SGK İş Kazasında Rücu Davası Açarsa Ne Kadar Öder? Kurum Zararını Kimden, Ne Kadar İster?

Kısaca
- SGK, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine yaptığı ödemeleri ve bağladığı gelirleri sorumlulardan geri ister. Bu davanın adı rücuen tazminat davası, yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun m.21 ve sağlık giderleri yönünden m.76‘dır.
- İşverenin sorumluluğu kusura bağlıdır: kasıt veya iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareket bulunmadıkça rücu alacağı doğmaz. Kanun ayrıca “İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır” der.
- Talebin ölçüsü bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeridir; ancak bu tutar “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı”dır. Bu nedenle mahkemenin ayrıca gerçek zarar tavan hesabı yaptırması zorunludur.
- Karşılaştırma her bir hak sahibi için ayrı ayrı yapılır. Tüm hak sahiplerinin gerçek zararı ile toplam peşin sermaye değerinin topluca kıyaslanması bozma sebebidir.
- Üçüncü kişinin sorumluluğu m.21/4 gereğince ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile sınırlıdır ve burada gerçek zarar karşılaştırması yapılmaz.
- İşveren ile üçüncü kişi birlikte davalıysa aralarında müteselsil borçluluk vardır; Yargıtay bu durumda uygulanacak hesap formülünü kararlarında ayrıntılı biçimde göstermiştir.
- Sigortalının müterafik kusuru Kurumun rücu edebileceği tutarı azaltır. Ayrıca m.21/5 uyarınca, kazanın oluşumunda kusuru bulunan hak sahiplerine ve kusurlu ölen sigortalının hak sahiplerine rücu edilmez.
- Ceza davasının etkisi sınırlıdır: hukuk hâkimi ceza mahkemesinin kusur nitelendirmesiyle bağlı değildir ama mahkûmiyete esas maddi olguyla bağlıdır. Buna karşılık hükmün açıklanmasının geri bırakılması kesin mahkûmiyet sayılmaz ve hukuk hâkimini bağlamaz.
- Zamanaşımı on yıldır. Başlangıç, gelir ve aylıklar bakımından Kurum onay tarihi, masraf ve ödemeler bakımından masraf veya ödeme tarihidir. 5510 m.93 özel hüküm olduğundan Türk Borçlar Kanunu’nun genel zamanaşımı kuralları uygulanmaz.
Kısa cevap: SGK, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle yaptığı ödemeleri ve bağladığı gelirleri sorumlulardan rücuen tazminat davasıyla geri ister (5510 m.21, sağlık giderleri yönünden m.76). İşverenin sorumluluğu kusura bağlıdır; talebin ölçüsü bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeridir ancak sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlıdır.
Güncelleme notu (31.07.2026): Belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK m.107, 7589 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmıştır; bunun yerine HMK m.109/4 uyarınca alacağın bir kısmı dava edilir ve talep, bir defaya mahsus olmak üzere tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. 31.07.2026’dan önce açılmış davalarda mülga m.107 uygulanmaya devam eder. Ayrıntı için 12. Yargı Paketi (7589 sayılı Kanun) yazımıza bakınız; aşağıda “belirsiz alacak davası” olarak geçen ifadeler bu çerçevede okunmalıdır.
İş kazası dosyalarında çoğu işveren, işçiyle veya mirasçılarıyla anlaşıp tazminatı ödediğinde meselenin bittiğini düşünür. Oysa aylar, bazen yıllar sonra bir dava dilekçesi daha gelir: davacı bu kez Sosyal Güvenlik Kurumu’dur ve talep, sigortalıya bağlanan gelirin bugünkü değeridir. Rakam çoğu zaman işçiye ödenen tazminattan yüksektir ve dilekçede kusur oranından hiç söz edilmemiştir.
Rücu davası, işçinin açtığı tazminat davasının bir tekrarı değildir. Talebin kaynağı, tavanı, hesap yöntemi ve zamanaşımı ayrıdır. Aşağıda Kurumun neyi hangi sınıra kadar isteyebileceğini, gerçek zarar tavanının nasıl çalıştığını, işveren ile üçüncü kişi birlikte davalı olduğunda tutarın nasıl bulunacağını ve savunmanın hangi noktalara yoğunlaşması gerektiğini Yargıtay kararlarıyla ele alıyoruz.
