgisinin güncel hâli ve sepet hesabının kalemleri: 2013’te ödenmesi gereken katma değer vergisi alacağını ancak 2022’de tahsil edebilen arsa malikinin davası, ilk derecede ve istinafta reddedilmişti. Daire önce iki ispat yöntemini ayırmıştır: somut yöntemde alacaklı kredi kullanımı, ödediği gecikme faizi, cezai şart veya kur farkı gibi kalemleri ispatlar; soyut yöntemde ise “Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir” karinesi işletilir. Daire, yüksek enflasyon döneminde soyut yöntemin uygulanması gerektiğini belirtmiş ve hesabın kalemlerini saymıştır: “1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE-TÜFE oranı, 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, 3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, 5. Asgari ücret artışı, 6. Altın fiyatlarındaki artış… Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.” Somut olayda “davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir” denilmiştir. Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı ORTADAN KALDIRILMIŞ, ilk derece kararı BOZULMUŞTUR (oy birliği).

Bu dört karar, aynı maddenin iki farklı okunuşunu yan yana koyar. Önce ortak zemini görmek gerekir: her iki çizgi de munzam zararın şartları konusunda hemfikirdir. Bir para borcu bulunmalı, borçlu usulüne uygun temerrüde düşürülmüş olmalı, temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zarar doğmalı ve bu zararla temerrüt arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Kusur bakımından da ortak nokta vardır: sorumluluk kusura dayanır, ancak kusur karinesi alacaklı lehinedir; borçlu hiçbir kusuru olmadığını ispat etmedikçe sorumludur. Aynı şekilde her iki çizgi de munzam zararın asıl alacaktan bağımsız yeni bir borç olduğunu, dolayısıyla ihtirazî kayda gerek bulunmadığını kabul eder.

Ayrılık noktası zararın nasıl ispatlanacağıdır. Katı çizgi, Hukuk Genel Kurulu’nun 29.03.2022 tarihli kararına dayanır ve şu mantığı işletir: kanun koyucu, ülkenin ekonomik koşullarını zaten değerlendirerek temerrüt faizi oranını belirlemiştir; aynı ekonomik göstergelere yeniden dayanılarak “faiz yetmedi” denmesi, kanun koyucunun takdirinin yerinde olmadığını zımnen ileri sürmek anlamına gelir. Bu nedenle enflasyon, kur, mevduat faizi ve satın alma gücündeki azalma ispat kolaylığı sağlamaz; davacı kendi durumuna özgü somut vakıaları göstermelidir. 2024 ve 2025 tarihli kararlar bu çizginin hâlâ canlı olduğunu gösterir.

Karine çizgisi ise Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarından hareket eder. Buradaki mantık şudur: alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybederek ödenmesi, alacaklıya kişisel ve olağandışı bir külfet yükler ve mülkiyet hakkının ihlaline yol açar; ispat kurallarının katı yorumlanması bu ihlali derinleştirir. 15. Hukuk Dairesi 2021’de bu gerekçeyle kendi içtihadını değiştirmiş, 6. Hukuk Dairesi de 2025 tarihli kararında aynı çizgiyi sürdürerek hesap yöntemini altı kalemlik bir sepet hâlinde somutlaştırmıştır.

Uygulamada bu ayrılığın pratik sonucu nettir: dosyanın hangi daireye gideceği, davanın kaderini belirleyebilmektedir. Eser ve inşaat sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda karine çizgisiyle karşılaşma ihtimali yüksekken; iş hukuku, tüketici ve genel borçlar uyuşmazlıklarında katı çizgi uygulanmaktadır. Bu nedenle dava stratejisi tek yönlü kurulmamalıdır. Doğru yaklaşım, her iki yöntemi birlikte ileri sürmektir: bir yandan somut zarar kalemleri (kullanılan kredi, ödenen gecikme faizi ve cezai şart, kur farkı, vergi ve prim gecikme zammı) belgelenmeli; öte yandan sepet hesabına esas resmî veriler mahkeme aracılığıyla celbedilerek soyut yöntem de dosyaya kazandırılmalıdır. Somut delil bulunan bir dosya her iki çizgide de kazanır; yalnızca soyut yönteme dayanan dosya ise sonucu daireye bırakmış olur.

Son olarak iki teknik ayrıntı gözden kaçmamalıdır. Birincisi, hesaplanan tutardan tahsil edilen temerrüt faizinin düşülmesi zorunludur; munzam zarar, faizi aşan kısımdır ve mükerrer tazmin olmaz. İkincisi, TBK m. 122/2 uyarınca zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa hâkim, davacının istemi üzerine esas hakkında karar verirken bu zarara da hükmedebilir. Bu imkândan yararlanmak için asıl alacak davasında açık bir istemde bulunulması gerekir; aksi hâlde ayrı bir dava açmak kaçınılmaz olur.

