Vakıf Yöneticileri Nasıl Görevden Alınır? Vakfın Sona Ermesi (5737 m.10, TMK m.116)

Vakıf Yöneticileri Nasıl Görevden Alınır? Vakfın Sona Ermesi (5737 m.10, TMK m.116)
Kısaca
  • Vakıf yöneticileri, vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır (5737 s. K. m.10/1).
  • Bu zorunluluğa uymayanlar ile maddede beş bent hâlinde sayılan hâllerde bulunan yöneticiler, Vakıflar Meclisinin kararına dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesince görevden alınabilir.
  • Sayılan sebepler şunlardır: amaç doğrultusunda faaliyette bulunmama, mal ve gelirleri amaca uygun kullanmama, ağır ihmal ve kasıtlı fiillerle vakfı zarara uğratma, denetim makamınca tespit edilen noksanlıkları gidermeme ve medeni hakları kullanma ehliyetini kaybetme.
  • Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hâllerde, dava sonuçlanıncaya kadar vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden istenebilir.
  • Vakıf yöneticileri, mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamaz.
  • Görevinden alınan yönetici Vakıflar Meclisi üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamaz.
  • (c) ve (e) bentlerindeki sebeplerle görevinden alınan yönetici başka bir vakfın yöneticisiyse o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamaz.
  • Yönetici dava tarihinden önce istifa etmiş olsa bile hak yoksunluğu hükmü kurulabileceği için pasif husumet ehliyeti vardır.
  • Buna karşılık istifa etmiş yöneticinin ayrıca “görevden alınmasını” istemekte hukuki yarar bulunmaz; görev zaten sona ermiştir.
  • Mahkeme, hak yoksunluğuna hükmedebilmek için önce kanunda sayılan sebeplerin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak zorundadır.
  • Vakıf yönetiminde yer alanlar ve vakıf çalışanları, kusurlu fiilleriyle vakfa verdikleri zararlardan sorumludur.
  • Vakıf iki ayrı yolla sona erer: dağılma (kendiliğinden sona erme, TMK m.116/1) ve dağıtılma (mahkeme kararıyla sona erme, TMK m.116/2).
  • Bu iki hâlin sebepleri ve sonuçları farklı olduğundan, gerekçe ile hüküm fıkrasının farklı fıkralara dayanması bozma sebebidir.
  • Sona eren yeni vakıfların tasfiyeden arta kalan malları senetteki hükme, senette hüküm yoksa mahkeme kararıyla benzer amaçlı bir vakfa; dağıtılan vakıflarda ise Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal eder (5737 s. K. m.27).
  • 5737 sayılı Kanun’un 77. maddesinin ikinci fıkrası 7/11/2024 tarihli 7531 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilmiş ve Genel Müdürlüğün yargı harçlarından muafiyeti yeniden düzenlenmiştir.

Kısa cevap: Vakıf yöneticileri, mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamaz; kanunda sayılan hâllerde Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesince görevden alınabilirler. Görevinden alınan yönetici Vakıflar Meclisi üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamaz.

Vakıf uyuşmazlıklarının en sert olanı, senedin değiştirilmesi ya da bir malın satılması değildir; yönetimin kendisinin tartışma konusu olduğu davadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bir denetim raporu düzenler, Vakıflar Meclisi karar alır ve asliye hukuk mahkemesinde yöneticilerin görevden alınması istenir. Bazı dosyalarda talep bir adım daha ileri gider: vakfın sona erdiğinin tespiti veya dağıtılması.

Bu davaların ortak zorluğu, sonucun yalnızca o vakıfla sınırlı kalmamasıdır. Görevden alma kararı, kişinin beş yıl boyunca başka vakıflarda görev almasını da engelleyebilir. Vakfın sona ermesi ise malvarlığının kime intikal edeceğini belirler. Aşağıda görevden alma sebeplerini, hak yoksunluğunun kapsamını, istifa etmiş yöneticinin durumunu ve vakfın kendiliğinden sona ermesi ile mahkeme kararıyla dağıtılması arasındaki farkı ele alıyoruz.