Rücu hakkının dayanağı ve kapsamı
5510 sayılı Kanun m.21/1: “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.”
Bu tek fıkrada davanın bütün iskeleti vardır: sorumluluğun şartı (kasıt veya mevzuata aykırılık), talebin konusu (yapılan ödemeler + gelirin ilk peşin sermaye değeri), tavanı (hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği tutar) ve bir azaltıcı ölçüt (kaçınılmazlık).
5510 sayılı Kanun m.21/4: “İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.”
Sağlık giderleri ayrı bir maddeye tabidir. 5510 m.76/4 uyarınca iş kazası ve meslek hastalığı işverenin kastı veya mevzuata aykırı hareketi sonucu olmuşsa Kurumun yaptığı sağlık hizmeti giderleri işverene tazmin ettirilir ve burada da kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Üçüncü kişiler bakımından ise m.76/6 ek bir şart getirir: sağlık gideri rücusu, üçüncü kişinin kastı, suç sayılır hareketi veya görevini yapmaması ya da ihmalinin mahkeme kararıyla tespit edilmiş olmasına bağlıdır.
| Kalem | Dayanak | İşveren | Üçüncü kişi |
|---|---|---|---|
| Bağlanan gelirler | m.21/1 ve 21/4 | İlk peşin sermaye değerinin tamamı (gerçek zarar tavanıyla sınırlı) | İlk peşin sermaye değerinin yarısı |
| Yapılan ödemeler (cenaze yardımı, geçici iş göremezlik vb.) | m.21/1 ve 21/4 | Tamamı | Tamamı |
| Sağlık hizmeti giderleri | m.76/4 ve 76/6 | Kasıt veya mevzuata aykırılık şartıyla | Mahkeme kararıyla tespit şartıyla |
| Bildirimsizlik nedeniyle geçici iş göremezlik ödeneği | m.21/2 | Bildirim tarihine kadarki süre için | — |
Gerçek zarar tavanı: davanın belkemiği
Uygulamada en sık atlanan nokta budur. Kurumun talebi ilk peşin sermaye değerinden ibaret değildir; bu tutar, hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği tazminat miktarını aşamaz. Dolayısıyla mahkemenin iki ayrı hesap yaptırması gerekir: bir yanda ilk peşin sermaye değeri, diğer yanda usulüne uygun biçimde hesaplanmış gerçek (maddi) zarar. Bunlardan düşük olan esas alınır ve kusur oranı bu tutara uygulanır.
Karşılaştırmanın her hak sahibi için ayrı ayrı yapılması şarttır. Eş, çocuk ve ana-babanın destekten yoksun kalma zararları farklı hesaplanır; her biri için bağlanan gelirin peşin sermaye değeri de farklıdır. Tüm hak sahiplerinin gerçek zararının toplamı ile toplam peşin sermaye değerini kıyaslamak, bazı hak sahipleri yönünden tavanın aşılmasına yol açar ve bozma sebebidir.
Üçüncü kişi bakımından gerçek zarar karşılaştırması yapılmaz. Onun sorumluluğu doğrudan ilk peşin sermaye değerinin yarısı üzerinden ve kendi kusur oranıyla belirlenir.
İşveren ve üçüncü kişi birlikte davalıysa
Aynı kazada hem işverenin hem de üçüncü bir kişinin kusuru varsa, ikisi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi doğar. Ancak m.21/4’ün getirdiği “yarısı” sınırı, teselsül hesabını özel bir formüle bağlar. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bu formülü kararlarında şöyle ortaya koymaktadır:
- İşverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar = (gelirin ilk peşin sermaye değeri × işverenin kusur oranı) + (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı × üçüncü kişinin kusur oranı)
- Üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu olacağı tutar = gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı × (işveren dâhil tüm davalıların kusurları toplamı)
Dairenin bu yaklaşımı benimseme gerekçesi açıktır: aksi hâlde işveren, iç ilişkide üçüncü kişiye hiçbir zaman rücu edemeyeceği bir tutarı Kuruma ödemek zorunda kalırdı.