Sık yapılan hatalar

HataDoğrusu
Yalnızca enflasyon ve kur artışına dayanmakKatı çizgide bu yeterli değildir; somut zarar kalemleri de dosyaya konmalıdır
Asıl alacak davasında ihtirazî kayıt koymadığı için talepten vazgeçmekMunzam zarar bağımsız bir borçtur; ihtirazî kayda gerek yoktur
Munzam zararı fer’i alacak sanıp asıl davada eritmekAyrı dava ile zamanaşımı süresi içinde her zaman istenebilir
Tahsil edilen faizi hesaptan düşmemekMunzam zarar faizi aşan kısımdır; tahsil edilen faiz mutlaka mahsup edilir
Borçlunun kusurunu ispatlamaya çalışmakKusur karinesi alacaklı lehinedir; kusursuzluğu ispat yükü borçludadır
İlliyet bağını hiç tartışmamakZararla temerrüt arasındaki uygun illiyet bağını ispat yükü alacaklıdadır
Sepet hesabını tek bir yatırım aracına indirgemekKarine çizgisinde altı kalemin ortalaması esas alınır
Temerrüt tarihini takip tarihiyle karıştırmakUsulüne uygun ihtar varsa temerrüt daha erken doğar; hesap dönemi buna göre uzar
Para borcu dışındaki edimler için munzam zarar istemekTBK m. 122 yalnızca para borçlarına uygulanır
Munzam zarar nedir?

Borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki farktır. Kısaca, alacaklının zararının temerrüt faiziyle karşılanamayan bölümüdür.

Hangi borçlarda istenebilir?

Yalnızca para borçlarında. Ancak borcun kaynağı önemli değildir; sözleşmeden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden, vekâletsiz iş görmeden veya kanundan doğan bütün para borçları kapsamdadır.

Şartları nelerdir?

Bir para borcunun bulunması, borçlunun temerrüde düşmüş olması, temerrüt faizini aşan bir zararın doğması ve bu zararla temerrüt arasında uygun illiyet bağının bulunması. Bunlara borçlunun temerrüde düşmekteki kusuru eklenir; kusur karine olarak varsayılır.

Borçlunun kusurunu ispat etmek zorunda mıyım?

Hayır. TBK m. 122 alacaklı lehine kusur karinesi kurar. Borçlu, temerrüde düşmekte hiçbir kusuru bulunmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.

Borçlu kusursuzluğunu nasıl ispat edebilir?

Örneğin ödemeyi zamanında gönderdiğini ancak kendi kusuru dışında bir sebeple geciktiğini, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda kusuru bulunmadığını ya da gecikmenin beklenmedik bir hâlden kaynaklandığını ispatlayarak.

Asıl alacak davasında saklı tutmadım; hakkım düştü mü?

Hayır. Munzam zarar asıl borçtan bağımsız yeni bir borçtur. Yargıtay, icra takibinde veya davada ihtirazî kayıt konulmasına gerek bulunmadığını, ayrı bir davayla zamanaşımı süresi içinde her zaman istenebileceğini kabul etmektedir.

Sadece enflasyona dayanarak dava açabilir miyim?

Bu, dosyanın hangi daire çizgisine tabi olduğuna göre değişir. Katı çizgide enflasyon, kur ve faiz gibi genel ekonomik olgular tek başına yeterli görülmez; karine çizgisinde ise yatırım araçlarının getirisi temerrüt faizini aşıyorsa zararın varlığı karine sayılır.

Somut ispat yönteminde hangi deliller işe yarar?

Alacağı tahsil edemediğiniz için kullandığınız kredi ve ödediğiniz faiz, üçüncü kişilere ödediğiniz gecikme faizi veya cezai şart, döviz borcunda kur farkı zararı, vergi ve sosyal sigorta primlerini geç ödemeniz nedeniyle ödediğiniz gecikme zammı.

Sepet hesabı nasıl yapılır?

Temerrüt tarihinde alacağın TEFE-TÜFE, üç aylık vadeli mevduat faizi, devlet tahvili faizi, dolar ve euro kuru, asgari ücret artışı ve altın fiyatlarından oluşan bir sepete yatırıldığı varsayılır; tahsil tarihindeki değeri hesaplanır ve bundan tahsil edilen temerrüt faizi düşülür.

Munzam zarar için ayrıca faiz istenebilir mi?