Kanunî dayanak

5737 sayılı Vakıflar Kanunu m.10 – Vakıf yöneticilerinin görevden alınması
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararında aktarıldığı biçimiyle: “Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır. Birinci fıkrada belirtilen zorunluluğa uymayanlar ile; a) Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan, b) Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan, c) Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan, d) Denetim Makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veya aykırı işlemlere devam eden, e) Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan vakıf yöneticileri, Meclisin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesince görevlerinden alınabilir. Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hallerde dava sonuçlanıncaya kadar, Meclis kararı üzerine Denetim Makamınca, vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep edilir. Görevinden alınan vakıf yöneticileri Meclis üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Ayrıca ikinci fıkranın (c) ve (e) bentlerinde belirtilen nedenlerle görevinden alınan vakıf yöneticileri başka bir vakfın yöneticisi ise o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Vakıf yönetiminde yer alan kişiler ile vakıf çalışanları kusurlu fiilleri nedeniyle vakfa verdikleri zararlardan sorumludurlar. Vakıf yöneticileri mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamazlar.”
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.116 ve 5737 sayılı Kanun m.27 – Sona erme ve tasfiye
TMK m.116: “Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir. Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.” — 5737 s. K. m.27: “Sona eren yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar; vakıf senedinde yazılı hükümlere göre, senetlerinde özel bir hüküm bulunmayanlarda ise Genel Müdürlüğün görüşü alınarak mahkeme kararıyla benzer amaçlı bir vakfa; dağıtılan yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar ise Genel Müdürlüğe intikal eder.”
Değişiklik uyarısı
Bu davalarda harç ve teminat rejimi 2024 sonunda değişmiştir. 5737 sayılı Kanun’un 77. maddesinin ikinci fıkrası, 7/11/2024 tarihli 7531 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilerek “Genel Müdürlük 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununda sayılan yargı harçlarından muaftır.” biçimini almıştır. Aynı fıkra uyarınca Genel Müdürlüğün dava, icra takibi ve geçici hukuki koruma tedbirleri gibi her türlü dava ve işte teminat gösterme zorunluluğu bulunmaz ve bu hüküm, Genel Müdürlüğün idare ve temsil ettiği mazbut vakıflar adına taraf olduğu işlerde de uygulanır. Aynı Kanun’un 20. maddesiyle 5737 sayılı Kanun m.77’nin dördüncü fıkrası mülga edilmiş, altıncı fıkrası da değiştirilmiştir. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2025 tarihli kararında hüküm fıkrasına “7531 sayılı Kanun’un 20. maddesi uyarınca Vakıflar Genel Müdürlüğünden harç alınmasına yer olmadığına” ibaresi konulmuştur. Harç hesabı ve teminat talepleri bu değişikliğe göre yapılmalıdır.
KonuDağılma (TMK m.116/1)Dağıtılma (TMK m.116/2)
Sona erme biçimiKendiliğindenMahkeme kararıyla
SebepAmacın gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi ve değiştirilememesiYasak amaç güdülmesi, yasak faaliyet veya amacın sonradan yasaklanması
Mahkemenin rolüSicilden silmeDuruşma yaparak dağıtma
BaşvurabileceklerVakfın yönetim organı veya Genel MüdürlükDenetim makamı veya Cumhuriyet savcısı
Duruşma zorunluluğuGenel usule tabiAçıkça öngörülmüştür
Talebin adıSona erdiğinin tespitiDağıtılma
Arta kalan malvarlığıSenetteki hükme, yoksa benzer amaçlı vakfaVakıflar Genel Müdürlüğüne
Tüzel kişilikTasfiye amacıyla sınırlı olarak devam ederTasfiye amacıyla sınırlı olarak devam eder
Gerekçe-hüküm uyumuFarklı fıkralara dayanan gerekçe ve hüküm bozma sebebidir
Kritik nokta
Bu dosyalarda en sık yapılan hata, talebin hangi fıkraya dayandığının belirsiz bırakılmasıdır. “Vakfın sona erdiğinin tespiti” ile “vakfın dağıtılması” farklı taleplerdir; birincisi amacın gerçekleşemez hâle gelmesine, ikincisi yasak amaç veya yasak faaliyete dayanır. Sebepleri farklı olduğu gibi, tasfiyeden arta kalan malvarlığının kime intikal edeceği de farklıdır. Yargıtay, gerekçesinde birinci fıkraya dayanıp hüküm fıkrasında ikinci fıkraya göre karar veren ilk derece kararını, gerekçe ile hüküm arasında çelişki yarattığı için bozmuştur. Dilekçede talep tek cümleyle net biçimde kurulmalı, açıklama dilekçeleriyle bulanıklaştırılmamalıdır.

