Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı (TMK m. 2)

Kısaca
- TMK m. 2 iki genel ilke koyar: dürüstlük kuralı ve hakkın açıkça kötüye kullanılması yasağı. İkisi de tüm hakların sınırını çizer.
- Dürüst davranma, hakların kullanılmasında ve borçların yerine getirilmesinde aranır; TMK m. 3’teki iyiniyet ise hakların kazanılmasıyla ilgilidir.
- Ölçüt objektiftir: dürüst, namuslu, makul, orta zekâlı bir kişinin benzer olayda izleyeceği yol esas alınır.
- Zarar verme kastı aranmaz; önemli olan hakkın dürüstlük kuralına aykırı kullanılması sonucunda başkasının zarar görmesidir.
- Madde emredicidir; taraflar aralarında dürüstlük kuralının ve kötüye kullanma yasağının uygulanmayacağını kararlaştıramaz.
- Kötüye kullanma bir def’i değil itirazdır; hâkim, taraf ileri sürmemiş olsa bile dosyadan anlaşılıyorsa re’sen dikkate alır.
- Kural taliidir (ikincil): önce her meseleye kendi özel hükmü uygulanır; TMK m. 2 ancak sonuç açıkça adaletsiz olduğunda devreye girer.
- Ölçütler: hakkın kullanılmasında geçerli ve haklı bir yarar bulunması, sağlanan yarar ile verilen zarar arasında aşırı oransızlık olmaması, kişinin kendi ahlaka aykırı davranışına dayanmaması ve uyandırdığı güvene aykırı davranmaması.
- Yerleşik bir uygulamayı yıllarca sürdürdükten sonra aksini iddia etmek, çelişkili davranış olarak değerlendirilebilir.
- Hukuk düzeninin bir hakkı korumaması, o hakkın yokluğu değil; o somut kullanımın korunmamasıdır.
- Madde bir genel kuraldır; medeni hukuk dışındaki tüm hukuk dallarında uygulama alanı bulur.
- “Hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz” ilkesi, TMK m. 2’nin pratikteki en sık görünen yüzüdür.
Türk Medeni Kanunu’nun ikinci maddesi, kitabın en kısa ama en çok kullanılan hükümlerinden biridir. Ne bir hak tanır ne bir borç yükler; buna karşılık her hakkın ve her borcun sınırını çizer. Uygulamada bir davanın kaderini bazen tek başına bu madde belirler.
Maddenin cazibesi aynı zamanda tehlikesidir. Dava dilekçelerinde “hakkın kötüye kullanılması” ifadesi sıkça geçer, ancak çoğu zaman somut bir olguya bağlanmadan, yalnızca genel bir adalet duygusuna dayanılarak ileri sürülür. Oysa Yargıtay uygulaması bu maddeyi hem ikincil hem de somut olgulara bağlı bir kural olarak ele alır.
Kanunî dayanak
Kural TMK m. 2’dedir:
“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”
Sıkça karıştırılan iyiniyet ise TMK m. 3’te düzenlenmiştir:
“Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.
Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.”
Dürüstlük kuralı ile iyiniyet arasındaki fark
| Ölçüt | Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) | İyiniyet (TMK m. 3) |
|---|---|---|
| İlgili olduğu aşama | Hakların kullanılması ve borçların ifası | Hakların kazanılması |
| Niteliği | Objektif davranış kuralı | Sübjektif; bilgi ve inanca ilişkin |
| Sorulan soru | Dürüst bir kişi böyle davranır mıydı? | Engel oluşturan durumu biliyor muydu, bilmesi gerekir miydi? |
| Sonucu | Aykırılık hâlinde hak korunmaz | Varsa kazanma engeli bertaraf edilir |
| Emredicilik | Her iki fıkra da emredici | Kanunun sonuç bağladığı hâllerde uygulanır |
| Usulî niteliği | İtiraz; hâkim re’sen dikkate alır | Karine; aksi ispatlanabilir |
Kritik nokta: Hakkın kötüye kullanılması bir def’i değil itirazdır. Bunun iki pratik sonucu vardır. Birincisi, hâkim dosyadaki bilgi ve belgelerden böyle bir durumu tespit ederse, taraflardan hiçbiri ileri sürmemiş olsa bile kendiliğinden dikkate almak zorundadır. İkincisi, süre veya usul bakımından ileri sürme sınırlaması yoktur; istinaf ve temyiz aşamasında da gözetilir. Buna karşılık aynı kural savunma yapan taraf açısından da geçerlidir: kötüye kullanma iddiası somut olgulara dayandırılmalıdır; soyut adalet vurgusu tek başına sonuç doğurmaz.