Talep edilmesi hâlinde munzam zarar alacağına da temerrüt tarihinden itibaren faiz yürütülmesi istenebilir. Faiz türü ve başlangıç tarihi dava dilekçesinde açıkça belirtilmelidir.

Asıl davada birlikte istenebilir mi?

Evet. TBK m. 122/2 uyarınca temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim esas hakkında karar verirken bu zarara da hükmeder.

Yargılamanın uzun sürmesi borçlunun kusuru sayılır mı?

Yargıtay uygulamasında yargılamanın uzaması tek başına borçlunun kusuru olarak nitelendirilmemektedir. Belirleyici olan, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.

Görevli mahkeme hangisidir?

Asıl alacağın niteliğine göre belirlenir. Ticari işlerde asliye ticaret, tüketici işlemlerinde tüketici, iş ilişkisinden doğanlarda iş mahkemesi görevlidir; diğer hâllerde asliye hukuk mahkemesi.

Kamu kurumlarından da istenebilir mi?

Evet. Para borcunun kaynağı önemli olmadığından, borçlunun kamu tüzel kişisi olması munzam zarar talebine engel değildir; şartların gerçekleşmesi yeterlidir.

Munzam zarar ile gecikme tazminatı aynı şey mi?

Hayır. Gecikme tazminatı TBK m. 118’de düzenlenen genel bir kalemdir; munzam zarar ise para borçlarına özgüdür ve temerrüt faizini aşan kısmı ifade eder.

İlgili mevzuat

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 50-51 — Zararın ve tazminatın belirlenmesi
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 112 — Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 117 — Borçlunun temerrüdü
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 118 — Gecikme tazminatı
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 120 — Temerrüt faizi oranı
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 122 — Aşkın (munzam) zarar
  • 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu m. 105 — Munzam zararın eski düzenlemesi
  • 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m. 1, 2 — Faiz oranları
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 194 — Somutlaştırma yükü
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 6 — İspat yükü
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 — Mülkiyet hakkı

Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: borçlunun temerrüdü, alacaklının temerrüdü ve tevdi mahalli, takas, müteselsil sorumluluk ve rücu, haksız fiilde zamanaşımı.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlıkta sonuç, uygulanacak ispat yöntemine ve dosyaya sunulan zarar delillerine göre değişir. Daireler arasındaki ayrılık nedeniyle her iki yöntemin birlikte ileri sürülmesi tavsiye edilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Hukuki rehberler — ilgili sayfalar

Bu yazıdaki konuyla ilgili rehberler, dilekçe örnekleri ve hesaplama araçları.

Aynı kategoriden diğer yazılar

Hukuki Makaleler

Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı (TMK m. 2)

İçindekilerKanunî dayanakDürüstlük kuralı ile iyiniyet arasındaki farkNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca TMK m. 2…

29.08.2026 Yazıyı oku ›
Hukuki Makaleler

Kişilik Haklarına Saldırı (TMK m. 24-25): Açılabilecek Davalar ve Ölçütler

İçindekilerKanunî dayanakTMK m. 25’teki davalarNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca TMK m. 24 kuralı tersine…

29.08.2026 Yazıyı oku ›
Hukuki Makaleler

Borçlunun Temerrüdü (TBK m. 117-126): İhtar, Vade ve Seçimlik Haklar

İçindekilerKanunî dayanakVade türleri ve ihtar ihtiyacıNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Kural açıktır: muaccel bir…

29.08.2026 Yazıyı oku ›
Hukuki Makaleler

Tehlike Sorumluluğu (TBK m. 71): Elektrik, Doğalgaz ve Denkleştirme

İçindekilerKanunî dayanakKusursuz sorumluluk türleri arasındaki farkNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca TBK m. 71, önemli…

29.08.2026 Yazıyı oku ›
Hukuki Makaleler

Hayvan Bulunduranın Sorumluluğu (TBK m. 67): Köpek Isırması ve Tazminat

İçindekilerKanunî dayanakHangi kusursuz sorumluluk hangi maddede?Ne yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca TBK m. 67, hayvanın…

29.08.2026 Yazıyı oku ›
Hukuki Makaleler

Yapı Malikinin Sorumluluğu (TBK m. 69): Kurtuluş Kanıtı Yoktur

İçindekilerKanunî dayanakKusursuz sorumluluk türleri arasında yapı malikinin yeriNe yapmalı?Sık yapılan hatalarSık sorulan sorular Kısaca Bir binanın veya diğer…

29.08.2026 Yazıyı oku ›
WhatsApp İletişim Ara