Borcun Ustlenilmesi (TBK m. 195-204): Ic ve Dis Ustlenme

Kısaca
- Borcun üstlenilmesi, borç ilişkisinin konusu değişmeksizin borçlunun değişmesini konu edinen bir kurumdur — TBK m. 195-204.
- İki ayrı ilişki vardır: borçlu ile üçüncü kişi arasındaki iç üstlenme ve üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki dış üstlenme.
- İç üstlenme alacaklıyı etkilemez; borç ilişkisinin pasif süjesini değiştirmez. Üçüncü kişi ödemezse borçlu yine kendisi ifa etmek zorundadır.
- Gerçek anlamda borcun üstlenilmesi dış üstlenmedir: alacaklı ile borcu üstlenen arasındaki sözleşmeyle eski borçlu borçtan kurtulur.
- Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir; çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul etmek örtülü kabul sayılır.
- Sözleşme hiçbir şekle tabi değildir: sözlü, yazılı veya resmî şekilde yapılabilir.
- Borçlunun sözleşmeye katılması veya muvafakati gerekmez; alacaklı ile üstlenen, borçlunun muhalefetine rağmen bu sözleşmeyi yapabilir.
- Dış üstlenmeden sonra alacaklı, alacağını yalnız borcu üstlenenden isteyebilir; eski borçluya hiçbir talep yöneltemez.
- Borcun içeriği değişmediği için borç ilişkisinden doğan def’iler yeni borçluya geçer; ancak eski borçluya ait kişisel savunmalar ileri sürülemez.
- Kefilin ve rehin veren üçüncü kişinin sorumluluğu, ancak yazılı rızaları varsa devam eder (TBK m. 198/2).
- Kurum kefaletten de üçüncü kişinin fiilini taahhütten de farklıdır: kefalet asıl borçluyu borçtan kurtarmaz, üstlenme kurtarır.
- Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse eski borç bütün bağlı borçlarıyla canlanır ve alacaklı, üstlenenden zararını isteyebilir (TBK m. 200).
Bir kişi başkasının borcunu “üstlendiğini” söylediğinde hukuken ne olur? Cevap, o beyanın kime yöneltildiğine bağlıdır. Yalnızca borçluya “ben öderim” demek, alacaklı bakımından hiçbir şey değiştirmez; borçlu hâlâ borçludur. Aynı taahhüdün alacaklıya yöneltilmesi ve onun bunu kabul etmesi ise borçluyu tamamen borçtan çıkarır.
Türk Borçlar Kanunu bu iki hâli ayrı ayrı düzenler. Uygulamada karışıklık genellikle üç noktada doğar: yapılan işlemin gerçekte üstlenme mi, kefalet mi, yoksa üçüncü kişinin fiilini taahhüt mü olduğu; alacaklının kabulünün gerçekleşip gerçekleşmediği; ve üstlenmeye taşınmaz devri gibi şekle tabi bir edim eklendiğinde sözleşmenin tümünün geçersiz olup olmayacağı. Aşağıda bu üç sorunu ele alıyoruz.
Kanunî dayanak
TBK m. 195 — “Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur.
Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez.
Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir.”
Dış üstlenme, borçlu değişikliğinin gerçekleştiği aşamadır:
TBK m. 196 — “Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.
İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.
Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.”
Bağlı haklar ve teminatlar bakımından denge şöyle kurulmuştur:
TBK m. 198 — “Borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır.
Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder.”
TBK m. 199 — “Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçer. Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel savunmalarda bulunamaz. Yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.”
Sözleşmenin hükümsüzlüğü ve komşu kurum ayrı ayrı düzenlenmiştir:
TBK m. 200 — “Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse, iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere, eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür.
Bundan başka, borcu üstlenen üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklı, önceden sağlanmış güvenceyi yitirmesi yüzünden veya başka herhangi bir sebeple uğradığı zararın giderilmesini üstlenenden isteyebilir.”
TBK m. 201 — “Borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar.”