Ne yapmalı? Adım adım yol haritası
- Önce özel hükmü arayın. TMK m. 2 taliidir; uyuşmazlığa uygulanacak özel bir hüküm varsa önce o uygulanır.
- Hangi hakkın kötüye kullanıldığını adlandırın. Zamanaşımı def’i mi, fesih hakkı mı, tapu iptali talebi mi? Soyut iddia değerlendirilemez.
- Karşı tarafın önceki davranışlarını kronolojik olarak çıkarın. Çelişkili davranış iddiasının omurgası bu kronolojidir.
- Yaratılan güveni belgeleyin. Yazışmalar, faks kayıtları, ödemeler, uzun süreli fiilî uygulamalar güven olgusunun delilidir.
- Oransızlığı sayısallaştırın. Hakkın kullanılmasının sağlayacağı yarar ile karşı tarafa vereceği zarar mümkünse rakamla karşılaştırılmalıdır.
- Haklı yararın yokluğunu gösterin. Hak sahibinin bu kullanımdan elde edeceği kayda değer bir menfaat yoksa kötüye kullanma göstergesi güçlenir.
- Kendi kusuruna dayanma unsurunu vurgulayın. Karşı taraf kendi ihmalinden veya hukuka aykırı davranışından yararlanmaya çalışıyorsa bunu açıkça belirtin.
- Susmayı ve hareketsizliği yorumlayın. Uzun süre hak talep etmemek, bazı ilişkilerde zımnen vazgeçme olarak değerlendirilebilir.
- Karşı iddiaya da hazırlıklı olun. Aynı madde size karşı da işletilebilir; kendi davranış geçmişinizi gözden geçirin.
- Hâkimin re’sen değerlendirmesini talep edin. İtiraz niteliğini dilekçede açıkça belirtmek, gözden kaçmayı önler.
- Somut olgulara bağlayın. Her somut olay kendi şartları içinde değerlendirilir; başka bir dosyadaki sonucu doğrudan aktarmayın.
- Sonucu tarif edin. Kötüye kullanma tespit edilirse hakkın o somut kullanımı korunmaz; talebinizin bu sonuca nasıl bağlandığını yazın.