Bu noktada bir sıfat sorunu da vardır. Kazada kusurlu bulunan şantiye şefi, işletme müdürü veya iş güvenliği uzmanı işveren vekili midir, yoksa üçüncü kişi mi? 5510 m.12/2’ye göre işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini işveren adına ve hesabına yapan kimse işveren vekilidir ve Kanundaki “işveren” deyimi işveren vekilini de kapsar. Sıfatın belirlenmesi doğrudan hesabı değiştirir: işveren vekilinin kusuru işverenin kusuru içinde erirken, üçüncü kişinin kusuru “yarısı” sınırına tabi ayrı bir kalem oluşturur.
Kusur, müterafik kusur ve kaçınılmazlık
Kusur oranları rücu davasının sonucunu doğrudan belirler. Kurum, ilk peşin sermaye değerinin tamamını değil, sorumluların kusur payına düşen kısmını alabilir. Sigortalının kendi kusuru (müterafik kusur) bu tutardan düşülür.
Kaçınılmazlık ise ayrı bir kavramdır: olayın, alınabilecek tüm tedbirler alınmış olsa dahi meydana gelmesinin önlenemeyeceği hâlleri ifade eder. Kanun bunun işverenin sorumluluğunun tespitinde dikkate alınmasını açıkça emreder; bilirkişi raporunda kaçınılmazlık payına hiç değinilmemişse rapor eksik demektir. Buna karşılık raporda “belirtilen tedbirler alındığında kaza önlenebilirdi” tespiti yapılmışsa kaçınılmazlıktan söz edilemez.
| Kavram | Etkisi | Nasıl tartışılır? |
|---|---|---|
| İşverenin kusuru | Sorumluluğun varlık şartı | İhlal edilen mevzuat hükmü somut olarak gösterilmelidir |
| Sigortalının müterafik kusuru | Rücu edilebilir tutarı azaltır | Eğitim, talimat, deneyim ve olayın oluş biçimi birlikte değerlendirilir |
| Üçüncü kişinin kusuru | Yarı sınırına tabi ayrı sorumluluk doğurur | Sıfatın işveren vekili mi üçüncü kişi mi olduğu önce belirlenir |
| Kaçınılmazlık | İşverenin sorumluluğunu azaltır veya kaldırır | Raporda ayrı bir başlık olarak irdelenmelidir |
| Hak sahibinin kusuru | m.21/5: o hak sahibine rücu edilmez | Kazaya karışan hak sahipleri bakımından ayrıca değerlendirilir |
Ceza dosyasının etkisi
Rücu dosyalarında sıkça karşılaşılan bir yanılgı, ceza mahkemesinin belirlediği kusur oranlarının hukuk mahkemesini bağladığıdır. Doğrusu şudur: hukuk hâkimi ceza kararındaki kusur nitelendirmesiyle bağlı değildir, ancak mahkûmiyete esas alınan maddi olguyla bağlıdır. Ceza mahkemesinin kendine özgü usulî imkânlarla saptadığı maddi olayın hukuk yargılamasında yeniden tartışılması kabul edilmez.
Bunun pratik sonucu şudur: hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişiye hukuk davasında hiç kusur verilmemesi isabetli olmaz. Buna karşılık hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kesin bir mahkûmiyet anlamına gelmediğinden hukuk hâkimini bağlamaz; sırf HAGB kararı bulunduğu için bir kişiye kusur izafe edilemez.
Zamanaşımı: on yıl ve başlangıç tarihi
5510 sayılı Kanun m.93/3: “Bu Kanuna dayanılarak Kurumca açılacak tazminat ve rücû davaları, on yıllık zamanaşımına tâbidir. Zamanaşımı tarihi; rücû konusu gelir ve aylıklar bakımından Kurum onay tarihinden, masraf ve ödemeler için ise masraf veya ödeme tarihinden itibaren başlar.”
Bu hüküm, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme zamanaşımına ilişkin genel kuralları karşısında özel kanun niteliğindedir. Dolayısıyla “zarar ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl” biçimindeki genel kural, Kurumun bu Kanuna dayanan tazminat ve rücu davalarına uygulanmaz.
