Garanti Sözleşmesi ile Kefalet Arasındaki Fark: Ayırt Etme Ölçütleri ve Sonuçları

Kısaca
- Kefalet fer’îdir: asıl borca bağlıdır, onun geçerliliğine ve devamına tabidir.
- Garanti bağımsızdır: garanti veren asli bir borç altına girer; sorumluluğu asıl borcun geçerliliğine bağlı değildir.
- Garanti sözleşmesinin bir türü olan üçüncü kişinin fiilini üstlenme TBK m. 128’de düzenlenmiştir.
- Garanti sözleşmesi şekle bağlı değildir ve limit gösterilmesi zorunlu tutulmamıştır.
- Kefalet ise yazılı şekil, azamî miktar ve kefalet tarihi bulunmadıkça geçerli olmaz (TBK m. 583).
- Ayrımda dört ana ölçüt kullanılır: aslîlik-fer’îlik, yükümlülüğün kapsamı, menfaat ve kişiye yönelik teminat.
- Teminat belirli bir kişi göz önünde tutularak verilmişse kefalet, objektif bir sonuca yönelikse garanti işaretidir.
- Menfaat ölçütü tek başına belirleyici değildir; diğer ölçütlerle birlikte değerlendirilir.
- Garanti veren, borçluya ait def’ileri alacaklıya karşı ileri süremez.
- Kefil ödediğinde kanunen halef olur ve rücu edebilir; garanti verenin kanunî rücu hakkı yoktur.
- TBK m. 603 uyarınca gerçek kişilerin başka ad altında verdiği kişisel güvencelere de kefalet şekli uygulanır.
- Bu nedenle bir gerçek kişinin “garantör” olarak imzaladığı belge, şekil şartı taşımıyorsa geçersiz olabilir.
Ticari hayatta çok kısa metinlerle çok ağır sorumluluklar üstlenilir: bir e-postada “ödeme garantörlüğü bizdedir” cümlesi, bir sözleşmenin altına atılan “müşterek borçlu, müteselsil kefil, garantör” ibaresi, bir protokolde yer alan “ödenmesini taahhüt ve garanti ederiz” kaydı. Uyuşmazlık çıktığında ilk sorulan soru şudur: bu bir kefalet mi, yoksa garanti sözleşmesi mi?
Cevap, davanın sonucunu bütünüyle değiştirir. Çünkü kefalet ağır şekil şartlarına tabidir ve bunlar yoksa sözleşme geçersizdir; garanti ise şekle bağlı değildir ama ödeme yapan garanti verene kanunî rücu hakkı tanımaz. Aşağıda ayrımın ölçütleri ve pratik sonuçları güncel Yargıtay kararlarıyla ele alınmaktadır.
Kanunî dayanak
Üçüncü kişinin fiilini üstlenme TBK m. 128’de düzenlenmiştir:
“Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir.”
Kefaletin şekil şartları TBK m. 583’te sayılmıştır:
“Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.”
Şekil kurallarının uygulama alanı TBK m. 603’te genişletilmiştir:
“Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır.”
Garanti sözleşmesi ile kefaletin karşılaştırılması
| Ölçüt | Kefalet | Garanti sözleşmesi |
|---|---|---|
| Borcun niteliği | Fer’î (asıl borca bağlı) | Aslî ve bağımsız |
| Asıl borç geçersizse | Kefalet de etkilenir | Sorumluluk devam edebilir |
| Şekil | Yazılı + azamî miktar + tarih + el yazısı | Şekle bağlı değil |
| Limit zorunluluğu | Var | Yok |
| Borçlunun def’ileri | Kefil ileri sürebilir | Garanti veren ileri süremez |
| Ödeme sonrası | Kanunen halef olur, rücu eder | Kanunî rücu hakkı yoktur |
| Teminatın yönü | Belirli bir kişiye (borçluya) yönelik | Objektif bir sonuca yönelik |
| Menfaat | Genellikle yok | Genellikle var |
| Gerçek kişi verirse | — | TBK m. 603 ile kefalet şekline tabi |
Kritik nokta: Bir belgenin başlığında “garantörlük” yazması onu garanti sözleşmesi yapmaz. Yargıtay, nitelendirmede kullanılan sözcüklere değil tarafların gerçek iradesine bakar ve dört ana ölçütü birlikte uygular. Bu nedenle “X şirketinin size olan borçlarının tahsilinde sıkıntı çıkarsa sorumluluk bizdedir” biçimindeki bir taahhüt, belirli bir borçlunun belirli bir borcuna yönelik olduğu için — üstelik “garantör” kelimesi geçse bile — kefalet sayılır. Sonuç ağırdır: kefalet sayılan bu belgede azamî miktar ve tarih el yazısıyla yazılmamışsa sözleşme geçersizdir ve alacaklı hiçbir şey talep edemez. Simetrik risk de gerçektir: belge gerçekten garanti sayılırsa, ödeme yapan garanti verenin asıl borçluya kanunî rücu hakkı bulunmaz.