Yargıtay kararlarıyla
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/253, K. 2021/849, 24.06.2021
Dürüstlük kuralı ile iyiniyetin ayrımı ve kötüye kullanmanın ölçütleri: Sigortalılık başlangıcının sonradan iptal edilmesi uyuşmazlığında Genel Kurul, iki kavramı net biçimde ayırmıştır: “TMK’nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet ‘hakların kazanılması’ ile ilgili olduğu hâlde, Kanun’un 2. maddesinde yer alan dürüst davranma ‘hakların kullanılması’ ve ‘borçların yerine getirilmesinde’ söz konusu olur.” Dürüstlük kuralının içeriğini ise şöyle doldurmuştur: “dürüst davranma; hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi anlamındadır.” Kötüye kullanmanın ölçütlerini de saymıştır: “o kişinin hakkın kullanılmasında geçerli ve haklı bir yararının varlığı, hakkın kullanılmasının sağlayacağı yarar ile başkalarına vereceği zarar arasında aşırı oransızlığın olmaması, bir kimsenin kendi ahlâka aykırı davranışına dayanmaması ve uyandırılan güvene aykırı davranışta bulunmaması gibi ölçütler hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını belirler.” Sonuç: Direnme kararı değişik gerekçeyle BOZULMUŞTUR (oy birliği).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1300, K. 2021/922, 06.07.2021
Kuralın ikincilliği ve yerleşik uygulamaya aykırı davranış: Yıllarca faksla yürütülen bir bankacılık uygulamasının ardından belgenin aslının bulunmadığını ileri süren savunma değerlendirilmiştir. Genel Kurul önce maddenin işlevini ve sınırını belirlemiştir: “25.1.1984 tarihli ve 3/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da ifade edildiği üzere, bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukukî yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hâllerinde, TMK’nın 2. maddesi uygulama alanı bulur ve olağanüstü bir imkân sağlar; haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir.” Ardından ikincilliği vurgulamıştır: “bu kuralın taliliği (ikincilliği) de gözetilerek, öncelikle her meseleye ona ilişkin kanun hükümleri tatbik edilmeli; uygulanan kanun hükümlerinin adalete aykırı olabileceği bazı istisnai durumlarda da maddedeki kural, haksızlığı tashih edici bir şekilde uygulanabilmelidir.” Somut olayda ise “taraflar arasında bu yönde bir yerleşik uygulamanın benimsendiğinin belirlenmesi durumunda anılan fiili uygulamanın korunması dürüstlük kuralının gereği” olduğu belirtilerek eksik araştırma bozma sebebi sayılmıştır. Sonuç: Direnme kararı genişletilmiş gerekçeyle BOZULMUŞTUR (oy birliği).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/1053, K. 2023/355, 26.04.2023
Genel kural niteliği ve somut uygulaması: Kooperatif üyeliğinin tespiti istenen davada Genel Kurul, maddenin ikinci fıkrasının işlevini açıklamıştır: “hiçbir hakkın, o hakkın kötüye kullanılması şeklinde bir yetkiyi içermediği, bu nedenle içerdiği yetkiyi aşan şekilde bir kullanımın hak olarak hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir… Bu sınırın aşıldığı durumlarda, hakkın sahibine tanıdığı yetkilerin dışına çıkılmış olmakta, bir hakkın kullanıldığı görüntüsü altında haksız bir davranış gerçekleştirilmektedir.” Maddenin kapsamı bakımından da şu tespiti yapmıştır: “Türk Medeni Kanunu’nun ‘başlangıç hükümleri’ arasında yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı diğer başlangıç hükümleri gibi bir ‘genel kural’dır. Bu sebeple medeni hukuk dışındaki hukuk dallarında da uygulama alanı bulmaktadır.” Somut olayda, kooperatifle hiçbir fiilî ilişkisi bulunmayan, genel kurullara katılmayan ve üyelik bedelini kendisi yatırmayan kişinin sonradan üyeliğin tespitini istemesi “iyiniyetli bir davranış olmayıp, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir” denilmiştir. Sonuç: Direnme kararı BOZULMUŞTUR (oy çokluğu).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/210, K. 2025/38, 12.02.2025
Emredicilik, re’sen uygulama ve zamanaşımı def’ine etkisi: Sigorta tazminatı davasında zamanaşımı def’i tartışılırken Genel Kurul, maddenin usulî niteliğini ortaya koymuştur: “bütün hakların kullanılmasında ve borçların ifasında uyulması gereken dürüstlük kuralı ve hakların genel sınırlarını oluşturan hakkın kötüye kullanılması yasağı, kamu düzeni ihtiyaç ve gerekleri nedeniyle konulmuş kurallardır. Bu nedenle TMK’nın 2. maddesi emredici niteliktedir. Tarafların aralarındaki ilişkide dürüstlük kuralının ve hakkın kötüye kullanılması yasağının uygulanmayacağını kararlaştırmaları mümkün değildir. Dürüstlük kuralına veya hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bir davranış, doğrudan hakkın mevcudiyetini ortadan kaldırdığından bir itiraz teşkil eder. Bu nedenle dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hâkim, dürüstlük kuralına aykırı, hakkın kötüye kullanılması oluşturan davranışı tespit ediyorsa, ilgili tarafından ileri sürülmemiş olsa bile, kendiliğinden bunu dikkate almalıdır.” Maddenin işlevini de şöyle özetlemiştir: “Hakkın kötüye kullanımı kurumu hukukun şekilciliğinden doğan sertliği gidermek maksadıyla ortaya çıkmıştır.” Somut olayda sigortacının kendi şikâyetiyle başlattığı ceza sürecinin sonucunu bekletirken zamanaşımına dayanması hakkaniyete aykırı bulunmuştur. Sonuç: Direnme kararı genişletilmiş gerekçeyle BOZULMUŞTUR (oy çokluğu).