Başlangıç tarihinin belirlenmesi de önemlidir. Gelirler yönünden süre kaza tarihinden değil Kurum onay tarihinden, masraflar yönünden ise her bir masrafın yapıldığı tarihten işlemeye başlar. Bu nedenle kaza üzerinden uzun süre geçmiş olması tek başına zamanaşımı def’ini haklı kılmaz; savunma yapılırken onay tarihinin dosyaya getirtilmesi gerekir. Faiz de aynı mantıkla işler: gelirler bakımından onay tarihinden, masraflar bakımından ödeme tarihinden itibaren yasal faiz yürütülür.
Görevli mahkeme
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.5/1-b uyarınca, idari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür. Kurumun iş kazasından doğan rücu davaları da bu kapsamdadır.
Ne yapmalı?
- Dava dilekçesi elinize geçtiğinde önce talebin kalemlerini ayrıştırın: bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri mi, yapılan ödemeler mi, sağlık giderleri mi isteniyor?
- Kurumdan gelir bağlama kararını ve onay tarihini gösteren belgeleri celbedin; zamanaşımı ve faiz başlangıcı bu tarihe bağlıdır.
- Her hak sahibi için ayrı ayrı peşin sermaye değeri dökümü isteyin; toplu rakam üzerinden savunma yapılamaz.
- Gerçek zarar tavan hesabı yapılmasını açıkça talep edin ve bu hesabın hak sahibi bazında yapılmasını isteyin.
- Kusur raporunun 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile ilgili mevzuata dayandırılıp dayandırılmadığını denetleyin; hangi hükmün ihlal edildiği somut olarak yazılmalıdır.
- Raporda kaçınılmazlık payının irdelenip irdelenmediğine bakın; irdelenmemişse ek rapor talep edin.
- Sigortalının müterafik kusuruna ilişkin delilleri (eğitim kayıtları, talimat tutanakları, kişisel koruyucu donanım teslim belgeleri, deneyim süresi) eksiksiz sunun.
- Davalı gerçek kişilerin işveren vekili mi üçüncü kişi mi olduğunun ayrı ayrı tayin edilmesini isteyin; hesap doğrudan bu nitelendirmeye bağlıdır.
- Aynı olaya ilişkin ceza dosyasını getirtin; mahkûmiyetin kesinleşip kesinleşmediğini ve HAGB kararı bulunup bulunmadığını ayrı ayrı belirtin.
- İşçiye veya hak sahiplerine daha önce yapılmış ödemeleri belgeleyin; bunlar gerçek zarar hesabında dikkate alınır.
- İşveren mali mesuliyet sigortanız varsa davayı sigortacıya usulünce ihbar edin.
- Kusur raporları arasında çelişki varsa bunu somutlaştırarak yeni heyetten rapor alınmasını talep edin; giderilmemiş çelişki en sık bozma sebeplerinden biridir.
Yargı kararlarından
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/7741, K. 2024/7827, 08.07.2024
Gerçek zarar tavan hesabı zorunludur ve karşılaştırma her hak sahibi için ayrı yapılır. Ölümlü iş kazası nedeniyle açılan rücu davasında Daire, aynı dosyada verdiği bozma ilamlarında şu ilkeleri kurmuştur: “Anılan madde ile tazmin sorumlularının Kurum karşısındaki sorumluluğu bir tavanla sınırlandırılmış olup bu sorumluluk ‘…sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı…’ bulunmaktadır. Maddenin açık hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.” Daire ikinci bozmasında hesap yönteminin nasıl yapılacağını da göstermiştir: “bozma sonrası aldırılan hesap raporunda her bir hak sahibi bakımından bağlanan peşin sermaye değerli gelir ile gerçek zararlarının kıyaslanması ile her biri bakımından ayrı ayrı olacak şekilde, düşük olan tutarların esas alınması gerekirken, tüm hak sahiplerinin gerçek zarar miktarı ile toplam peşin sermaye değerinin kıyaslanması ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı”dır. Daire ayrıca davalı gerçek kişilerin işveren vekili mi üçüncü kişi mi olduğunun ayrı ayrı tayin edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bozmalara uyularak verilen son karar 08.07.2024 tarihinde oybirliğiyle onanmıştır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/2929, K. 2025/1730, 11.02.2025
