Irade Bozukluklari: Yanilma (Hata), Aldatma (Hile) ve Korkutma (Ikrah)

Kısaca
- İrade bozukluğu, sözleşme kurulurken bir tarafın işlem iradesinin oluşum veya beyan aşamasında sakatlanmasıdır.
- Türk hukukunda üç hâl vardır: yanılma (hata), aldatma (hile) ve korkutma (ikrah) — TBK m. 30-39.
- Yaptırım kesin hükümsüzlük değildir. Kanun, iradesi sakatlanan tarafa süreye bağlı bir iptal hakkı tanır; sözleşme o kişiyi bağlamaz.
- Yanılmanın esaslı sayılması için hem yanılan yönünden (sübjektif) hem de dürüstlük kuralları yönünden (objektif) sözleşmenin hiç veya o biçimde yapılmayacağının ispatı gerekir.
- Saikte (sebepte) yanılma kural olarak esaslı değildir; ancak saik sözleşmenin temeli sayılıyor ve bu karşı tarafça bilinebilir durumdaysa esaslı sayılır.
- Aldatmada yanıltma kasıtlıdır; bu nedenle yanılma esaslı olmasa bile aldatılan taraf sözleşmeyle bağlı olmaz.
- Üçüncü kişinin aldatmasında sözleşme ancak karşı taraf aldatmayı biliyorsa veya bilecek durumdaysa bağlayıcı olmaktan çıkar; korkutmada ise böyle bir ayrım yoktur.
- Korkutmanın şartları: hukuka aykırı bir korkutma eylemi, tarafa veya yakınına yönelmesi, ağır ve yakın bir zarar tehlikesi ve illiyet bağı.
- Tehlikenin ciddiliği korkutulanın sübjektif durumuna göre ölçülür: yaş, kültür düzeyi, yaşam tarzı gibi etkenler dikkate alınır.
- Süre çok kısadır: yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin kalktığı andan itibaren bir yıl (TBK m. 39). Bu süre hak düşürücüdür ve hâkim resen gözetir.
- İspat yükü iddia edendedir; ancak irade bozukluğu iddiaları HMK m. 203/1-ç uyarınca tanık dâhil her türlü delille kanıtlanabilir — sözleşme resmî senetle yapılmış olsa bile.
- Resmî senetteki bedelle rayiç bedel arasındaki fark, tek başına yanılgıya düşüldüğü sonucunu doğurmaz.
Sözleşme, tarafların birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulur. Peki beyan verilirken irade sakatsa? Bir kişi satmak istediğinden başka bir taşınmazı devretmişse, karşı tarafın yalanına inanarak imza atmışsa ya da telefonda kendisini polis olarak tanıtan biri tarafından tehdit edilerek dükkânını elden çıkarmışsa, o imza onu bağlar mı?
Türk Borçlar Kanunu bu üç durumu ayrı ayrı düzenler ve hepsine tek bir çare gösterir: iptal hakkı. Ancak bu hak, uygulamada davaların çoğunu ilk turda eleyen çok kısa bir süreye bağlanmıştır. Aşağıda üç hâlin şartlarını, aralarındaki farkları ve Yargıtay’ın hangi olguyu neye göre tarttığını ele alıyoruz.
Kanunî dayanak
Yanılmanın genel hükmü ve esaslı sayılan hâller:
TBK m. 30 — “Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz.”
TBK m. 31 — “Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa.
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa.
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa.
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.”
Saikte yanılma ayrı ve dar bir rejime tabidir:
TBK m. 32 — “Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.”
Yanılmanın ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla sınırlıdır ve kusur tazminat doğurabilir:
TBK m. 34 — “Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez. Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır.”
TBK m. 35 — “Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez. Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.”
Aldatma, yanılmadan daha geniş bir koruma sağlar:
TBK m. 36 — “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.”
Korkutmada üçüncü kişi ayrımı sonucu değiştirmez:
TBK m. 37 — “Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.”
TBK m. 38 — “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.”
Ve tüm hâller için ortak süre hükmü:
TBK m. 39 — “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.”