Ne yapmalı? Adım adım yol haritası
- Hangi teminatı istediğinize karar verin. Kefalet mi garanti mi — ikisinin riskleri farklıdır.
- Başlığa değil içeriğe odaklanın. Nitelendirme sözcüklerle değil, gerçek iradeyle yapılır.
- Kefalette şekli eksiksiz tamamlayın. Azamî miktar, tarih ve müteselsil kefil ibaresi kefilin el yazısıyla yazılmalıdır.
- Gerçek kişiden teminat alırken TBK m. 603’ü hatırlayın. Ad ne olursa olsun kefalet şekli aranır.
- Şirketten alınan garantiyi ayrı değerlendirin. Şekil kuralı gerçek kişilere ilişkindir.
- Garantide bağımsızlığı yazın. “Asıl borç ilişkisinden bağımsız olarak”, “ilk talepte”, “def’ileri ileri sürmeksizin” gibi ifadeler kullanın.
- Objektif sonucu tanımlayın. Garanti, belirli bir kişiye değil belirli bir sonuca yönelik olmalıdır.
- Menfaatinizi belgeleyin. Grup şirketi, alt yüklenici ilişkisi gibi bağlar garanti yorumunu güçlendirir.
- Rücu hakkını sözleşmeyle kurun. Garanti verenin kanunî rücu hakkı yoktur; kontrgaranti yapılmalıdır.
- Sonraki değişikliklerde şekle uyun. Kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.
- İmza yerini kontrol edin. İmzadan sonra eklenen ibareler o kişiyi bağlamayabilir.
- Eşin rızasını unutmayın. Gerçek kişilerin verdiği kişisel güvencelerde eşin rızası da aranır.
Yargıtay kararlarıyla
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/568, K. 2024/4093, 20.05.2024
Ölçütlerin tamamı: “garantörlük” yazan e-posta kefalet sayıldı: Bir şirket, taşeronuna akaryakıt verilmesi için “ilgili kurumlar için aksi belirtilinceye kadar ödeme garantörlüğü bizdedir” içerikli e-posta göndermiş, taşeron ödemeyince alacaklı bu belgeye dayanarak takip başlatmıştı. Daire önce çerçeveyi kurmuştur: “Kefalet sözleşmesini garanti sözleşmesinden ayırt eden en bariz nitelik, kefaletin fer’i olmasına karşılık garanti sözleşmesinin bağımsız ve asli niteliğidir.” Menfaat ölçütü için: “Kefalet sözleşmesinde kefil ile borçlu arasında gizli bir menfaat söz konusu olabileceği gibi hiçbir menfaate dayanmaksızın garanti sözleşmesi yapılabilmesi de mümkündür. O hâlde bu kıstas tek başına kesin bir ayırıma imkan vermemektedir.” Kişiye yönelik teminat ölçütü için: “kefil, borç altına girerken alacağın her ne şekilde olursa olsun ödeneceğini değil, fakat bu borçlu tarafından ödeneceğini temin etmektedir… teminatın bir kişi göz önünde tutularak verilmesi kefalet sözleşmesine, bir sonucun gerçekleşmesi için verilmesi ise garanti sözleşmesine işaret sayılacaktır.” Somut olayda teminat belirli bir borçlunun akaryakıt borçlarına yönelik olduğundan “davalının teminatının garanti sözleşmesi amacı ile değil kefalet amacı ile verildiği” sonucuna varılmış; azamî miktar belirtilmediği için de kefaletin geçersiz olduğu belirtilmiştir. Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı ORTADAN KALDIRILMIŞ, ilk derece kararı BOZULMUŞTUR (oy birliği).