Benzer kurumlarla karşılaştırma
| Ölçüt | Borcun (dış) üstlenilmesi | Borca katılma (m. 201) | Kefalet | Üçüncü kişinin fiilini taahhüt (m. 128) |
|---|---|---|---|---|
| Eski borçlunun durumu | Borçtan kurtulur | Borçlu kalır | Borçlu kalır | Borçlu kalır |
| Üstlenenin konumu | Asli borçlu olur | Müteselsil borçlu olur | Fer’î ve tali borçlu | Ayrı bir tazmin borcu altına girer |
| Şekil | Şekil serbestisi | Şekil serbestisi | Ağır şekil şartları | Şekil serbestisi |
| Alacaklının rızası | Şart (dış üstlenmede) | Sözleşmenin tarafı | Sözleşmenin tarafı | Sözleşmenin tarafı |
| Borçlunun rızası | Gerekmez | Gerekmez | Gerekmez | Gerekmez |
| Def’iler | Borç ilişkisine ait olanlar geçer; kişisel savunmalar geçmez | Kendi ve borçlunun def’ileri | Asıl borçlunun def’ileri kefile de ait | Asıl borç ilişkisinden bağımsız |
| Teminatlar | Kefil ve rehin veren üçüncü kişi ancak yazılı rızayla bağlı kalır | Etkilenmez | — | — |
Kritik nokta. Uygulamadaki en sık hata, iç üstlenmeyi dış üstlenme sanmaktır. Borçlu ile üçüncü kişi arasında “bu borcu ben ödeyeceğim” anlaşması yapılması, alacaklı bakımından hiçbir değişiklik yaratmaz; Yargıtay’ın deyişiyle “borcun iç üstlenilmesi borç ilişkisinin pasif süjesinde bir değişikliğe yol açmaz, sadece borçlu ile üçüncü kişi arasında bir hukuki ilişkiden ibaret kalır.” Borçlunun kurtulması için bu anlaşmanın alacaklıya bildirilmesi ve alacaklının açık ya da örtülü kabulü gerekir. Buna karşılık dış üstlenme kurulduktan sonra tablo tersine döner: alacaklı artık yalnızca üstlenene başvurabilir, yeni borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi bile eski borçluya dönmeyi haklı kılmaz.
Ne yapmalı?
- Yapacağınız işlemin hangi kurum olduğunu baştan belirleyin: üstlenme mi, borca katılma mı, kefalet mi? Sonuçları taban tabana zıttır.
- Borçtan kurtulmak istiyorsanız iç anlaşmayla yetinmeyin; alacaklıya yazılı bildirim yapın ve kabulünü belgeleyin.
- Alacaklının örtülü kabulünü kanıtlayacak olguları saklayın: üstlenenden çekincesiz tahsil edilen ödemeler, ona gönderilen ihtarlar, onunla yapılan yazışmalar.
- Alacaklı iseniz ve eski borçluya başvurma hakkınızı korumak istiyorsanız, üstlenenin ödemesini çekince koyarak kabul edin.
- Teminatları gözden geçirin: kefil ve rehin veren üçüncü kişinin sorumluluğunun devamı için yazılı rızalarını alın.
- Sözleşmeye taşınmaz devri gibi şekle tabi bir edim ekliyorsanız, o kısım için resmî şekle uyun; aksi hâlde yalnız o kısım geçersiz olur.
- İpotekli taşınmaz alıyorsanız resmî senetteki “takyidatlarla birlikte kabul” ibaresinin sizi kişisel borçlu yapmadığını bilin; kişisel sorumluluk isteniyorsa ayrıca kararlaştırılmalıdır.
- Borcu üstlendiyseniz borç ilişkisinden doğan tüm def’ileri kullanabileceğinizi, ancak eski borçlunun kişisel savunmalarına dayanamayacağınızı hesaba katın.
- İç üstlenme yapan borçlu iseniz, borcunuzdan kurtarılmadıysanız TBK m. 195/3 uyarınca üstlenenden güvence isteyin.
- Doğmamış haklardan önceden feragat veya ibra kaydı koymayın; bu tür kayıtlar geçerli sayılmaz.
- Üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse eski borcun bağlı borçlarıyla canlanacağını ve alacaklının zarar tazmini isteyebileceğini öngörün.
- Miras paylaşımı ve rehinli taşınmaz devrinde özel hükümlerin saklı olduğunu (TBK m. 204, TMK m. 888-890) unutmayın.