Üç hâlin karşılaştırması
| Ölçüt | Yanılma (hata) | Aldatma (hile) | Korkutma (ikrah) |
|---|---|---|---|
| Temel olgu | İrade ile beyan arasında istemeden doğan uyumsuzluk | Karşı tarafın kasten yanıltması | Tehditle iradenin baskı altında oluşması |
| Esaslılık aranır mı | Evet; TBK m. 31-32 çerçevesinde | Hayır; yanılma esaslı olmasa bile yeter | Esaslılık yerine “ağır ve yakın tehlike” ölçütü |
| Üçüncü kişinin fiili | — | Karşı taraf biliyorsa veya bilecek durumdaysa iptal edilebilir | Karşı tarafın bilip bilmemesi sonucu değiştirmez |
| Değerlendirme ölçüsü | Sübjektif + objektif (dürüstlük kuralı) | Kastın ve yanıltıcı davranışın varlığı | Korkutulanın sübjektif durumu (yaş, kültür, yaşam tarzı) |
| Yaptırım | Kesin hükümsüzlük değil; süreye bağlı iptal hakkı | ||
| Sürenin başlangıcı | Yanılmanın öğrenildiği an | Aldatmanın öğrenildiği an | Korkutmanın etkisinin kalktığı an |
| Kusurun sonucu | Kusurlu yanılan tazminatla yükümlü olabilir (m. 35) | Onama, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz | Onama, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz |
| İspat | İddia edende; tanık dâhil her türlü delille (HMK m. 203/1-ç) | ||
Kritik nokta. İrade bozukluğuna bağlanan yaptırım bir butlan (kesin hükümsüzlük) hâli değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bunu açıkça vurgular: kanun “bağlı olmaz”, “sözleşmeyle bağlı değildir” ifadeleriyle sözleşmenin iradesi sakatlanan kişiyi bağlamayacağını öngörmüş ve ona belli bir süre içinde kullanabileceği bir iptal hakkı tanımıştır. Sonuç olarak sözleşme kendiliğinden geçersiz sayılmaz; bir yıl içinde iptal hakkı kullanılmazsa sözleşme onanmış sayılır ve baştan itibaren geçerli hâle gelir. Bu yüzden dava dilekçesinden önce yapılması gereken ilk iş, öğrenme tarihini belgeleyip süreyi hesaplamaktır.
Ne yapmalı?
- Hangi hâle dayandığınızı netleştirin: yanılma mı, aldatma mı, korkutma mı? Şartları ve ispat malzemesi farklıdır.
- Öğrenme tarihini belgeleyin: tapu kaydı sorgulama tarihi, hastane kaydı, ihtarname, mesajlaşma, tanık beyanı, şikâyet dilekçesi.
- Bir yıllık hak düşürücü süreyi hesaplayın; süre yaklaşıyorsa delil toplamayı beklemeden davayı açın veya karşı tarafa yazılı iptal beyanı ulaştırın.
- İptal hakkını yalnız dava yoluyla değil, ihtarname ya da def’i yoluyla da kullanabileceğinizi bilin; şekil şartı yoktur.
- Yanılma iddiasında hangi kalemde yanıldığınızı TBK m. 31’in bentlerinden birine oturtun; “memnun değilim” türü genel ifadelerden kaçının.
- Saike dayanıyorsanız saikin sözleşmenin temeli olduğunu ve bunun karşı tarafça bilinebilir olduğunu ortaya koyun (m. 32).
- Aldatma iddiasında yanıltıcı beyanın içeriğini, kim tarafından ne zaman yapıldığını ve buna güvenerek imza attığınızı somutlaştırın.
- Korkutmada ceza dosyasını celp ettirin; kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı en güçlü dayanaktır.
- Korkutmanın sübjektif ölçütle değerlendirileceğini hatırlayın: yaş, okuryazarlık, sağlık durumu ve yaşam koşullarınızı dosyaya yansıtın.
- Tanık listenizi erken verin; irade bozukluğu iddiaları senetle ispat zorunluluğunun istisnasıdır.
- Talebi terditli kurun: öncelikle tapu iptali ve tescil, mümkün değilse bedel ya da sebepsiz zenginleşme.
- Taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse TMK m. 1023 riskini gözeterek dava ile birlikte tedbir şerhi isteyin.