Bu dört Genel Kurul kararı, TMK m. 2’nin uygulama şemasını baştan sona verir. İlk halka kavram ayrımıdır. Uygulamada en sık yapılan hata, dürüstlük kuralı ile iyiniyeti aynı şey saymaktır. Oysa ikisi farklı aşamalara bakar: iyiniyet, bir hakkın kazanılmasına engel olabilecek bir durumu bilmemek ve bilecek durumda olmamaktır; sübjektiftir. Dürüstlük kuralı ise hakkın kullanılmasına ve borcun ifasına bakar; objektiftir. Bir kişi tamamen iyiniyetli olabilir, buna rağmen hakkını kullanırken dürüstlük kuralına aykırı davranabilir. Dilekçede “kötüniyetlidir” demek yerine hangi davranışın hangi aşamada dürüstlük kuralını ihlal ettiğini göstermek gerekir.
İkinci halka ölçütlerdir. Kanun hangi hâllerde hakkın kötüye kullanılmış sayılacağını saymaz ve saymasına da imkân yoktur; hayatın ihtimalleri önceden düzenlenemez. Bu boşluğu doldurmak için yargı dört ölçüt kullanır: hak sahibinin bu kullanımda geçerli ve haklı bir yararının bulunup bulunmadığı, sağlanan yarar ile karşı tarafa verilecek zarar arasında aşırı oransızlık olup olmadığı, kişinin kendi ahlaka aykırı davranışına dayanıp dayanmadığı ve uyandırdığı güvene aykırı davranıp davranmadığı. Bu ölçütlerin varlığı kesin sonuç doğurmaz, yokluğu da iddiayı bitirmez; her somut olay kendi şartları içinde tartılır. Ancak dilekçe bu dört başlık altında kurulduğunda iddia soyut olmaktan çıkar.
Üçüncü halka ikinciliktir ve pratikte en çok gözden kaçan noktadır. TMK m. 2 bir “olağanüstü imkân”dır; kanunun ve hakkın mutlaklığı ilkesine getirilen bir istisnadır. Bu nedenle önce uyuşmazlığa ilişkin özel hükümler uygulanır; ancak bu hükümlerin uygulanması açıkça adaletsiz bir sonuç doğuruyorsa madde devreye girer. Doğrudan TMK m. 2’ye dayanılarak kurulan, özel hükümleri hiç tartışmayan bir dilekçe, çoğu zaman “soyut iddia” değerlendirmesiyle karşılanır.
Dördüncü halka usulî sonuçlardır ve buradaki kazanım davacı ile davalı için eşittir. Kötüye kullanma bir itirazdır; hâkim dosyadan anlaşılıyorsa re’sen dikkate alır. Madde emredicidir; sözleşmeyle bertaraf edilemez. Sonuç ise hakkın yokluğu değil, o somut kullanımın korunmamasıdır. Bu ayrım önemlidir: hakkın kötüye kullanıldığının tespiti hakkı ortadan kaldırmaz, yalnızca o davada o talebi sonuçsuz bırakır.