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/1081, K. 2023/4400, 12.07.2023
Gerçek kişi “garantör” olsa da kefalet şekline tabidir: Bayilik sözleşmesini imzalayan gerçek kişiden cezaî şart istenmişti. Bölge adliye mahkemesi, kefalet limitinin gösterilmediğini ve sözleşme içeriğinden de azamî miktarın belirlenemediğini saptamış; belgenin garanti sözleşmesi sayılıp sayılamayacağını da ayrıca incelemiştir. Bu yönde sözleşmenin altına eklenen ibarelerin “tarafların imzalarından sonra sözleşmenin alt kısmına yazıldığı, ancak bu kısmın davalı tarafından imzalanmadığı” belirlenmiştir. Kararda dayanılan kural şudur: “6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 603 üncü maddesi gereğince gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin başka ad altında diğer sözleşmelere de kefaletin şekline, ehliyete, eşin rızasına ilişkin hükümlerin aynen uygulanacağı”. Şekil şartı bulunmadığından “davalının sözleşmenin kefili ya da garanti vereni durumunda olmadığı” sonucuna varılmıştır. Sonuç: Davanın reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararı ONANMIŞTIR (oy birliği).
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/5750, K. 2024/7600, 24.10.2024
Garanti veren ödediğini geri isteyemez: Bir holding, grup şirketinin borcunu garantör sıfatıyla icra dosyasına ödemiş, sonra bu tutarı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre asıl borçludan istemişti. Alt mahkemelerin, Dairece yerinde bulunan değerlendirmesi şudur: sözleşmedeki kayıt üçüncü kişinin fiilini üstlenme niteliğindedir; teminat “edimin objektif olarak yerine getirilmesine ilişkin”dir ve sözleşme tarihinde davalı, davacının topluluk şirketlerinden biri olduğundan “menfaat kıstasının da somut olayda mevcut olduğu” saptanmıştır. Sonuç ise ağırdır: “kefilin kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra… asıl borçluya yasadan ötürü rücu hakkı bulunduğu halde, garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmadığından somut olayda garantör sıfatıyla ödeme yapan davacının da rücu hakkı bulunmadığı ve davalının sebepsiz olarak zenginleştiğinden bahsedilemeyeceği”. Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı ONANMIŞTIR (oy birliği).
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/3316, K. 2024/4419, 18.12.2024
İki şekil rejiminin yan yana konması: Adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesine bağlı bir teminat kaydına dayanılan bu dosyada Daire, iki kurumun şekil rejimini doğrudan karşılaştırmıştır: “818 sayılı Kanun’un 484 üncü maddesi hükmü uyarınca, kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle tabi olduğu ve ayrıca sözleşmede kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, aynı Kanun’un 110 uncu maddesindeki ‘Başkasının Fiilini Taahhüt’ başlığı altında düzenlenmiş olan garanti sözleşmesi herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi, verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olması da öngörülmemiştir.” Somut olayda adi yazılı satış sözleşmesi geçersiz olduğundan tarafların ifayı isteyemeyeceği, ancak talebin sebepsiz zenginleşmeye ilişkin olduğu ve “sözleşmenin (13.) maddesindeki düzenleme gereğince davalı …’un sorumlu olduğunun anlaşılması” karşısında karar düzeltme talebinin reddi gerektiği belirtilmiştir. Sonuç: Karar düzeltme talebi REDDEDİLMİŞTİR (oy birliği).
Kararlar bir arada okunduğunda ayrımın dört ölçütü ve iki büyük sonucu belirginleşir. Birinci ölçüt aslîlik-fer’îliktir ve en belirleyici olanıdır. Kefalette asıl olan başka bir borcun (temel ilişkinin) varlığı ve verilen teminatla o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır; garanti sözleşmesinde ise garanti veren bağımsız bir borç altına girer ve bu yükümlülüğün başka bir borçla ilgisi bulunmaz. Kişisel teminat içeren bir metinde başka bir borç ilişkisine yollamada bulunulması, doğrudan bir fer’îlik karinesi oluşturur. Uygulamada teminat metinlerinin çoğu “X’in Y’ye olan borçları için” ifadesiyle başladığından, bu karine kolayca devreye girer.