Yargıtay kararlarından
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/814, K. 2023/268, 29.03.2023
İrade bozukluğu butlan değil, iptal hakkı doğurur; bedel farkı tek başına yanılma anlamına gelmez. Paydaşların taşınmazdaki paylarını satış yoluyla devretmesinden sonra, aslında bitişikteki tapusuz yeri satmak istediklerini ileri sürerek açtıkları tapu iptali davasında Hukuk Genel Kurulu önce kuramı ortaya koymuştur: irade bozukluğu hâlleri TBK m. 30-39 arasında yanılma, aldatma ve korkutma başlıklarıyla düzenlenmiştir ve “Türk Hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım… bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli değildir”; kanun bu kişiye “belli bir süre içerisinde kullanabileceği iptal hakkı” tanımıştır. Kurul ayrıca ispat rejimini netleştirmiştir: yanılmayı ispat yükü yanıldığını iddia eden taraftadır, buna karşılık TMK m. 7 ve HMK m. 203 uyarınca “sözleşme resmî senetle yapılmış olsa bile yanılma olgusu tanık dahil olmak üzere her türlü delille ispatlanabilir.” Somut olayda ise tapusuz bir taşınmazın tapu müdürlüğünde devredilemeyeceğinin herkesçe bilindiğini, davacıların çapa bağlı taşınmazı iradî olarak devrettiklerini ve “resmî senette gösterilen satış bedeli ile temlik tarihindeki rayiç bedel arasındaki farkın tek başına yanılgıya (hataya) düşüldüğü sonucunu da doğurmayacağını” belirlemiştir. Karar, direnme kararının ONANMASINA, oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/889, K. 2024/279, 22.05.2024
Üçüncü kişinin telefonla korkutması da iptal sebebidir; ölçü korkutulanın sübjektif durumudur. Kendisini komiser olarak tanıtan bir kişi tarafından telefonla aranan 74 yaşındaki davacı, terör örgütlerine yardım ettiği, cezaevine gireceği ve yurt dışına çıkış yasağı konulacağı söylenerek korkutulmuş, yönlendirildiği emlakçı aracılığıyla dükkânını değerinin çok altında satmıştı. Hukuk Genel Kurulu, TBK m. 37’ye göre korkutmanın karşı tarafın veya üçüncü kişinin korkutması olarak ikiye ayrıldığını ve “Her iki hâlde de korkutma iptal sebebidir. Bu bakımdan aldatmanın aksine karşı tarafın korkutması ile üçüncü kişinin korkutması arasında bir fark yoktur” demiştir. Tehlikenin ciddiliğinin “korkutulanın subjektif durumuna göre değerlendirilmesi” gerektiğini, korkutulanın “yaşı, yaşam tarzı, cinsiyeti, kültür düzeyi gibi hususların göz önünde bulundurulması” gerektiğini vurgulamış; ayrıca korkutmanın senede bağlanmasının maddeten mümkün olmadığını, bu nedenle HMK m. 203/1-ç uyarınca “korkutma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı”nın mümkün olduğunu belirtmiştir. Somut olayda kesinleşmiş ceza mahkemesi kararını, tanık beyanlarını ve rayiç değerle satış bedeli arasındaki yaklaşık %50’lik farkı birlikte değerlendirerek korkutmanın ve aşırı yararlanmanın gerçekleştiği sonucuna varmış, direnme kararının BOZULMASINA, oy birliğiyle ve kesin olarak hükmetmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/3659, K. 2024/4260, 06.06.2024
Bir yıllık süre hâkim tarafından resen gözetilir; öğrenme tarihi tanık beyanıyla geriye çekilebilir. Bakılıp gözetileceği vaadiyle dairesinin çıplak mülkiyetini yeğenine devreden yaşlı ve okuma yazma bilmeyen davacı, yıllar sonra hile nedeniyle tapu iptali istemişti. İlk derece mahkemesi hileyi sabit görüp davayı kabul etmiş, bölge adliye mahkemesi istinafı reddetmişti. Daire, hilenin tanımını yaptıktan sonra —“Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur”— iptal hakkının şekle bağlı olmadığını, “Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir” dedikten sonra kilit cümleyi kurmuştur: “Hak düşürücü süre niteliğindeki bu sürenin hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereklidir.” Somut olayda davacının kendi tanığının, davacının yaklaşık beş altı yıl önce “bana bakacak şartıyla evi verdim, şimdi yurt dışına gitti” dediğini beyan etmesi ve davacının 2017’de huzurevine yerleşmiş olması karşısında, dönme iradesinin öğrenmeden itibaren bir yıl içinde ulaştırılmadığı sonucuna varmıştır. Karar, bölge adliye mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA ve ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, oy birliğiyle verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/3799, K. 2022/1370, 21.02.2022
Süre, usulî işlemlerdeki irade fesadı iddiaları bakımından da işler. Davasından feragat eden davacı, yıllar sonra feragat beyanının irade fesadı altında verildiğini ileri sürmüştü. Daire, iptal hakkının TBK m. 39’da belli bir süreye bağlandığını, “yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır” hükmünü aktarmış; bu sürenin Hukuk Genel Kurulu kararına atıfla “hak düşürücü süre niteliğinde” olduğunu ve “hata ve hilenin öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağının kuşkusuz” bulunduğunu belirtmiştir. Somut olayda feragatin kesin hüküm sonucu doğurduğunu, işlem tarihi ile temyiz tarihi arasında geçen yedi yıllık süre karşısında iddianın hak düşürücü süreye uğradığını saptamıştır. Yerel mahkeme kararının ONANMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.