Ne yapmalı? Adım adım yol haritası

  1. Talebin hangi hukuki temele dayandığını baştan belirleyin: yöneticinin görevden alınması mı, vakfın sona ermesi mi, yoksa her ikisi mi?
  2. Görevden alma davasında dayanılan bendi tek tek gösterin; (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinin ispat konuları birbirinden farklıdır.
  3. Denetim raporunu, Vakıflar Meclisi kararını ve Genel Müdürlüğün başvuru yazısını dosyaya koyun; dava bu üçlü zincire dayanır.
  4. Hak yoksunluğu talebiniz varsa hangi bende dayandığınızı açıkça yazın; yalnızca (c) ve (e) bentleri başka vakıfları da kapsayan yoksunluk doğurur.
  5. Davalının dava tarihinde yönetici olup olmadığını tespit edin; istifa etmişse görevden alma talebi yerine hak yoksunluğu talebini öne çıkarın.
  6. İstifa iddiasını belgeleyin veya çürütün: istifa dilekçesi, yönetim kurulu kararı ve Genel Müdürlük kayıtları karşılaştırılmalıdır.
  7. Telafisi imkânsız sonuç doğabilecek hâllerde geçici görevden uzaklaştırma ve kayyımla yönetim tedbirini gerekçelendirerek talep edin.
  8. Ceza yargılamasıyla bağlantı kuruyorsanız dosyayı getirtin; beraat kararının hukuk davasındaki etkisini ayrıca tartışın.
  9. Vakfın sona ermesi talebinde, amacın gerçekleşmesinin olanaksız hâle geldiğini bilirkişi incelemesiyle ortaya koyun; malvarlığının yeterliliği belirleyicidir.
  10. Vakfın tüzel kişiliğini sürdürme iradesi gösterip göstermediğini dosyaya yansıtın; bu irade sona erme talebinin reddine gerekçe yapılmaktadır.
  11. Tasfiyeden arta kalan mal ve hakların akıbetini talebe ekleyin; senette özel hüküm var mı, yok mu, baştan gösterin.
  12. Harç ve teminat hesabında 7531 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişen 5737 sayılı Kanun m.77 hükmünü gözetin.
Yargıtay kararları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 03.12.2025 T., 2024/577 E., 2025/771 K.
Kurul, hak yoksunluğuna hükmedilebilmesi için önce 5737 sayılı Kanun’un 10. maddesinde sayılan sebeplerin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerektiğini kabul etmiş; bu araştırmayı gereksiz sayan direnme kararını bozmuştur. Dava, kanun hükmünde kararnameyle kapatılan bir vakfın yöneticilerine karşı açılmıştı. Bölge adliye mahkemesi, vakıf kapatıldığı için görevlerin zaten sona erdiğini, dolayısıyla davanın usulden reddi gerektiğini kabul etmiş; buna rağmen davalılar hakkında beş yıllık hak yoksunluğuna hükmetmişti. Özel Daire bu yaklaşımı bozmuş, bölge adliye mahkemesi direnmişti. Hukuk Genel Kurulu, Özel Daire bozmasını benimseyerek şu değerlendirmeyi yapmıştır: “davalıların 5737 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince görevden alınmaları talep edildiği anlaşıldığından öncelikle Bölge Adliye Mahkemesince söz konusu madde kapsamında iddia edilen eylemin somut uyuşmazlıkta sabit olup olmadığı, sözü edilen maddedeki müeyyidenin uygulanmasının gerekip gerekmediği hususunda araştırma yapılarak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı olarak karar verilmesinin isabetli olmadığı, davalıların görevden alınabilmeleri için Kanunda öngörülen sebeplerin varlığının sabit olması durumunda 5737 sayılı Kanun’un 10/4. maddesi kapsamında davalılar hakkında hak yoksunluğuna hükmedilmesi, aksi hâlde davanın reddine karar verilmesi gerektiği” belirtilmiştir. Kurul görüşmelerinde, vakfın terör bağlantısı nedeniyle kapatılmış olmasının tek başına yeterli sayılması gerektiği ve direnmenin onanmasının uygun olacağı yönünde bir görüş ileri sürülmüş; ancak kararda açıkça belirtildiği üzere “bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.” Sonuç: direnme kararı, Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMUŞ; karar 03.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 04.04.2024 T., 2023/2490 E., 2024/2420 K.
Daire, dava tarihinden önce istifa etmiş yöneticilerin görevden alınmasını istemekte hukuki yarar bulunmadığını, ancak haklarında hak yoksunluğu hükmü kurulabileceği için pasif husumet ehliyetlerinin bulunduğunu belirlemiştir. Alt derece mahkemeleri, davalıların dava tarihi itibarıyla vakıf yöneticisi olmadıkları gerekçesiyle davayı usulden reddetmişti. Daire bu ayrımı şöyle kurmuştur: “Somut olayda, dava tarihinden önce istifa eden Vakıf yöneticilerinin görevleri istifa ile sona erdiğinden davalıların görevden alınmalarını istemekte davacının hukuki yararı yoktur. Ancak davalıların görevden ayrılmış olmaları, görevden alınmaları için ileri sürülen sebeplerin varlığının sabit olması durumunda Vakıflar Kanunu’nun 10/son maddesi kapsamında aynı veya başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacaklarına dair hüküm kurmaya engel olmadığından, davalıların açılan davada pasif husumet ehliyetleri bulunmaktadır.” Kararda ayrıca esasa girilmeden usulden ret verilmesinin doğru olmadığı vurgulanmıştır: “davanın dayanağı olan Vakıflar Kanunu 10 uncu maddesinde sayılan sebeplerin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği yani davalıların eylemlerinin görevden alınmalarını gerektirip gerektirmediği, bunun sonucu olarak aynı maddenin son fıkrası gereği davalılar hakkında müeyyide uygulanması gerekip gerekmediğine yönelik bir araştırma yapılmaksızın davalıların pasif husumet ehliyeti olmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmadığından”. Sonuç: Bölge Adliye Mahkemesi kararı ORTADAN KALDIRILMIŞ, İlk Derece Mahkemesi kararı BOZULMUŞ; karar 04.04.2024 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 16.04.2025 T., 2024/1394 E., 2025/3023 K.
Daire, vakfın kendiliğinden sona ermesi (dağılma) ile mahkeme kararıyla sona ermesi (dağıtılma) arasındaki farkı ortaya koymuş; gerekçesi birinci fıkraya, hüküm fıkrası ikinci fıkraya dayanan kararı çelişki nedeniyle bozmuştur. Kararda ayrım şöyle kurulmuştur: “Vakıflar, ya kendiliğinden (dağılma) ya da Mahkeme kararı (dağıtılma) ile sona ererler. … maddenin birince fıkrasında; vakfın amacının gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakfın kendiliğinden sona ermesi (dağılma) hali düzenlenmiş iken; maddenin ikinci fıkrasında ise yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın dağıtılmasına Mahkemece duruşma yapılarak karar verileceği düzenlenmiştir. İşbu düzenlemede vakfın sona ermesi iki farklı şekilde düzenlenmiş olup kendiliğinden sona erme (dağılma) ve mahkeme kararıyla sona erme (dağıtılma) sebepleri ve sonuçlarının birbirinden farklı hükümlere tabi olduğu açıktır.” Ardından usul kuralı hatırlatılmıştır: “Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbirine aykırı olmaması gerekir. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında da, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiştir.” Somut olayda ilk derece mahkemesi gerekçesinde davayı m.116/1 kapsamında nitelemiş, hüküm fıkrasında ise m.116/2 uyarınca sona erdiğinin tespitine karar vermişti. Sonuç: Bölge Adliye Mahkemesi kararı ORTADAN KALDIRILMIŞ, İlk Derece Mahkemesi kararı BOZULMUŞ; karar 16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 26.06.2025 T., 2024/1822 E., 2025/5003 K.
Daire, kötü yönetildiği söylenebilse dahi amacını gerçekleştirebilecek malvarlığına sahip olan ve tüzel kişiliğini sürdürme iradesi gösteren vakfın sona ermediğine ilişkin kararı onamıştır. Denetim makamı, vakfın amacı doğrultusunda harcama yapmadığını, huzurevi inşaatının kaba inşaat seviyesinde kaldığını ve amacını gerçekleştirecek malvarlığı bulunmadığını ileri sürerek TMK m.116 kapsamında sona erdiğinin tespitini istemişti. İlk derece mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak vakfın amacının yalnızca hastane veya huzurevi inşa etmek olmadığını, kalan taşınmazlarla faaliyetlerin sürdürülebileceğini ve vakfın acz içinde bulunmadığını saptayarak davayı reddetmiştir. Bölge adliye mahkemesi ise şu değerlendirmeyi eklemiştir: “Vakfın yargılama aşamasında tüzel kişiliğini devam ettirme iradesi gösterdiği, Vakıf yöneticilerinin ısrarla vakfın amacını gerçekleştirme iradesini bildirmeleri karşısında davalı Vakfın henüz amaçlarının gerçekleşmesinin imkansız hale gelmediği … 4721 sayılı Kanun’un 116/1. maddesinde düzenlenen halin ve koşulların gerçekleşmediği, Vakfın kötü yönetildiği söylenebilirse de amacının gerçekleşmesinin imkansız hale gelmediği”. Daire, fer’i müdahilin hükmü lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edebileceğini, tek başına kanun yoluna başvurabilmesi için aleyhine hüküm kurulmuş olması gerektiğini de belirterek kararı onamıştır. Hüküm fıkrasında ayrıca “7531 sayılı Kanun’un 20. maddesi uyarınca Vakıflar Genel Müdürlüğünden harç alınmasına yer olmadığına” denilmiştir. Sonuç: Bölge Adliye Mahkemesi kararı HMK m.370 uyarınca ONANMIŞ; karar 26.06.2025 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Bu dört karar birlikte okunduğunda vakıf yönetimi uyuşmazlıklarının belirli bir mantık zinciri izlediği görülür. İlk halka, görevden almanın idari değil yargısal bir işlem olduğudur. 5737 sayılı Kanun m.10’un son fıkrası bunu açıkça söyler: vakıf yöneticileri mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamaz. Denetim makamının tespiti ve Vakıflar Meclisinin kararı, davanın açılabilmesi için gereken ön aşamalardır; sonucu doğuran işlem ise asliye hukuk mahkemesinin kararıdır.