İkinci ölçüt yükümlülüğün kapsamıdır: asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacı taşıyan sözleşme kefalet; asıl borçlunun borcunu aşabilecek biçimde, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temin eden sözleşme ise garantidir. Üçüncü ölçüt menfaattir: kefilin genellikle bu ilişkiden bir menfaati yokken garanti verenin ilke olarak menfaati bulunur. Ancak Yargıtay bu ölçütün tek başına belirleyici olmadığını özellikle vurgular; kefalette gizli bir menfaat bulunabileceği gibi hiçbir menfaate dayanmayan garanti de mümkündür. Dördüncü ölçüt teminatın yönüdür: teminat belirli bir kişi göz önünde tutularak veriliyorsa kefalet, objektif olarak belirli bir sonucun gerçekleşmesine yönelikse garanti söz konusudur. Kefil, alacağın her ne şekilde olursa olsun ödeneceğini değil, bu borçlu tarafından ödeneceğini temin eder.
Birinci büyük sonuç şekildir. Garanti sözleşmesi şekle bağlı değildir ve limit gösterilmesi zorunlu tutulmamıştır; buna karşılık kefalet, yazılı yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Üstelik azamî miktarın, kefalet tarihinin ve müteselsil kefalet ibaresinin kefilin kendi el yazısıyla yazılması şarttır. Bu kural pek çok teminat metnini geçersiz kılar ve alacaklıyı tamamen korumasız bırakır. Kanun koyucu buna bir de kaçış yolunu kapatan bir hüküm eklemiştir: TBK m. 603 uyarınca gerçek kişilerin başka ad altında verdiği kişisel güvencelere de kefaletin şekline, ehliyete ve eşin rızasına ilişkin hükümler uygulanır. Yargıtay bu hükmü, “garantörlük” adı altındaki taahhütlere ve teminat amaçlı borca katılma sözleşmelerine de uygulamaktadır. Sonuç olarak bir gerçek kişiden alınan teminat, adı ne olursa olsun kefalet şekline uygun düzenlenmelidir.
İkinci büyük sonuç rücudur ve genellikle ancak ödeme yapıldıktan sonra fark edilir. Kefil, kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme oranında alacaklının haklarına kanunen halef olur ve asıl borçluya rücu edebilir. Garanti verene ise kanun böyle bir hak tanımamıştır: garanti sözleşmesinde teminat verenin lehtara karşı kanunî bir rücu hakkı ve halefiyeti bulunmaz. Bu, garanti verenin ödediği tutarı sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak dahi geri alamaması anlamına gelir. Bir grup şirketinin ya da ana yüklenicinin garanti verirken mutlaka kontrgaranti ya da sözleşmesel bir rücu kaydı düzenlemesi gerekmesinin sebebi budur. Buna bir de def’i yasağı eklenir: garanti veren, borçluya ait def’ileri alacaklıya karşı ileri süremez ve sorumluluğu asıl borcun geçerliliğine bağlı değildir. Kefaletin ayrıntıları için kefalet sözleşmesi yazımıza bakılabilir.
Sık yapılan hatalar
| Hata | Doğrusu |
|---|---|
| “Garantör” yazınca garanti sayılacağını sanmak | Nitelendirme gerçek iradeye göre yapılır |
| Kefalette azamî miktarı yazmamak | Miktar ve tarih olmadan kefalet geçersizdir |
| Şekil şartlarını matbu metne bastırmak | Bu unsurlar kefilin el yazısıyla yazılmalıdır |
| Gerçek kişiden şekilsiz “garanti” almak | TBK m. 603 kefalet şeklini zorunlu kılar |
| Eşin rızasını almamak | Gerçek kişi güvencelerinde eşin rızası aranır |
| İmzadan sonra ibare eklemek | İmzalanmayan kısım o kişiyi bağlamaz |
| Garanti verirken rücu düzenlememek | Garanti verenin kanunî rücu hakkı yoktur |
| Teminatı belirli bir borçluya bağlamak | Bu, garanti değil kefalet işaretidir |
| Sorumluluğu artıran değişikliği şekilsiz yapmak | Bu değişiklikler şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz |
Garanti sözleşmesi nedir?