İşveren ve üçüncü kişi birlikte davalıysa müteselsil sorumluluk özel bir formülle hesaplanır. Daire, m.21/1 ile m.21/4’e birlikte dayanan davalarda uygulanacak yöntemi şöyle açıklamıştır: “işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, Kanun Koyucunun getirdiği ‘gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı’ sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.” Daire, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kişi yönünden ise “kesin bir mahkûmiyet anlamında bulunmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuk hakimini bağlamayacağının kabulü gerekir” demiştir. Üçüncü kişilerin kusuruna düşen tutarın tümünden işverenin sorumlu tutulması usule aykırı bulunmuş; hata yeniden yargılama gerektirmediğinden karar, her davalı yönünden sorumluluk tavanı hüküm fıkrasına eklenmek suretiyle oybirliğiyle düzeltilerek onanmıştır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/5117, K. 2024/5534, 20.05.2024
Kusur oranları maddi hatayla yer değiştirilemez; HAGB kararı olan kişiye resen kusur izafe edilemez. Vinç operatörü sigortalının istifleme sırasında ölümüyle sonuçlanan kazada ilk derece mahkemesinin aldığı kusur raporunda sigortalıya %70, işverene %30 kusur verilmişti; ancak hesap raporunda ve kararda oranlar maddi hatayla yer değiştirilmiş, işveren %70 kusurlu kabul edilmişti. Bölge adliye mahkemesi ise resen kusur belirleyerek ceza yargılamasında tali kusurlu bulunup hakkında HAGB kararı verilen dava dışı vardiya amirine %10 kusur izafe etmiş ve işverenin sorumluluğunu %80’e çıkarmıştı. Daire, kusurun belirlenmesinde izlenecek yöntemi ortaya koyduktan sonra somut olayda şu tespiti yapmıştır: “dava dışı üçüncü kişi hakkında ceza mahkemesinde verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığı gibi iş yerinde yeterlilik belgesi bulunan vinç operatörüne kendi eylemleriyle neden olduğu iş kazası nedeniyle İlk Derece Mahkemesinde alınan kusur raporunda atfedilen kusur miktarı olayın oluşuna uygundur.” Karar oybirliğiyle bozulmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/6151, K. 2023/5856, 16.10.2023
Kurumun tazminat ve rücu davalarında 5510 m.93 özel hükümdür; genel zamanaşımı kuralları uygulanmaz. Ölen hak sahibinin hesabına yatmaya devam eden aylıkların çekilmesi nedeniyle Kurumun açtığı tazminat davası, ilk derece mahkemesince “zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl” ölçütüne dayanılarak zamanaşımından reddedilmişti. Daire, 5510 m.93’ün ikinci ve üçüncü fıkralarını aktardıktan sonra şu sonuca varmıştır: “davacı kurumca açılacak prim ve diğer alacaklar ile tazminat ve rucü alacakları davalarının on yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve 5510 sayılı Kanun’un 93 üncü maddesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 82 ve devamı maddeleri karşısında özel kanuni düzenleme olduğundan mahkemece işin esasına girilerek… karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış”tır. Karar oybirliğiyle bozulmuştur.
Dört karar birlikte okunduğunda rücu davasının savunma haritası ortaya çıkar. Talebin üst sınırı iki kez daralır: önce kanunun koyduğu “hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği tutar” tavanıyla, sonra kusur oranıyla. Bu nedenle dosyaya gerçek zarar hesabı girmeden verilen hüküm ayakta kalmaz; üstelik hesabın hak sahibi bazında yapılması, toplulaştırılmış bir kıyaslamayla yetinilmemesi gerekir. İkinci daralma noktası sıfat meselesidir: kazada kusurlu bulunan yöneticinin işveren vekili mi yoksa üçüncü kişi mi sayılacağı, hem hangi fıkranın uygulanacağını hem de “yarısı” sınırının devreye girip girmeyeceğini belirler; işveren ile üçüncü kişi birlikte davalıysa Dairenin gösterdiği formül dışında bir hesap kabul edilmemektedir. Üçüncü nokta ceza dosyasının ağırlığıdır: kesinleşmiş mahkûmiyete esas maddi olgu hukuk hâkimini bağlar, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kesin mahkûmiyet olmadığından tek başına kusur atfına dayanak yapılamaz; bölge adliye mahkemesinin dosyadaki rapora rağmen resen kusur dağıtması da isabetli görülmemiştir. Son olarak zamanaşımı, uygulamada sanılanın aksine haksız fiil kurallarına değil 5510 m.93’e tabidir: süre on yıldır ve gelirler bakımından kaza tarihinden değil Kurum onay tarihinden işlemeye başlar. Bu dört başlık, rücu dosyalarında hem savunmanın hem de bilirkişi denetiminin doğal gündemini oluşturur.