Yargıtay kararlarından
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/258, K. 2025/593, 01.10.2025
Üstlenme şekle tabi değildir; içine konan taşınmaz devri vaadi geçersiz olsa da sözleşmenin kalanı ayakta kalır. Oğlunun kooperatif borcunu kefil olarak ödeyen davacılara karşı, borçlunun babası “teminat senedi” başlıklı belgeyle borcu üstlenmiş, karşılığında bir taşınmazı devretmeyi vaat etmişti. Yerel mahkeme, belge taşınmaz devri içerdiği için resmî şekilde yapılmamasını geçersizlik sebebi sayıp direnmişti. Hukuk Genel Kurulu, TBK m. 195-205 sistematiğini ortaya koyarak “borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği hiçbir özel şekle tabi” olmadığını, tarafların “diledikleri şekilde, sözlü, yazılı veya resmî şekilde bu sözleşmeyi” yapabileceklerini belirtmiştir. Ardından kısmi geçersizlik değerlendirmesi yapmıştır: sözleşmenin taşınmaz devrine ilişkin ibareleri resmî şekle uyulmadığı için geçerli değildir, “Ancak bu durum tüm sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz. Sözleşme yapılmasındaki asıl amaç, üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi olmakla sözleşmenin davaya konu taşınmaz devri dışındaki kısımları geçerlidir.” Karar, direnme kararının BOZULMASINA, oy birliğiyle verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/649, K. 2022/197, 24.02.2022
Üstlenme kefaletten ve üçüncü kişinin fiilini taahhütten farklıdır; def’iler yeni borçluya geçer. Sigorta aracısı davacı, grup şirketinin ödenmeyen prim borçlarının holding tarafından üstlenildiği bir sözleşmeye dayanarak alacak istemişti. Alt mahkemeler sözleşmeyi kefalet sayıp alacağın ispat edilemediği gerekçesiyle davayı reddetmişti. Hukuk Genel Kurulu ayrımı net biçimde koymuştur: “Kefalet sözleşmesinde kefil; esas borca bağlı, fer’î ve tali bir borç üstlenir… Borcun üstlenilmesinde ise üstlenen, asıl borçluyu borcundan kurtaracak şekilde borcu üstlenmekte ve borcun asli borçlusu hâline gelmektedir… Zira kefalet, asıl borçluyu borcundan kurtarmaz.” Üçüncü kişinin fiilini taahhütten farkını da açıklamış, sözleşme metnindeki muğlaklık karşısında TBK m. 19 uyarınca tarafların gerçek ve ortak iradesine bakılması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda holdingin grup şirketinin borcunu üstlendiği, borcun değişmediği ve asıl borçlunun ilişkiden çıktığı sonucuna varmış; ayrıca “borç ilişkisinden kaynaklanan def’îler borcu üstlenene geçecektir” diyerek davalının “borç doğmadı” savunmasının incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Direnme kararının değişik gerekçeyle BOZULMASINA, oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/6070, K. 2022/7499, 10.10.2022
Dış üstlenmeden sonra alacaklı eski borçludan isteyemez; doğmamış haktan önceden ibra geçersizdir. Site yönetimleri arasındaki ilamlı takipte, kat malikleri kendi payları oranında ödeme yapmak üzere protokol imzalamış; sonradan ilam düzeltilerek onanınca fazla ödedikleri tutarın iadesini istemişlerdi. Yerel mahkeme, protokoldeki ibra kaydına dayanarak davayı kesin olarak reddetmişti. Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyizi üzerine Daire önce ilişkiyi nitelendirmiştir: “Borcun dış üstlenilmesinin gerçekleşmesi için icap ve kabul iradelerinin birleşmesi yeterli olup, geçerliliği için herhangi bir şekil şartına gerek yoktur… Alacaklının kabulü açıkça olabileceği gibi örtülü de olabilir.” Sonucu ise şöyle bağlamıştır: “borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin kurulmasından sonra alacaklı alacağını ancak, borcu üstlenen üçüncü kişiden isteyebilir, borcu nakleden asıl borçludan isteyemez.” Protokoldeki “ödeme bittikten sonra gayrikabili rücu ibra edeceklerdir” kaydını ise “ibra olarak nitelendirilemeyeceği, doğmamış bir haktan önceden yazılı ibraname ile feragat edilmiş olmasının mümkün olmadığı” gerekçesiyle geçersiz saymıştır. Karar, sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, oy birliğiyle verilmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/8030, K. 2023/1399, 06.03.2023
Yeni borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi bile alacaklıya eski borçluya dönme hakkı vermez. Daire, dış üstlenme sözleşmesinin sonuçlarını doktrine atıfla ayrıntılandırmıştır: bu sözleşmeyle borcu üstlenen “borçlu sıfatını devraldığı için, önceki borçluyu borçtan kurtararak onun malvarlığının pasifini azaltmak suretiyle ona bir kazandırmada bulunmuş olur”; sözleşmenin yapılmasıyla borç, üstlenen kişiye geçer. Devamındaki tespit uygulama açısından belirleyicidir: “Borcun dış üstlenilmesinden sonra borçtan kurtulan eski borçluya karşı alacaklı artık hiçbir talep yöneltemez. Borcun geçtiği kişinin (yeni borçlunun) bu borcu ihlal etmesi, ortadan kaybolması ödeme güçlüğü içine düşmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebepten dolayı alacaklının eski borçluya başvurması mümkün değildir. Onun tek muhatabı artık yeni borçludur.” Bölge adliye mahkemesi kararını usul ve kanuna uygun bularak ONANMASINA, oy birliğiyle karar vermiştir.