Beşinci halka çelişkili davranış yasağıdır ve dört karar arasında en somut örnekler buradadır. Yıllarca faksla işlem yaptıktan sonra “belgenin aslı yok” demek, kooperatifle hiçbir ilişki kurmamışken sonradan üyeliğin tespitini istemek, kendi şikâyetiyle başlattığı ceza sürecinin sonucunu bekletirken zamanaşımına dayanmak — hepsi aynı kalıba oturur: kişi, kendi davranışıyla karşı tarafta yarattığı güvene aykırı bir tutum sergilemektedir. Bu kalıp, dilekçenin en güçlü kurgusudur; çünkü soyut bir adalet vurgusuna değil, dosyadaki kronolojiye dayanır.
Sık yapılan hatalar
| Hata | Doğrusu |
|---|---|
| Doğrudan TMK m. 2’ye dayanıp özel hükmü hiç tartışmamak | Kural taliidir; önce uyuşmazlığın özel hükmü uygulanmalıdır |
| “Kötüniyetlidir” deyip geçmek | Hangi davranışın hangi ölçütü ihlal ettiği somut olgularla gösterilmelidir |
| Dürüstlük kuralı ile iyiniyeti aynı saymak | TMK m. 2 hakkın kullanılmasına, m. 3 hakkın kazanılmasına ilişkindir |
| Karşı tarafın zarar verme kastını ispatlamaya çalışmak | Kast aranmaz; kuralın ihlali sonucunda zarar doğması yeterlidir |
| Kötüye kullanmayı def’i sanıp süresinde ileri sürmediği için vazgeçmek | İtirazdır; hâkim re’sen dikkate alır, aşamalarda ileri sürülebilir |
| Sözleşmeye “TMK m. 2 uygulanmaz” kaydı koymak | Madde emredicidir; böyle bir kayıt geçersizdir |
| Başka bir dosyadaki sonucu doğrudan aktarmak | Her somut olay kendi şartları içinde değerlendirilir |
| Kendi ihmalinden doğan sonuca dayanmak | Hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz; bu kullanım korunmaz |
| Yıllarca sürdürülen fiilî uygulamanın aksini iddia etmek | Yaratılan güvene aykırı davranış çelişkili davranış olarak değerlendirilir |
Dürüstlük kuralı ne demektir?
Kişilerin, tarafı oldukları hukukî ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yarattıkları güvenle tutarlı biçimde davranmalarıdır. Ölçüt objektiftir: toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin benzer olayda izleyeceği yol esas alınır.
Hakkın kötüye kullanılması ne zaman söz konusu olur?
Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullanılması suretiyle başkasına zarar verilmesi hâlinde. Hak sahibinin zarar verme kastıyla hareket edip etmediğini araştırmaya gerek yoktur.
Hangi ölçütlere bakılır?
Hak sahibinin bu kullanımda geçerli ve haklı bir yararının bulunup bulunmadığı, sağlanan yarar ile başkalarına verilecek zarar arasında aşırı oransızlık olup olmadığı, kişinin kendi ahlâka aykırı davranışına dayanıp dayanmadığı ve uyandırdığı güvene aykırı davranıp davranmadığı.
Hâkim kendiliğinden dikkate alır mı?
Evet. Hakkın kötüye kullanılması bir def’i değil itirazdır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden bu durumu tespit eden hâkim, taraflar ileri sürmemiş olsa bile kendiliğinden değerlendirir.
Sözleşmeyle bu kuralın uygulanmayacağı kararlaştırılabilir mi?
Hayır. Maddenin her iki fıkrası da kamu düzeni gerekleriyle konulmuş emredici kurallardır; aksinin kararlaştırılması mümkün değildir.
Sadece TMK m. 2’ye dayanarak dava açabilir miyim?