Sık yapılan hatalar
| Hata | Sonucu | Doğrusu |
|---|---|---|
| Gerçek zarar tavan hesabı istenmemesi | Kurum, hak sahiplerinin isteyebileceğinden fazlasını tahsil edebilir | Tavan hesabını baştan ve açıkça talep etmek |
| Karşılaştırmanın toplam rakamlar üzerinden yapılması | Bazı hak sahipleri yönünden tavan aşılır; bozma sebebi | Her hak sahibi için ayrı kıyaslama yaptırmak |
| İşveren vekili / üçüncü kişi ayrımının yapılmaması | Yanlış fıkra uygulanır, tutar hatalı çıkar | Her davalının hukuki konumunu ayrı ayrı belirletmek |
| Kaçınılmazlık payının hiç tartışılmaması | İşveren, önlenemez bir olayın tamamından sorumlu tutulur | Raporda kaçınılmazlığın ayrıca irdelenmesini istemek |
| Müterafik kusur delillerinin sunulmaması | Sigortalıya kusur verilmez, rücu tutarı yükselir | Eğitim, talimat ve donanım kayıtlarını dosyaya koymak |
| HAGB kararını mahkûmiyet gibi kabul etmek | Kusuru olmayan kişiye kusur izafe edilir | HAGB’nin hukuk hâkimini bağlamadığını ileri sürmek |
| Kesinleşmiş mahkûmiyeti göz ardı etmek | Maddi olguyla bağlılık kuralı ihlal edilir | Ceza dosyasını getirtip kesinleşme durumunu belgelemek |
| Zamanaşımını kaza tarihinden hesaplamak | Yersiz def’i ileri sürülür, savunma zayıflar | Gelirlerde Kurum onay tarihini esas almak |
| Çelişkili kusur raporlarının kabullenilmesi | Denetime elverişsiz rapora dayalı hüküm kurulur | Çelişkiyi somutlaştırıp yeni heyet talep etmek |
İşçiyle anlaşıp tazminatı ödedim; SGK yine dava açabilir mi?
Evet. Kurumun rücu hakkı, işçiye ödenen tazminattan bağımsız bir alacaktır. Ancak işçiye yapılan ödemeler gerçek zarar hesabında dikkate alınır ve tavanı etkiler; bu nedenle ödeme belgelerinin eksiksiz sunulması önemlidir.
Kusurum yoksa yine de bir şey öderim mi?
Kural olarak hayır. 5510 m.21/1’e göre işverenin rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurunun varlığı hâlinde mümkündür. Kasıt veya iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareket saptanmazsa talep reddedilir.
İlk peşin sermaye değeri nedir?
Bağlanan gelirin, gelirin başladığı tarih itibarıyla hesaplanan toplu karşılığıdır. Rücu talebinin ölçüsü bu değerdir; sonradan yapılan artışlar veya güncellemeler değil, gelirin başladığı tarihteki değer esas alınır.
Üçüncü kişi neden yarısından sorumlu?
Kanun koyucu m.21/4’te açık bir sınırlama getirmiştir: üçüncü kişiye, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı rücu edilir. Bu, üçüncü kişinin işveren gibi sürekli bir iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğü altında bulunmamasının sonucudur.
Alt işverenin işçisi kaza geçirdi; asıl işveren de sorumlu mu?
Asıl işveren–alt işveren ilişkisinde sorumluluk müteselsil olabilir. Kimin işveren, kimin işveren vekili, kimin üçüncü kişi sayılacağı somut ilişkiye göre belirlenir ve bu nitelendirme rücu hesabını doğrudan etkiler.