İkinci halka, bendin doğru seçilmesidir. Madde beş ayrı sebep sayar ve bunların ispat konuları birbirinden tamamen farklıdır. Amaç doğrultusunda faaliyette bulunmama bir faaliyet raporu incelemesiyle; malların amaca uygun kullanılmaması bir mali inceleme ile; ağır ihmal veya kasıtlı fiille zarara uğratma ise zararın ve kusurun ayrı ayrı ortaya konmasıyla ispatlanır. Denetim makamınca tespit edilen noksanlıkların giderilmemesi bakımından ise verilen sürenin ve tebligatın belgelenmesi gerekir.

Üçüncü halka, hak yoksunluğunun kapsamıdır ve pratikte en ağır sonucu doğurur. Görevden alınan yönetici, Vakıflar Meclisi üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamaz. Ancak (c) ve (e) bentlerine dayanan görevden almalarda yaptırım genişler: kişi başka bir vakfın yöneticisiyse o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın organında görev alamaz. Bu nedenle dilekçede hangi bende dayanıldığı, sonucu doğrudan belirler.

Dördüncü halka, istifa etmiş yöneticinin durumudur ve alt derece mahkemelerinin en sık yanıldığı noktadır. 2024 tarihli karar ikili bir ayrım kurar: istifa etmiş kişinin görevden alınmasını istemekte hukuki yarar yoktur, çünkü görev zaten sona ermiştir; buna karşılık hak yoksunluğu hükmü kurulabileceği için pasif husumet ehliyeti vardır. Dolayısıyla dava, husumet yokluğundan usulden reddedilemez; esasa girilerek sebeplerin gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalıdır.