Bir kimsenin, başkasının karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi bağımsız bir taahhütle üzerine aldığı sözleşmedir. Bir türü olan üçüncü kişinin fiilini üstlenme TBK m. 128’de düzenlenmiştir.
Kefaletten temel farkı nedir?
Kefalet fer’îdir, asıl borca bağlıdır. Garanti ise aslî ve bağımsızdır; garanti verenin sorumluluğu asıl borcun geçerliliğine bağlı değildir.
Ayrım hangi ölçütlere göre yapılır?
Dört ana ölçüt kullanılır: aslîlik-fer’îlik, yükümlülüğün kapsam ve niteliği, teminat verenin menfaati ve teminatın kişiye mi sonuca mı yönelik olduğu.
Menfaatim varsa garanti mi olur?
Tek başına yeterli değildir. Kefalette gizli menfaat bulunabileceği gibi menfaatsiz garanti de mümkündür; menfaat ölçütü diğerleriyle birlikte değerlendirilir.
Garanti sözleşmesi şekle bağlı mı?
Kural olarak hayır; limit gösterilmesi de zorunlu değildir. Ancak gerçek kişilerin verdiği kişisel güvencelerde TBK m. 603 devreye girer.
TBK m. 603 ne getiriyor?
Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin, gerçek kişilerce başka ad altında verilen kişisel güvencelere de uygulanmasını.
Kefalette hangi unsurlar el yazısıyla yazılmalı?
Sorumlu olunan azamî miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefil olunuyorsa bu sıfatla yükümlülük altına girildiği.
Limit yazılmayan kefalet ne olur?
Geçersizdir. Alacaklı bu sözleşmeye dayanarak asıl borçlunun borcunu kefilden talep edemez.
Garanti veren ödediğini geri alabilir mi?
Kanunî bir rücu hakkı ve halefiyeti yoktur. Bu nedenle sözleşmeyle kontrgaranti ya da rücu kaydı düzenlenmelidir.
Garanti veren borçlunun savunmalarını kullanabilir mi?
Hayır. Garanti veren, borçluya ait def’ileri alacaklıya karşı ileri süremez.
Şirketin verdiği garanti de şekle tabi mi?
TBK m. 603 gerçek kişilerin verdiği kişisel güvencelere ilişkindir. Tüzel kişi garantilerinde bu şekil kuralı aynı biçimde aranmaz.
Sözleşmeye sonradan ekleme yapabilir miyim?
Kefilin sorumluluğunu artıran sonraki değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.
Banka teminat mektubu hangi kategoriye girer?
Uygulamada bağımsız garanti niteliğinde kabul edilir. Banka teminat mektubu yazımıza bakabilirsiniz.
E-posta ile garanti verilebilir mi?
Garanti şekle bağlı olmadığından yazışmalar da değerlendirmeye alınır; ancak içerik kefalet sayılırsa şekil şartı aranacağı için geçersizlik gündeme gelir.
Alacaklı olarak hangi teminatı tercih etmeliyim?
Bağımsızlığı nedeniyle garanti daha güçlüdür; ancak gerçek kişilerden alınacaksa şekil kuralları nedeniyle kefalet biçiminde ve eksiksiz düzenlenmesi daha güvenlidir.
İlgili mevzuat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 128 — Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 129 — Üçüncü kişi yararına sözleşme
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 581-582 — Kefaletin tanımı ve asıl borç
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 583 — Kefalette şekil
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 584 — Eşin rızası
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 585-586 — Adi ve müteselsil kefalet
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 596 — Kefilin halefiyeti ve rücu hakkı
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 603 — Uygulama alanı
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 — Sözleşmelerin yorumu
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 127 — Halefiyet
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 7 — Ticari işlerde teselsül
- 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu m. 67-68 — İtirazın iptali ve kaldırılması
Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: kefalet sözleşmesi, banka teminat mektubu, üçüncü kişi yararına sözleşme, borcun üstlenilmesi, alacağın temliki.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayda sonuç, teminat metninin içeriğine ve tarafların gerçek iradesine göre değişir. Teminat alırken en değerli iki adım, belgenin hangi türe girdiğini baştan belirlemek ve gerçek kişilerden alınan güvencelerde kefalet şekline eksiksiz uymaktır.