Bu dört karar birlikte okunduğunda kurumun mantığı netleşiyor. Ayrımın kalbi, beyanın kime yöneltildiğidir: borçluyla yapılan iç anlaşma borç ilişkisinin pasif süjesini değiştirmez, alacaklıyla yapılan dış anlaşma değiştirir. Bu yüzden “borcu üstlendim” demek tek başına hiçbir şeyi çözmez; alacaklının açık ya da örtülü kabulü aranır ve çekincesiz tahsil edilen bir ödeme bile örtülü kabul sayılabilir. İkinci olarak, kurumun sınırları benzer kurumlardan keskin biçimde ayrılmıştır: kefalette kefil fer’î bir borç üstlenir ve asıl borçlu borçlu kalır; üçüncü kişinin fiilini taahhütte ayrı bir tazmin borcu doğar; borca katılmada katılan borçlunun yanına eklenir. Yalnız borcun üstlenilmesinde eski borçlu tamamen devre dışı kalır — ve bu, alacaklı açısından geri dönüşü olmayan bir sonuçtur; yeni borçlu ödeme güçlüğüne düşse bile eski borçluya başvurulamaz. Üçüncü olarak şekil serbestisi kuraldır, ama sözleşmeye taşınmaz devri gibi şekle tabi bir edim eklendiğinde çözüm tüm sözleşmeyi çöpe atmak değil, kısmi geçersizliktir: asıl amaç üstlenme ise sözleşmenin geri kalanı ayakta kalır. Son olarak teminat sahipleri korunur: kefilin ve rehin veren üçüncü kişinin sorumluluğu yazılı rızaları olmadıkça yeni borçluya karşı devam etmez — alacaklı için bu, üstlenmeyi kabul etmeden önce hesaplanması gereken en büyük risktir.
Sık yapılan hatalar
| Hata | Neden sorun çıkarır | Doğrusu |
|---|---|---|
| İç üstlenmeyle borçtan kurtulduğunu sanmak | İç anlaşma alacaklıyı bağlamaz | Alacaklıya bildirim yapıp kabulünü alın |
| Alacaklının ödemesini çekincesiz kabul etmesi | Örtülü kabul sayılıp eski borçlu borçtan çıkar | Alacaklı iseniz çekince koyarak tahsil edin |
| Kefil ve rehin verenin rızasını almamak | Sorumlulukları sona erer, teminat kaybedilir | Yazılı rızalarını üstlenme öncesinde alın |
| Üstlenmeyi kefalet gibi kaleme almak | Kefalet asıl borçluyu kurtarmaz; sonuç tümüyle değişir | Metinde “borçtan kurtarma” iradesini açıkça yazın |
| Taşınmaz devri vaadini adi yazılı belgeye koymak | O kısım resmî şekil eksikliğinden geçersizdir | Devir için tapuda resmî senet düzenletin |
| Geçersiz kısım yüzünden tüm sözleşmeyi terk etmek | Asıl amaç üstlenme ise sözleşmenin kalanı geçerlidir | Alacak talebini üstlenme hükümlerine dayandırın |
| “İpoteğin vecibelerini kabul” ibaresini borç üstlenme saymak | Bu ibare taşınmazın satışına katlanmayı ifade eder | Kişisel sorumluluk isteniyorsa ayrıca kararlaştırın |
| Doğmamış haktan önceden ibra kaydı koymak | Bu tür kayıtlar ibra olarak nitelendirilmez | İbrayı hak doğduktan sonra ve açık biçimde düzenleyin |
| Yeni borçlunun eski borçluya ait kişisel savunmalara dayanması | TBK m. 199/2 buna izin vermez | Yalnız borç ilişkisine ait def’ileri ileri sürün |
Sık sorulan sorular
Borcun üstlenilmesi nedir?
Borç ilişkisinin konusu değişmeksizin borçlunun değişmesidir. Borcu üstlenen, daha önce dâhil olmadığı bir borç ilişkisinde borçlunun konumuna geçer.
İç üstlenme ile dış üstlenme arasındaki fark nedir?