İşveren mali mesuliyet sigortam varsa ne olur?
Poliçe kapsamı ve limiti çerçevesinde sigortacı devreye girer. Davanın sigortacıya usulüne uygun ihbar edilmesi, sonradan rücu ve teminat tartışması yaşanmaması bakımından önemlidir.
Kaçınılmazlık kabul edilirse dava tamamen reddedilir mi?
Zorunlu değildir. Kaçınılmazlık, olayın önlenemez kısmına düşen payı ifade eder ve bu pay oranında sorumluluğu azaltır. Tamamen kaçınılmaz olduğu saptanan olaylarda ise işverenin sorumluluğu doğmaz.
Hak sahibi de kazada kusurluysa ne olur?
5510 m.21/5 uyarınca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine ve kusurlu ölen sigortalının hak sahiplerine Kurumca rücu edilmez.
Kamu görevlisinin görevi gereği yaptığı fiil nedeniyle kaza olduysa?
Aynı fıkra bu hâli de düzenler: kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idarelerince görevlendirilen kişilerin vazifeleri gereği yaptıkları fiiller sonucu meydana gelen olaylarda, haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere kurumuna veya ilgililere rücu edilmez.
Sağlık giderleri de aynı kurallara mı tabi?
Hayır, sağlık giderlerinin dayanağı m.76’dır. İşveren yönünden yine kasıt veya mevzuata aykırılık aranır ve kaçınılmazlık dikkate alınır. Üçüncü kişiler bakımından ise sorumluluğun mahkeme kararıyla tespit edilmiş olması gerekir.
Faiz hangi tarihten işler?
Gelirler bakımından Kurum onay tarihinden, masraf ve ödemeler bakımından masrafın yapıldığı veya ödemenin gerçekleştiği tarihten itibaren yasal faiz yürütülür.
Kurum kısmi dava açtı, sonra ıslah edebilir mi?
Evet. Uygulamada Kurum çoğu kez fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi veya belirsiz alacak davası açar ve bilirkişi raporundan sonra talebini artırır. Bu nedenle savunmanın baştan tüm tutar üzerinden kurulması gerekir.
Bilirkişi raporuna itiraz etmezsem ne olur?
Rapor hükme esas alınır ve sonradan aynı itirazları ileri sürmek güçleşir. Kusur ve hesap raporlarına, süresi içinde ve somut gerekçelerle itiraz etmek rücu dosyalarında belirleyicidir.
Rücu davası nerede görülür?
7036 sayılı Kanun m.5 uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu’nun taraf olduğu ve iş ile sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür; iş kazasından doğan rücu davaları da bu kapsamdadır.
İlgili mevzuat
- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.12 (işveren, işveren vekili), m.13 (iş kazasının bildirimi), m.21 (işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu), m.76 (sağlık giderlerinden sorumluluk), m.93 (Kurum alacaklarında zamanaşımı)
- 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.4 (işverenin genel yükümlülüğü), m.19 (çalışanların yükümlülükleri)
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.61–62 (müteselsil sorumluluk ve iç ilişkide paylaştırma), m.74 (ceza hâkiminin kararının hukuk hâkimine etkisi)
- 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.5 (görev)
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.107 (belirsiz alacak davası), m.109 (kısmi dava), m.266 vd. (bilirkişi incelemesi)
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.02.2012 tarihli, E. 2011/19-639, K. 2012/30 sayılı kararı (hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının hukuk hâkimini bağlamaması)
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 04.02.1959 tarihli, 13/5 ve 09.05.1960 tarihli, 21/9 sayılı kararları (usuli kazanılmış hak)
Bağlantılı yazılarımız: iş kazasında kusur oranı ve bilirkişi raporu, iş kazası tazminat davası, iş kazası tazminat hesaplama ve sigortacının rücu hakkı.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Rücu davasında sonucu belirleyen unsurlar kusur oranları, hak sahibi bazında yapılacak tavan hesabı ve davalıların hukuki konumudur. Dosyanızdaki kusur ve hesap raporlarının içeriği savunma stratejisini doğrudan etkiler.