Bu dört karar birlikte okunduğunda uygulamanın çerçevesi belirginleşiyor. Birincisi, kavramsal zemin: irade bozukluğu sözleşmeyi kendiliğinden geçersiz kılmaz; iradesi sakatlanan tarafa bir iptal hakkı verir ve bu hak kullanılmazsa sözleşme onanmış sayılarak baştan itibaren geçerli hâle gelir. Bu, sık rastlanan bir yanılgıyı düzeltir: “hileyle alınmış tapu zaten geçersizdir” denemez. İkincisi, ispat rejimi davacı lehinedir ama sınırsız değildir. Yanılma, aldatma ve korkutma senede bağlanamayacağı için HMK m. 203/1-ç bu iddiaları senetle ispat zorunluluğunun dışında tutar; sözleşme resmî senetle yapılmış olsa bile tanık dinlenebilir. Buna karşılık ispat yükü iddia edendedir ve mahkemeler soyut beyanla yetinmez: resmî senetteki bedelle rayiç bedel arasındaki fark, tek başına yanılmanın kanıtı sayılmaz. Üçüncüsü, korkutmada ölçü “ortalama insan” değil, korkutulanın kendisidir; yaşı, kültür düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar tehlikenin ciddiliğini belirler, üstelik korkutan üçüncü kişi olsa ve karşı taraf bunu bilmese bile sözleşme iptal edilebilir — bu, aldatmadan en keskin ayrıldığı noktadır. Dördüncüsü ve en pratik olanı: bir yıllık süre hâkim tarafından resen gözetilir ve öğrenme tarihi, davacının kendi tanığının beyanıyla bile geriye çekilebilir. Dolayısıyla tanık listesi hazırlanırken “ne zaman öğrendiniz” sorusunun cevabı önceden düşünülmelidir; aksi hâlde esasen haklı bir dava, süreden reddedilir.
Sık yapılan hatalar
| Hata | Neden sorun çıkarır | Doğrusu |
|---|---|---|
| “Hileyle alınan tapu zaten geçersizdir” varsayımı | İrade bozukluğu butlan değil, süreye bağlı iptal hakkı doğurur | Bir yıl içinde iptal hakkını kullanın veya dava açın |
| Süreyi işlem tarihinden başlatmak | Süre öğrenmeden işler; ters yönde de hata yapılıp geç kalınır | Öğrenme tarihini belgeleyip süreyi ona göre hesaplayın |
| Tanıklara öğrenme tarihini düşünmeden anlattırmak | Kendi tanığınızın beyanı süreyi geriye çekerek davayı düşürebilir | Kronolojiyi önceden netleştirin ve belgeyle destekleyin |
| Yalnız bedel düşüklüğüne dayanmak | Rayiç ile senet bedeli farkı tek başına yanılma kanıtı değildir | Farkı, iradeyi sakatlayan olguyla birlikte sunun |
| Saikte yanılmayı esaslı yanılma sanmak | Kural olarak esaslı değildir | Saikin sözleşmenin temeli ve karşı tarafça bilinebilir olduğunu kanıtlayın |
| Üçüncü kişinin aldatmasında karşı tarafın bilgisini atlamak | Aldatmada karşı taraf bilmiyor veya bilecek durumda değilse sözleşme bağlayıcıdır | Karşı tarafın bildiğini veya bilebileceğini gösteren olguları toplayın |
| Korkutmayı “ortalama insan” ölçüsüyle tartmak | Ölçü korkutulanın sübjektif durumudur | Yaş, sağlık, okuryazarlık ve koşulları dosyaya yansıtın |
| Bir hakkın kullanılacağı uyarısını korkutma saymak | Kanunî bir yetkinin kullanılacağının bildirilmesi kural olarak korkutma değildir | Ancak zor durumdan aşırı menfaat sağlandıysa m. 38/2’ye dayanın |
| Ceza dosyasını beklemeden ve celp ettirmeden ilerlemek | Korkutma ve aldatmada en güçlü delil ceza dosyasıdır | Soruşturma/kovuşturma dosyasının celbini ilk celsede isteyin |
Sık sorulan sorular
Hata, hile ve ikrah arasındaki fark nedir?
Hatada kişi kendiliğinden yanılır; hilede karşı taraf kasten yanıltır; ikrahta ise kişi tehdit altında, aslında sahip olmadığı bir irade varmış gibi beyanda bulunur.
İrade bozukluğu sözleşmeyi kendiliğinden geçersiz kılar mı?