İç üstlenme borçlu ile üçüncü kişi arasındadır ve alacaklıyı etkilemez. Dış üstlenme alacaklı ile üstlenen arasındadır ve borçluyu borçtan kurtarır; gerçek anlamda borcun üstlenilmesi budur.
Borçtan kurtulmak için alacaklının rızası şart mı?
Evet. Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, ancak borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.
Alacaklının kabulü nasıl olur?
Açık veya örtülü olabilir. Alacaklı çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder ya da onun borçlu sıfatıyla yaptığı başka bir işleme rıza gösterirse kabul etmiş sayılır.
Sözleşme yazılı olmak zorunda mı?
Hayır. Yargıtay, borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliğinin hiçbir özel şekle tabi olmadığını, sözlü, yazılı veya resmî şekilde yapılabileceğini belirtir.
Borçlunun onayı gerekir mi?
Gerekmez. Alacaklı ile üstlenen, borçlunun muvafakati olmadan, hatta muhalefetine rağmen bu sözleşmeyi yapabilir; üçüncü kişi yararına borçtan kurtarma her zaman mümkündür.
Yeni borçlu ödemezse alacaklı eski borçluya dönebilir mi?
Hayır. Dış üstlenmeden sonra alacaklının tek muhatabı yeni borçludur; yeni borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi bile eski borçluya başvurmayı mümkün kılmaz.
Kefilin sorumluluğu devam eder mi?
Ancak kefilin borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermesi hâlinde. Aynı kural, borca teminat olarak rehin veren üçüncü kişi için de geçerlidir.
Yeni borçlu hangi savunmaları ileri sürebilir?
Üstlenilen borca ilişkin savunmalar ona geçer. Ancak aksi kararlaştırılmadıkça eski borçlunun kişisel savunmalarını ve iç üstlenme sözleşmesinden doğan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.
Üstlenme ile kefalet arasındaki fark nedir?
Kefalette kefil fer’î ve tali bir borç üstlenir; asıl borçlu borçlu kalmaya devam eder. Üstlenmede ise üstlenen asli borçlu hâline gelir ve eski borçlu borçtan kurtulur.
Borca katılma nedir, üstlenmeden farkı var mı?
Borca katılmada katılan, borçlunun yerine geçmez; onun yanında yer alır ve alacaklıya karşı borçluyla müteselsilen sorumlu olur (TBK m. 201).
Üstlenme sözleşmesi geçersiz çıkarsa ne olur?
İyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere eski borç bütün bağlı borçlarıyla varlığını sürdürür. Ayrıca alacaklı, kusursuzluğunu ispat edemeyen üstlenenden zararının giderilmesini isteyebilir.
İpotekli taşınmaz aldım; borcu üstlenmiş sayılır mıyım?
Resmî senetteki “takyidatlarla birlikte kabul” türü ibare, kural olarak taşınmazın satışına katlanmayı ifade eder; kişisel borçlu olduğunuz anlamına gelmez. Bu konuda ipotekli taşınmaz devri için özel hükümler uygulanır.
Alacağın temliki ile borcun üstlenilmesi aynı şey mi?
Hayır, birbirinin aynası gibidir. Alacağın temlikinde alacaklı değişir ve kural olarak borçlunun rızası aranmaz; borcun üstlenilmesinde ise borçlu değişir ve alacaklının rızası şarttır.
İşletme devrinde borçlar da geçer mi?
Bu konuda özel hükümler vardır. Ticari işletme devrinde devralan, alacaklılara bildirimle borçlardan sorumlu olur ve devreden ile devralan belirli bir süre birlikte sorumlu kalır.
İlgili mevzuat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 195 — İç üstlenme sözleşmesi
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 196 — Dış üstlenme sözleşmesi, öneri ve kabul
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 198 — Bağlı haklar, kefil ve rehin verenin durumu
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 199 — Savunmalar
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 200 — Sözleşmenin hükümsüzlüğü
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 201 — Borca katılma
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 204 — Saklı özel hükümler
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 128 — Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 132 — İbra
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 884, 888, 890 — İpotekli taşınmazın devri ve halefiyet
Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: alacağın temliki, kefalet sözleşmesi, ticari işletme devri, ipotekli ev nasıl satılır, itirazın iptali davası.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlıkta sonuç, sözleşmenin metnine ve tarafların gerçek iradesine göre değişir. Borçtan kurtulma sonucu ancak alacaklının kabulüyle doğduğundan, bildirimin ve kabulün belgelenmesi belirleyicidir.