Beşinci halka, araştırma yükümlülüğüdür. Hukuk Genel Kurulu’nun 2025 tarihli kararı bu noktada nettir: vakfın idari bir işlemle kapatılmış olması, yöneticiler hakkındaki sebeplerin sabit sayılmasına yetmez. Kurul, “araştırmanın davaya katkısı yoktur” biçimindeki direnme gerekçesini benimsememiş ve eksik incelemeyi bozma sebebi saymıştır. Bu, hak yoksunluğunun otomatik bir sonuç değil, ispata bağlı bir yaptırım olduğunu gösterir.

Altıncı halka, geçici korumadır. Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hâllerde, dava sonuçlanıncaya kadar vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak istenebilir. Bu talep, esas davadan ayrı biçimde gerekçelendirilmelidir; ihtiyati tedbir koşullarının somut olayda gerçekleştiği gösterilmedikçe yalnızca iddianın ağırlığına dayanılamaz. Yönetimin kayyıma devri hâlinde de kayyımın yetkilerinin kararda sınırlanması gerekir.

Yedinci halka, vakfın sona ermesindeki ikili yapıdır. Dağılma kendiliğinden gerçekleşir ve mahkeme yalnızca sicilden silme kararı verir; dağıtılma ise mahkemenin duruşma yaparak verdiği bir karardır. Sebepleri farklıdır: birincisi amacın gerçekleşemez hâle gelmesine, ikincisi yasak amaç ve yasak faaliyete dayanır. Sonuçları da farklıdır; 5737 sayılı Kanun m.27 uyarınca tasfiyeden arta kalan mallar dağılmada senede veya benzer amaçlı bir vakfa, dağıtılmada ise doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal eder. Bu ayrımın karıştırılması, gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratarak bozmaya yol açar.

Son halka, sona erme eşiğinin ne kadar yüksek tutulduğudur. 2025 tarihli onama kararı, kötü yönetimin tek başına sona erme sebebi olmadığını göstermektedir. Vakfın amacını gerçekleştirebilecek malvarlığı varsa ve yönetim tüzel kişiliği sürdürme iradesini ortaya koyuyorsa, amacın gerçekleşmesinin olanaksız hâle geldiği kabul edilmez. Bu durumda başvurulacak yol vakfın sona erdirilmesi değil, yönetimin değiştirilmesi ya da vakıf senedinde değişiklik yoluyla işleyişin düzeltilmesidir.

Sık yapılan hatalar

HataSonucuDoğrusu
Hangi bende dayanıldığını yazmamaHak yoksunluğunun kapsamı belirlenemez(a)–(e) bentleri ayrı ayrı gösterilmeli
Meclis kararı ve başvuru yazısını sunmamaDavanın dayanağı eksik kalırDenetim raporu, Meclis kararı ve başvuru dosyaya konmalı
İstifa eden yöneticiyi husumetsiz saymaDava usulden reddedilir, bozulurHak yoksunluğu yönünden esasa girilmeli
Sebepleri araştırmadan yaptırım uygulamaEksik inceleme nedeniyle bozmaSebeplerin gerçekleştiği ispat edilmeli
İdari kapatmayı tek başına yeterli saymaHak yoksunluğu dayanaksız kalırYöneticinin kendi eylemi ortaya konmalı
Tedbiri gerekçelendirmeden istemeGeçici görevden uzaklaştırma reddedilirTelafisi imkânsız sonuç somutlaştırılmalı
Dağılma ile dağıtılmayı karıştırmaGerekçe-hüküm çelişkisi doğarTalep tek bir fıkraya dayandırılmalı
Kötü yönetimi sona erme sebebi saymaDava reddedilirAmacın gerçekleşmesinin olanaksızlığı ispatlanmalı
Tasfiye sonucunu talebe eklememeMalvarlığının akıbeti belirsiz kalır5737 s. K. m.27’ye göre talep kurulmalı
Vakıf yöneticisi hangi hâllerde görevden alınabilir?

5737 sayılı Kanun m.10 uyarınca vakfın amacına ve mevzuata uyma zorunluluğuna uymayanlar ile amaç doğrultusunda faaliyette bulunmayan, mal ve gelirleri amaca uygun kullanmayan, ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan, denetim makamınca tespit edilen noksanlıkları gidermeyen ve medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden yöneticiler görevden alınabilir.

Görevden alma kararını kim verir?

Vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesi verir. Dava, Vakıflar Meclisinin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine açılır. Kanunun son fıkrası, vakıf yöneticilerinin mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamayacağını açıkça düzenler.