Hayır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, irade bozukluğuna bağlanan yaptırımın kesin hükümsüzlük olmadığını, kanunun iradesi sakatlanan kişiye süreye bağlı bir iptal hakkı tanıdığını belirtir.
Süre ne kadar ve ne zaman başlar?
Bir yıl. Yanılma ve aldatmada öğrenme tarihinden, korkutmada korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlar (TBK m. 39).
Bu süre hâkim tarafından resen dikkate alınır mı?
Evet. Hak düşürücü süre niteliğindedir; taraflar ileri sürmese bile hâkim resen gözetir.
İptal hakkını dava açmadan kullanabilir miyim?
Evet. İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir; karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def’i ya da dava yoluyla kullanılabilir.
Bir yıl geçtiyse hiçbir hakkım kalmaz mı?
Sözleşme onanmış sayılır. Ancak TBK m. 39/2 uyarınca aldatma veya korkutmadan doğan tazminat hakkı ortadan kalkmaz; ayrıca olayın niteliğine göre farklı hukukî sebepler gündeme gelebilir.
Resmî senetle yapılan tapu devrinde tanık dinlenir mi?
Evet. İrade bozukluğu iddiaları HMK m. 203/1-ç uyarınca senetle ispat zorunluluğunun istisnasıdır; sözleşme resmî senetle yapılmış olsa bile tanık dâhil her türlü delille ispat mümkündür.
Taşınmazı çok düşük bedelle sattım; bu tek başına yeter mi?
Hayır. Yargıtay, resmî senetteki bedelle rayiç bedel arasındaki farkın tek başına yanılgıya düşüldüğü sonucunu doğurmayacağını belirtir. Fark, iradeyi sakatlayan diğer olgularla birlikte değerlendirilir.
Saikte (sebepte) yanılma nedir, iptal sebebi midir?
Kural olarak esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın o saiki sözleşmenin temeli sayması, bunun dürüstlük kurallarına uygun olması ve karşı tarafça da bilinebilir olması hâlinde esaslı sayılır (TBK m. 32).
Beni aldatan üçüncü bir kişiyse sözleşmeyi iptal edebilir miyim?
Aldatmada ancak sözleşmenin yapıldığı sırada karşı taraf aldatmayı biliyorsa veya bilecek durumdaysa. Korkutmada ise böyle bir şart yoktur; üçüncü kişinin korkutması da iptal sebebidir.
Korkutma için ceza davası açılmış olması şart mı?
Şart değil; korkutma her türlü delille ispat edilebilir. Ancak kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı uygulamada en güçlü delildir.
Karşı taraf “borcunu ödemezsen icraya veririm” dedi; bu ikrah mı?
Kural olarak hayır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağının bildirilmesi korkutma sayılmaz. Ancak bu yolla karşı tarafın zor durumundan aşırı menfaat sağlanmışsa korkutmanın varlığı kabul edilir (TBK m. 38/2).
Yanılmada kendi kusurum varsa dava kaybeder miyim?
Kusur, sözleşmenin iptaline tek başına engel değildir. Ancak kusurlu yanılan, karşı tarafın hükümsüzlükten doğan zararını gidermekle yükümlü olabilir (TBK m. 35).
İrade bozukluğu ile muvazaa aynı şey mi?
Hayır. Muvazaada taraflar bilerek ve isteyerek görünürde bir işlem yapar; irade bozukluğunda ise bir tarafın iradesi sakatlanmıştır. Muvazaanın yaptırımı kesin hükümsüzlük, irade bozukluğununki ise iptal edilebilirliktir.
Sözleşme iptal edilirse verdiğimi nasıl geri alırım?
Sözleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Tapulu taşınmazlarda tapu iptali ve tescil davasıyla, bunun mümkün olmadığı hâllerde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade istenir.
İlgili mevzuat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 30 — Yanılmanın hükümleri
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 31 — Esaslı yanılma hâlleri
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 32 — Saikte yanılma
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 33 — İletmede yanılma
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 34-35 — Dürüstlük kuralı ve yanılmada kusur
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 36 — Aldatma
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 37-38 — Korkutma ve şartları
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 39 — İrade bozukluğunun giderilmesi
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 6, 7 — İspat yükü ve resmî belgelerle ispat
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190, 203 — İspat yükü ve senetle ispat istisnaları
Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: muvazaa nedir, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil, tapu iptal ve tescil davası, bağışlamadan dönme ve geri alma, ölünceye kadar bakma sözleşmesi.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlıkta sonuç, dosyadaki belgelere ve olayın özelliklerine göre değişir. İrade bozukluğu davalarında bir yıllık hak düşürücü sürenin resen gözetildiği unutulmamalıdır.