Kural ikincildir. Önce uyuşmazlığa ilişkin özel hükümler uygulanır; bu hükümlerin uygulanmasının açıkça adaletsiz sonuç doğurduğu istisnai hâllerde madde tamamlayıcı ve düzeltici işlev görür.
Zamanaşımı def’i kötüye kullanılabilir mi?
Evet. Karşı tarafı oyalayan, kendi davranışıyla dava açmayı geciktiren ya da bir sürecin sonucunu bekleten tarafın sonradan zamanaşımına dayanması, somut olayın koşullarına göre dürüstlük kuralına aykırı bulunabilir. Ayrıntı için haksız fiilde zamanaşımı yazımıza bakabilirsiniz.
Uzun süre hak talep etmemek sonuç doğurur mu?
Bazı ilişkilerde evet. Hakkını uzun süre kullanmayan ve karşı tarafta artık kullanılmayacağı yönünde haklı güven yaratan kişinin sonradan talepte bulunması, çelişkili davranış olarak değerlendirilebilir.
Kötüye kullanma tespit edilirse hak ortadan kalkar mı?
Hayır. Hak sona ermez; hukuk düzeni yalnızca o somut kullanımı korumaz. Bu nedenle sonuç, hakkın yokluğu değil talebin reddidir.
Bu kural sadece medeni hukukta mı uygulanır?
Hayır. Türk Medeni Kanunu’nun başlangıç hükümleri arasında yer alan bu kural genel niteliktedir ve medeni hukuk dışındaki hukuk dallarında da uygulama alanı bulur.
“Hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz” ilkesi buraya mı dayanır?
Evet, uygulamada bu ilke TMK m. 2’nin en sık görülen görünümlerinden biridir. Kendi hukuka aykırı ya da ihmalkâr davranışının sonucundan menfaat sağlamaya çalışan tarafın talebi korunmaz.
İş hukukunda da uygulanır mı?
Evet. Genel kural niteliği gereği iş, ticaret, icra ve idare hukuku dâhil tüm alanlarda gözetilir. Fesih hakkının kullanımı, sendikal süreçler ve tazminat talepleri bakımından sıkça gündeme gelir.
Dilekçede nasıl ileri sürmeliyim?
Hangi hakkın kullanıldığını, karşı tarafın önceki davranışlarının kronolojisini, yaratılan güveni ve yarar-zarar dengesizliğini somut delillerle ortaya koyarak. Soyut adalet vurgusu tek başına yeterli olmaz.
Karşı taraf da bana karşı bu maddeyi ileri sürebilir mi?
Evet ve hâkim re’sen de değerlendirebilir. Bu nedenle dava açmadan önce kendi davranış geçmişinizi de aynı ölçütlerle gözden geçirmek gerekir.
Sözleşme boşluklarının doldurulmasında da rol oynar mı?
Evet. Dürüstlük kuralı, tarafların iradelerinin yorumlanmasında ve yerleşik fiilî uygulamaların korunmasında ölçüt olarak kullanılır; bu yönüyle sözleşmenin tamamlayıcı unsurudur.
İlgili mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 1 — Hukukun uygulanması ve kaynakları
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 — Dürüst davranma ve hakkın kötüye kullanılması yasağı
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 3 — İyiniyet
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 4 — Hâkimin takdir yetkisi
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 6 — İspat yükü
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 — Sözleşmelerin yorumu ve muvazaa
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 27 — Kesin hükümsüzlük
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 29 — Dürüst davranma ve doğru söyleme yükümlülüğü
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 33 — Hukukun uygulanması
- 25.01.1984 tarihli ve 1983/3 E., 1984/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı
Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: kişilik haklarına saldırı, borçlunun temerrüdü, munzam zarar, müteselsil sorumluluk ve rücu, haksız fiilde zamanaşımı.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlıkta sonuç, hakkın hangi amaçla kullanıldığına, tarafların önceki davranışlarına ve yarar-zarar dengesine göre değişir.