Görevden alınmanın sonuçları nelerdir?

Görevinden alınan yönetici Vakıflar Meclisi üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamaz. (c) ve (e) bentlerindeki sebeplerle görevinden alınan yönetici başka bir vakfın yöneticisiyse o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamaz.

Görevinden istifa etmiş yönetici hakkında dava açılabilir mi?

Açılabilir. 8. Hukuk Dairesi’nin 04.04.2024 tarihli kararına göre istifa etmiş yöneticinin görevden alınmasını istemekte hukuki yarar bulunmasa da, hak yoksunluğu hükmü kurulabileceğinden pasif husumet ehliyeti vardır ve dava husumet yokluğundan usulden reddedilemez.

Vakıf kapatılmışsa yöneticiler otomatik olarak yaptırıma uğrar mı?

Uğramaz. Hukuk Genel Kurulu’nun 03.12.2025 tarihli kararında, kanun hükmünde kararnameyle kapatılan bir vakfın yöneticileri bakımından dahi maddede sayılan sebeplerin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerektiği kabul edilmiş; bu araştırmayı gereksiz sayan direnme kararı bozulmuştur.

Dava sürerken yönetim geçici olarak görevden uzaklaştırılabilir mi?

Uzaklaştırılabilir. 5737 sayılı Kanun m.10’a göre telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hâllerde, dava sonuçlanıncaya kadar Meclis kararı üzerine Denetim Makamınca vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep edilir.

Yöneticiler vakfa verdikleri zarardan sorumlu mudur?

Evet. 5737 sayılı Kanun m.10, vakıf yönetiminde yer alan kişiler ile vakıf çalışanlarının kusurlu fiilleri nedeniyle vakfa verdikleri zararlardan sorumlu olduklarını düzenler. Bu sorumluluk, görevden alma davasından bağımsız olarak ayrıca ileri sürülebilir.

Vakıf kaç şekilde sona erer?

İki şekilde. TMK m.116/1’e göre amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir. TMK m.116/2’ye göre ise yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.

Dağılma ile dağıtılma arasındaki fark neden önemli?

8. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2025 tarihli kararına göre bu iki hâlin sebepleri ve sonuçları birbirinden farklı hükümlere tabidir. Ayrıca tasfiyeden arta kalan malvarlığının kime intikal edeceği de değişir. Gerekçesi bir fıkraya, hüküm fıkrası diğer fıkraya dayanan karar çelişkili sayılır ve bozulur.

Sona eren vakfın malvarlığı ne olur?

5737 sayılı Kanun m.27’ye göre sona eren yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar, vakıf senedinde yazılı hükümlere göre; senetlerinde özel bir hüküm bulunmayanlarda Genel Müdürlüğün görüşü alınarak mahkeme kararıyla benzer amaçlı bir vakfa intikal eder. Dağıtılan vakıflarda ise arta kalan mal ve haklar doğrudan Genel Müdürlüğe geçer.

Kötü yönetim vakfın sona ermesi için yeterli mi?

Yeterli değildir. 8. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2025 tarihinde onadığı kararda, vakfın kötü yönetildiği söylenebilse de amacını gerçekleştirebilecek malvarlığına sahip olduğu ve tüzel kişiliğini sürdürme iradesi gösterdiği için sona erme koşullarının gerçekleşmediği kabul edilmiştir.

Ceza davasında beraat eden yönetici hakkında dava düşer mi?

Kendiliğinden düşmez. Görevden alma davasının konusu, ceza sorumluluğu değil 5737 sayılı Kanun m.10’da sayılan sebeplerin gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Ancak ceza dosyasındaki tespitler hukuk davasında delil olarak değerlendirilir ve mahkemenin bu yönde araştırma yapması gerekir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü harç öder mi?

5737 sayılı Kanun m.77’nin 7/11/2024 tarihli 7531 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişik ikinci fıkrası uyarınca Genel Müdürlük, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda sayılan yargı harçlarından muaftır ve her türlü dava ve işte teminat gösterme zorunluluğu bulunmaz.

Fer’i müdahil kararı tek başına temyiz edebilir mi?

8. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2025 tarihli kararında, fer’i müdahilin hükmü lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edebileceği, tek başına kanun yoluna başvurabilmesi için ise aleyhine hüküm kurulmuş olması gerektiği belirtilmiştir.

Dosyaya hangi belgeler konmalı?

Vakıf senedi ve tadilleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü denetim ve teftiş raporları, Vakıflar Meclisi kararı, Genel Müdürlüğün mahkemeye başvuru yazısı, yönetim kurulu kararları ve istifa dilekçeleri, faaliyet ve mali raporlar, taşınmaz kayıtları ile varsa ilgili ceza dosyasının örneği.

İlgili mevzuat
  • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.101 – Vakfın tanımı ve kurulma yasakları
  • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.109 – Vakfın yönetim organı
  • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.111 – Vakıfların denetimi
  • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.112 – Yönetimin değiştirilmesi ve yöneticilerin görevden alınması
  • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.116 – Vakfın sona ermesi ve dağıtılması
  • 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m.3 – Vakıf yönetimi ve vakıf yöneticisi tanımları
  • 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m.10 – Vakıf yöneticilerinin görevden alınması ve sorumluluğu
  • 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m.27 – Sona eren ve dağıtılan vakıfların malvarlığı
  • 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m.77 – Muafiyet ve istisnalar (7531 s. K. m.20 ile değişik)
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 – Hükmün kapsamı ve gerekçe
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.389 vd. – İhtiyati tedbir
  • Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararı

İlgili yazılarımız: vakıf senedinde değişiklik, dernek genel kurul kararının iptali, kayyım atanması, ihtiyati tedbir kararı ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayın koşullarına göre değerlendirme değişebilir ve hukuki danışmanlık yerine geçmez.

Bu siteyi Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin Google arama sonuçlarınızda legapro.net yazıları daha sık görünür. Ücretsizdir; Google hesabınızdan istediğiniz zaman geri alabilirsiniz. Google'da ekle

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Hukuki rehberler — ilgili sayfalar

Bu yazıdaki konuyla ilgili rehberler, dilekçe örnekleri ve hesaplama araçları.

Aynı kategoriden diğer yazılar

Hukuki Makaleler

Avukata Baro Disiplin Cezası Verilirse Nasıl İtiraz Edilir? (1136 m.134-159)

İçindekilerKanunî dayanakNe yapmalı? Adım adım yol haritasıSık yapılan hatalar Kısaca Avukatlara uygulanacak disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası,…

09.09.2026 Yazıyı oku ›
Makaleler

Tazminat Davası Nedir? Nasıl Açılır?

İçindekilerTazminat Davası: Haklarınızı Korumanın YoluTAZMİNAT DAVASININ TANIMI NEDİR?Tazminata Hak Kazanmanın KoşullarıTazminat İçin Haklı Sebep Oluşturan DurumlarTazminat Davası Türleri…

30.05.2024 Yazıyı oku ›
Makaleler

Ankara Boşanma Avukatı

İçindekilerAnkara Boşanma Avukatı: Boşanma Davası, Sebepler, Süreler ve SonuçlarBoşanma Sebepleri Nelerdir?Ankara İçin Boşanma Davası Nerede Açılır?Dava Sürecinde Neler…

20.07.2024 Yazıyı oku ›
Makaleler

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı

İçindekilerHukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS): Avukatlık, Hakimlik ve Savcılık İçin İlk AdımHukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS): Detaylı BilgilendirmeHukuk…

31.10.2024 Yazıyı oku ›
Makaleler

İşçinin Ücretinin Geç Ödenmesi veya Ödenmemesi

İçindekilerÜcret Nedir? İş Hukukunda Ücretin Tanımı ve KapsamıMaaşı (Ücreti) Ödenmeyen İşçinin Haklı Sebeple Fesih Hakkı: İş Sözleşmesini Sona…

01.02.2025 Yazıyı oku ›
Hukuki Makaleler

Devre Mülk ve Devre Tatil Sözleşmesinden Nasıl Çıkılır? 14 Günlük Cayma Hakkı

İçindekilerDevre mülk ile devre tatil aynı şey değilOn dört günlük cayma hakkıCayma süresinde ödeme yasağıÖn bilgilendirme formunda bulunması…

17.08.2026 Yazıyı oku ›
WhatsApp İletişim Ara